Hüseyin Akçar yazdı...
Son günlerde yine aynı cümleler dolaşıma sokuluyor:
“Ön seçim şart”, “Ön seçim olmazsa olmaz”, “Parti içi demokrasi”…
Ne hikmetse bu söylemler, tam da milletvekili aday adaylığı listeleri konuşulmaya başlandığında yeniden ısıtılıp servis ediliyor. Sanki ülkenin, sanki partinin başka hiçbir meselesi yokmuş gibi. Sanki yurttaşın geçim derdi, adalet krizi, emekçinin hali, gençlerin umutsuzluğu gündemde değilmiş gibi.
Oysa bugün konuşmamız gereken şey çok açık:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin programı, politikaları ve iktidara yürürken nasıl bir yol izleyeceği.
Genel Başkan Özgür Özel’in işaret ettiği yer de burasıyken, herkesin yeniden “mevki kapma” telaşına düşmesi ister istemez şu soruyu doğuruyor:
Bu ön seçim ısrarı gerçekten demokrasi için mi, yoksa kişisel hesaplar için mi?
Daha da önemlisi şu:
Ön seçim diye bağıranlar, önce kendi sicilleriyle yüzleşti mi?
Hafıza Tazeleyelim
28 Ocak 2024.
Tepebaşı Belediye Meclis Üyelikleri için yapılan ön seçim…
Bu seçimle ilgili olarak:
• Usulsüzlüklere dair verilen dilekçelere cevap verildi mi?
• Pusula ve mühürlerin akıbeti açıklandı mı?
• O pusulalar nasıl kayboldu, o mühürler kimlerin elindeydi?
Bu soruların tek birine bile kamuoyunu tatmin edecek bir yanıt verildi mi?
Hayır.
Ama iş ön seçimi savunmaya gelince, kürsülerden demokrasi nutukları atmakta kimse tereddüt etmiyor.
Aynı yöntemleri başka bir parti uyguladığında ortalığı ayağa kaldıranlar, aynı usulsüzlükler kendi içlerinde yaşandığında neden suskun?
İşçilere baskı uygulanarak, listeler masa başında dizayn edilirken; “parti içi demokrasi” neredeydi?
Bu süreçle ilgili:
• Kimin hakkında soruşturma açıldı?
• Kim hangi yaptırımla karşı karşıya geldi?
• Parti içi denetim mekanizmaları çalıştırıldı mı?
Bu sorular cevapsızken, bugün çıkıp “ön seçim olmazsa olmaz” demek, en hafif tabiriyle inandırıcı değil.
Ön seçim kutsal bir kavram değildir.
Onu kutsal yapan şey adalet, şeffaflık ve hesap verebilirliktir.
Hukuk yoksa, kural yoksa, yaptırım yoksa; ön seçimin adı demokrasi olmaz, süslenmiş bir aldatmacaya dönüşür.
Kimse kusura bakmasın:
Geçmişin hesabı sorulmadan, usulsüzlüklerin üzeri örtülerek, dilekçeler cevapsız bırakılarak kimse ön seçimin adını ağzına almamalı.
Hukukun gereği neyse elbette yapılır.
Ama buna sessiz kalanların, bugün demokrasi dersi vermeye kalkması kabul edilemez.
Bu yüzden mesele ön seçim değil.
Mesele samimiyet.
Ve bu samimiyet sınavından geçemeyenlerin, yüksek sesle konuşmadan önce biraz durup düşünmesi gerekiyor.