Deniz Çağlar Fırat yazdı...

Siyasette bazen en yüksek ses, söylenen değil, söylenmeyendir.
Kazım Kurt’un Yılmaz Büyükerşen hakkında yaptığı ve ardından “bir daha konuşmam” diyerek kapattığı açıklama, tam da böyle bir söylenmemiş sözlerin söylenmişliğini hissettiriyor.

CHP Kurultayından sonra ortaya çıkan tartışma (ki aslında işaretleri Deli Deli İşler Yapan Bir Eskişehirli kitabında verilmişti) sıradan bir polemik havasında olmadığını net şekilde gösteriyor.

Artık bu durum bir belediye başkanının, bir başka isme kırgınlığını ifade etmesinden ibaret de değil. Artık bu tartışma, Eskişehir’de CHP’nin geçmişle kurduğu ilişki, bugünü nasıl yönettiği ve 2026’ya nasıl yürüyeceği sorularını içinde barındıran bir havaya doğru ilerliyor.

Kazım Kurt, Büyükerşen hakkında artık açıkça şunu söylüyor:
“Evet, Eskişehir’e büyük hizmetler yapıldı. Evet, bana da katkılar sunuldu. Ama yapılanların sürekli hatırlatılması, artık bir hizmet anlatısı değil; bir beklenti dili üretmeye başlıyor.”

Yani Kurt, Hocanın sürekli bu ifadeleri kullanmasını “hizmet” olarak değil “tahakküm” aracı olarak gördüğünü ifade ediyor. Bu cümle, siyasette nadiren bu kadar net kurulur.

Çünkü bu, bir başarıyı inkâr etmek değil; başarı üzerinden sürekli bir hiyerarşi kurulmasına yapılan itirazdır.

Bir tarafta Yılmaz Büyükerşen var; Eskişehir’de güçlü bir figür, “hoca”, hatta tarihsel olarak meşruiyetin simgesi.
Diğer tarafta Kazım Kurt… Aktif siyasal güç, sahada karşılığı olan, örgütle iç içe bir siyasetçi…

Ve bu iki isim arasında ilk kez bu kadar açık bir sınır çizildi.

Hatta Kazım Kurt “konuşursam hakaret etmek zorunda kalırım” bile dedi. Yani bu bir geri çekilme değil; tam tersine, Kurt, bir eşik ilan etti, sınır belirledi.

Bu, “buradan sonrası geri dönülmez” uyarısıdır. Hele ki “bana ya da atalarıma hain demek kimsenin haddi değildir” ifadesi, tartışmanın hangi sertlikte dolaştığını da ele veriyor.

Peki, bu mesele CHP içine sıçrar mı?

Bu sorunun cevabı, iki kişiden çok, partinin kendisiyle ilgilidir. CHP Eskişehir’de uzun süredir şunu erteleyerek yol aldı: Geçmişin karizması mı, bugünün örgütlü gücü mü?

Yerel seçimler geride kaldı. Belediyeler kazanıldı. Ama seçim kazanmak, parti içi denge sorunlarını otomatik olarak çözmüyor. Aksine, seçim sonrası dönemler genellikle yeniden yapılanma sancılarının en görünür olduğu zamanlardır.

2026 tam da bu nedenle kritik bir eşik.
2026 yalnızca bir yıl değil;

  • Yeni kadroların öne çıkıp çıkmayacağı,
  • Eski meşruiyetlerin nasıl konumlanacağı,
  • CHP’nin yerel ölçekte “kime yaslanarak” siyaset üreteceği
    sorularının cevabını bulacağı bir yıl olacağa benziyor.

Eğer bu tartışma kişisel kırgınlık sınırında tutulursa, CHP bunu yönetebilir.
Ancak mesele:

  • “Hoca’ya vefa” ile “aktif belediyecilik” karşı karşıya getirilirse,
  • Taraflar adına konuşanlar çoğalırsa,
  • İl örgütü ve yerel siyasetteki lider isimler dolaylı pozisyon almaya başlarsa,

o zaman bu gerilim, Eskişehir CHP örgütünün iç yapısını doğrudan etkileyen bir fay hattına dönüşür.

Şu an için tek net şey var:
Kazım Kurt frene basmış durumda.
Bu, tartışmayı büyütmemek için yapılmış stratejik bir tercihe benziyor. Ama bu tercih, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; yalnızca ertelendiğini gösteriyor.

Eskişehir CHP örgütü, 2026’ya giderken şunu netleştirmek zorunda:
Geçmişe saygı duyan ama bugünü teslim etmeyen bir denge mi kurulacak,
yoksa suskunluklar biriktirilip daha sert kopuşlara mı zemin hazırlanacak?

Bazı suskunluklar vardır, aslında yüksek sesle konuşur. Şimdilik bu suskunluklar da onlardan birine benziyor.

Bekleyip görelim, 2025’ten 2026’ye devredilen bu tartışma CHP adına neleri gösterecek?