Cihan Yıldırım yazdı...

Ayşe Ünlüce’nin göreve geldiği 800 günü geride bıraktığı günlerde Eskişehir siyasetinde yine hareketli günler yaşanıyor. Rakibi Nebi Hatipoğlu’nun açıklamaları gündemi meşgul ediyor. Tartışmalar, vaat karşılaştırmaları, eleştiriler… Hepsi siyasetin olağan akışı içinde.
Ben ise bu satırlarda Ünlüce’nin ne yaptığına ya da yapmadığına değil, görevi devraldığı Yılmaz Büyükerşen ile arasındaki temel farka odaklanmak istiyorum. Bu farkı anlatmanın en iyi yolu da iki gemi üzerinden gitmek.
Bir yanda Titanik var.
Herkes bilir. Adını duymayan yoktur. 1912’de okyanusa açılan o gemi, sadece bir ulaşım aracı değildi; bir hikâyeydi. Zengin-fakir ayrımı, aşk, gerilim, son anda binenler, gemiyi terk etmeyen kaptan…
İyisiyle kötüsüyle tam bir destan. Makine dairesinden bacasına, birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar her detayı biliyoruz. Filmlere konu oldu, kitaplara geçti, hâlâ konuşuluyor. Titanik, görkemiyle olduğu kadar trajedisiyle de akılda kaldı.
Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’deki 25 yılına en çok benzeyen gemi tam da budur. Şehir bir limandan başka bir limana taşındı. Büyük dönüşümler yaşandı.
Tartışmalar, övgüler, eleştiriler, başarılar ve hayal kırıklıkları… Her şey görünürdü. Herkes o gemiyi konuşuyordu. Titanik gibi, hem hayranlık hem merak uyandırıyordu. Adı Eskişehir’le özdeşleşti.
Diğer yanda ise Icon of the Seas var.
Adını Google’a “dünyanın en büyük yolcu gemisi” diye yazınca öğreniyoruz.
Titanik’ten kıyas kabul etmez şekilde büyük… Daha modern, daha güvenli, daha verimli, daha konforlu.
Teknolojisi, mühendisliği, taşıma gücü bambaşka bir seviyede. Ama ne filmi var, ne aşk hikâyesi, ne de “gemiyi terk etmeyen kaptan” efsanesi.
Sessiz sedasız okyanusu yarıyor. Nerede olduğunu, ne yaptığını pek bilmiyoruz. Manşetlere pek çıkmıyor. Çünkü görevi, dram yaratmak değil; mümkün olan en fazla insanı en güvenli ve konforlu şekilde taşımak.
Ayşe Ünlüce’nin şu anki başkanlığı, tam da bu gemiye benziyor.
Büyükerşen’in Titanik’i efsaneydi.
Ünlüce’nin Icon of the Seas’i ise devasa bir gerçeklik.
Daha büyük kapasite, daha modern altyapı, daha az görünürlük. Titanik’in dramı varken Icon’un sessizliği var.
Titanik’in hikayesi bitip tarihe karıştı; Icon’un hikayesi ise henüz yazılıyor. Ama bu hikâye, gürültüyle değil, işlevle ilerliyor.
Titanik’i herkes tanır çünkü o bir trajedi ve efsaneydi.
Icon of the Seas’i ise pek tanımayız çünkü o sadece işini yapıyor.
İki gemi, iki başkan, iki dönem.
Biri görkemli bir macera gibi geçti.
Diğeri ise sessiz, ama çok daha büyük bir kapasiteyle yol alıyor.
Hangisi daha kalıcı olur, zaman gösterecek. Ama şu anda biri hâlâ Titanik’in efsanesiyle anılıyor, diğeri ise Icon of the Seas’in devasa sessizliğiyle hizmet veriyor.
İki gemi, iki başkan.
Biri hikâye bıraktı, diğeri ise hâlâ yolcu taşıyor.