Cihan Yıldırım yazdı...

İftara beş kala… Gökyüzü turuncudan mora dönüyor. Şehir yavaşlıyor. Fırınların önünde son pideler, kavşaklarda son korna sesleri. Arabada bir şarkı takılı kalıyor: “Hani benim gençliğim nerde… Bu ne yaman çelişki anne…”
Ramazan, hatırlamanın ayıdır. Siyaset ise unutmamanın.
Eskişehir’de bu iki duygu her yıl aynı masada buluşuyor. Ama aynı masada buluşmak, aynı dili konuşmak anlamına gelmiyor.
Bir zamanlar İstanbul’da AK Parti hareketi, sahiciliği yöntem haline getirmişti. Klişe değil, temas üretiyordu. Işıklarda dağıtılan iftariyelikler… O gün için yeniydi. O gün için cesurdu. O gün için sahiciydi. Recep Tayyip Erdoğan rüzgarı yelkenleri tamı tamına doldururken bu incelik İstanbul için müthiş sükseliydi. Üstelik yüzlerce hatta binlerce gönüllü genç ile yapılıyordu
Bugün aynı yöntem her ramazanda her şehirde tekrarlandığında aynı etkiyi üretmiyorsa, sorun seçmende değil; zamanın ruhunu ıskalamaktadır. Eskişehir’de birkaç genç bir cadde bir bulvarda birkaç dakikalık bir fotoğraf etkinliği olarak kalıyorsa ısrarın amacı nedir?
Siyaset, hafızası güçlü olanların oyunudur. Ama hafızaya yaslanıp geleceği görmezden gelenlerin değil. Eskişehir’de son yerel seçim sonuçlarını duygular ve veri anlatır. Seçmenin duygusu bölgenin sosyolojisini belirler, tercihi de sonuç verisini tayin eder.
Odunpazarı hattında, özellikle AK Parti’nin iftar çadırı bulunan Dede Korkut Parkı çevresinde; Kazım Kurt ciddi farklar üretti. Bu fark yalnızca sandık farkı değil; saha organizasyonu ile mahalle sosyolojisinin örtüştüğü noktada elde edilebilir.
2002’den bu yana aynı bölgede AK Parti’nin oy grafiği artmadı. Hatta bir zamanlar AK Parti İl Binası bile tam o bölgedeydi. Artmak bir yana, oransal olarak geriledi. Bu tesadüf değildir. Bu, seçmen davranışının istikrarlı mesajıdır. Yıllar içinde bir bölgede duygu ve veri aynı yöndeyse sonucu değiştiremezsiniz yalnızca oyalanırsınız.
Bir dönem Volkan Doğan yine o bölgeye, Çarşamba Pazarı diye bilinen yere büyük bir etkinlik alanı kurdu. Görüntü güçlüydü. İlgi yüksekti. Hatta yargı kararıyla kaldırılması mağduriyet algısı yarattı. Ama siyaset, kalabalık değil etkililik işidir.
Enerjiyi karşı mahalleye yığarken; Emek, 71 Evler, Huzur, Erenköy gibi mahallelerde sandığa gitmeyen seçmen unutuldu. Tarihin en başarılı seçim kampanyasını yapan AK Partili aday Volkan Doğan bile sosyoloji bilmediği, samimiyeti hissettiremediği için alacağından da oldu. Hep daldaki kuşa giderken eldeki kuş da yuvadan uçtu. “Garanti” görülen mahallelerin sandık motivasyonu ihmal edildi.
Hiçbir mahalle kimsenin tapulu mülkü değildir.
Siyasetin en pahalı cümlesi şudur: “Orası zaten bizim.” Meğer değilmiş. Kazım Kurt o dönem Emek ve 71 Evler’de hane hane çalışıp rekor oy arttırdı. 1.parti değildi ama samimiyeti ile farkın kapanmasına engel oldu. Duyguyu değiştirdi, sonucu değiştirtmedi. Duyguyu birebir göz göze bakarak değiştirdi.
Ramazan çadırı kurmak kolaydır. Ama mahalle bazlı strateji kurmak zordur. Seçmen bazlı çalışmak ise yalnızca ekibi, alt yapısı ve idealleri olanların işidir. Bir tarafta AK Parti’nin Sümer’de etkinlikleri sürerken, diğer tarafta Kazım Kurt Büyükdere’de çadır kuruyor; Büyükdere–Gültepe–Yenikent hattını konsolide ediyor. Ertesi gün Emek’teki çadırda görünüyor, 71 Evler’de el sıkıyor, Huzur’da göz teması kuruyor. Duyguyu kontrol altında tutuyor ki lehine olan sonuç değişmesin.
Bu bir organizasyon değil, bir saha mühendisliğidir. Siyaset artık kalabalık üretme sanatı değil; doğru yoğunluk üretme sanatıdır. Genç seçmen arkada yemek masası dururken oturulan yer sofrası fotoğrafına değil, ekonomik tabloya bakıyor. Sosyal medyada yüksek etkileşim, sandıkta yüksek katılım anlamına gelmiyor ki bunu en iyi AK Parti’nin karşı mahallesi ve Erdoğan biliyor. Ama Erdoğan’ın neferleri biliyor mu?
Her Ramazan aynı şehit evleri, aynı yer sofrası kareleri, aynı iftara beş kala kumanya dağıtımı…
Güzel… Ama seçmen artık şunu soruyor: Bu temas kalıcı mı, yoksa mevsimlik mi?
Romantizm, siyasetin yakıtıdır.
Ama strateji, motorudur.
Yakıt olmadan gidilmez.
Motor olmadan varılmaz.
Ramazan, paylaşmanın en saf halidir. Siyaset ise hesap yapmanın en soğuk hali. Eskişehir’de sorun paylaşmak değil. Sorun, paylaşımın planla örtüşmemesi.
Bir yanda bilinen mahalle ve şehir demografisi,
Bir yanda değişmeyen organizasyon refleksi.
Bir yanda veri,
Bir yanda alışkanlık.
Bir yanda göz teması,
Bir yanda alkış alma gösterisi.
Şehir değişiyor… Seçmen değişiyor… Gençlik değişiyor…
Ama yöntem değişmiyorsa, sonuç da değişmez. Ezan okunuyor… Şehir susuyor… Sofralar kuruluyor… Ve insan ister istemez düşünüyor: AK Parti siyaseti gerçekten şehrin kalp atışını mı dinliyor, yoksa geçmişin yankısını mı? Kurumsal bir umuda mı tutunuyor yoksa şahsi istikbal beklentileri ağır mı basıyor? Belki de asıl mesele şudur: Ramazan’da kurulan sofralar birleştiriyor olabilir.
Ama sandıkta ambleminizde birleşmeyen seçmen, başka bir şey anlatıyor olabilir mi?
Erdoğan hala samimiyeti, göz temasını, birebir çalışmayı, kahvehane ziyaretini, taksi durağında çay içmeyi, çay bahçesinde oturan ailelerle plansız sahur yapmayı bu kadar önemsiyorken; Eskişehir’de kazandıran “Erdoğanizm” tipi siyaseti CHP’li başkanların önemsemesi hatta yapmaya çalışması dikkatinizi çekiyor mu? Erdoğan’ın AK Partisinin de gösteri, alışkanlık, kalabalık siyaseti ile kendini CHP’nin kalesi bir mahalleye sınırlaması garip gelmiyor mu?
İşte o an şarkı yeniden başlıyor:
“Bu ne yaman çelişki anne…”