Cihan Yıldırım yazdı...

Bir üniversiteyi binalar değil, liyakat ayakta tutar. Türkiye Yüzyılı’nın en önemli hedeflerinden biri, dünya ile rekabet eden üniversiteler inşa etmektir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hemen her konuşmasında altını çizdiği üç temel ilke vardır: Liyakat, adalet ve fırsat eşitliği.
Çünkü güçlü devlet, güçlü kurumlarla; güçlü kurumlar ise ehil insanların yönetimiyle ayakta kalır.
İşte tam da bu nedenle Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nin yeni yönetimini bekleyen en büyük sorun bina yapmak, tabela değiştirmek veya makam odalarını yenilemek değildir.
Asıl mesele, son yıllarda ciddi şekilde yıpranan kurumsal güveni yeniden tesis edebilmektir.
Bugün ESOGÜ denildiğinde ne yazık ki kamuoyunda bilimsel başarılar kadar; akademik kadro tartışmaları, açılan davalar, iptal edilen işlemler ve liyakat konusundaki eleştiriler de konuşulmaktadır.
Bir devlet üniversitesinin adının mahkeme dosyalarıyla birlikte anılması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tablodur.
Üniversiteler, kişilerin değil bilimin kurumlarıdır.
Bir akademisyen kadroya başvururken “Hak eden mi kazanacak?” sorusunu değil de “Süreç gerçekten tarafsız işleyecek mi?” sorusunu sormaya başlamışsa, orada yönetim anlayışının sorgulanması kaçınılmazdır.
Mahkeme süreçlerinin yaşanması tek başına bir kurumun başarısız olduğu anlamına gelmez.
Ancak benzer tartışmaların yıllar boyunca tekrar etmesi, kamuoyunda oluşan güven kaybını görmezden gelmeyi de imkânsız hâle getirir.
Yeni yönetimin ilk görevi, bu tartışmaları tamamen sona erdirecek kadar şeffaf ve hesap verebilir bir sistem kurmaktır.
ESOGÜ Tıp Fakültesi, Türkiye’nin köklü tıp fakültelerinden biridir.
Yıllarca yetiştirdiği hekimlerle sağlık sistemine önemli katkılar sunmuştur.
Ancak köklü olmak, geleceği garanti etmez.
Son yıllarda kamuoyunda paylaşılan değerlendirmelerde ve üniversiteler arasındaki rekabet tartışmalarında ESOGÜ’nün eski ağırlığını koruyamadığı yönünde eleştiriler dikkat çekmektedir.
Bir zamanlar kendisiyle kıyaslanan bazı fakülteler bugün araştırma kapasitesi, akademik görünürlük ve kurumsal gelişim açısından daha iddialı bir noktaya ulaşmıştır.
Pamukkale ve Kocaeli Üniversiteleri bunun en çok konuşulan örnekleri arasında gösterilmektedir.
Bu durum tek başına bir sıralama meselesi değildir.
Asıl soru şudur: Neden daha köklü bir kurum, daha genç üniversitelerin gerisinde kaldığı yönünde bir algıyla karşı karşıya?
Bu sorunun cevabı yalnızca bütçede veya fiziki imkânlarda aranamaz.
Üniversiteleri büyüten sadece betonarme binalar değildir.
Onları büyüten; özgür akademik ortam, güçlü araştırma kültürü, şeffaf yönetim ve liyakate dayalı kadro politikalarıdır.
Bir üniversiteyi içeriden çökerten en büyük tehlike kaynak yetersizliği değildir.
En büyük tehlike, liyakatin tartışılır hâle gelmesidir.
Bilim yerine aidiyetlerin konuşulduğu…
Yayın yerine ilişkilerin gündem olduğu…
Üretim yerine kutuplaşmanın öne çıktığı bir akademik iklim, sadece bireyleri değil kurumu da geriye götürür.
Genç akademisyenler geleceklerini başka üniversitelerde aramaya başlar.
Nitelikli bilim insanları kurumdan uzaklaşır.
Kaybeden yalnızca üniversite olmaz; şehir de kaybeder, ülke de kaybeder.
Türkiye Yüzyılı vizyonu, uluslararası sıralamalarda yükselen, bilim üreten ve dünyaya yön veren üniversiteler hedeflemektedir.
Bu hedefe ulaşmanın yolu; hukuka bağlı, şeffaf, hesap verebilir ve liyakati merkeze alan bir yönetim anlayışından geçmektedir.
Yeni rektörün başarısı, kaç protokol imzaladığıyla değil; üniversite içinde güveni yeniden tesis edip edemediğiyle ölçülecektir.
Mahkeme salonlarında tartışılan değil…
Bilimsel dergilerde konuşulan…
Kadro ilanlarıyla değil, keşifleriyle gündeme gelen…
Genç akademisyenlerin ayrılmak için değil, gelmek için yarıştığı bir ESOGÜ oluşturulabildiği gün, gerçek başarıdan söz edilebilecektir.
Çünkü üniversiteler makamlarla değil, ilkelerle yönetilir.
İlkelerin yerini ilişkiler almaya başladığında ise geriye sadece kaybedilen yıllar kalır.
Yeni rektörün önünde tarihi bir fırsat vardır.
Bu fırsat, yalnızca bir yönetim değişikliği değil; ESOGÜ’nün yeniden güven, liyakat ve bilim ekseninde ayağa kalkmasını sağlayacak bir zihniyet değişiminin başlangıcı olabilir.
Eskişehir bunu hak ediyor.
ESOGÜ bunu hak ediyor.
Ve en önemlisi, bu ülkenin genç bilim insanları bunu hak ediyor.