Cihan Yıldırım yazdı...

AYD Yapı’nın GaGa yanına yaptığı projesinin tanıtım etkinliğine katıldım. Alan, inşaat sektörünün ağır toplarıyla doluydu. Konuşmaların odağı ise kentte yükselen “devasa” projelerdi: Hill City, Sarar, ESO Plaza, Gamgam, Bulvar’daki Migros karşısına gelecek yeni kompleks, City Park ve elbette Fabrikalar Bölgesi’nin dönüşümü…
Rakamlar uçuşuyordu havada.
Aşağısöğütönü’nde 65 milyon TL’ye villa konuşuluyordu. 1+1’ler 7 milyondan başlıyordu. Kızılyer 13-15 milyon bandına oturmuştu.
AYD’nin o akşam tanıttığı projede fiyatlar 24 milyon seviyesindeydi. Bir tanıdık, “21 milyonluk eve 18 milyon verdim, mal sahibi ikna olmadı” diye dert yanıyordu. Karabayır’da Gold Yapı’nın 13 özel villası için istenen rakamları ilk duyduğumda “tarihi zirve” demiştim! Rıdvan Abi mevcut piyasada adeta Hulusi Kentmen gibi kaldı.
Sonra 40 yıllık ticaret erbabı bir abi lafa girdi, cümlesi özetliyordu olan biteni:
“Manhattan’da 30 milyona ev var. Central Park’a bakan daire 30 milyon. Eskişehir’de neler oluyor?”
İşte tam bu noktada hikâye Manhattan’dan Kızılyer’e uzanıyor.
Bir yanda dünyanın en pahalı, en ikonik metropolü: sınırlı arazi, küresel sermaye, Central Park manzarası, finans merkezi olma iddiası.
Öbür yanda Anadolu’nun ortasında, sanayisiyle, üniversitesiyle, genç nüfusuyla büyüyen ama hâlâ “orta ölçekli” sayılan Eskişehir.
Arada uçurum var gibi görünüyor. Ama fiyatlar o uçurumu kapatmaya çalışıyor. Ya da en azından öyle bir algı yaratıyor.
Neler oluyor gerçekten?
Öncelikle arz-talep dengesi bozuldu.
Bunların hepsi bir araya gelince Eskişehir’de de “Manhattan etkisi” oluşmaya başladı.
Rezidans, AVM, plaza üçgeni kent siluetini değiştiriyor. Fabrikalar Bölgesi’ndeki dönüşüm projeleri, Bulvar ve Odunpazarı hattındaki yoğunlaşma, bu dönüşümün mekânsal yansımaları.
Ama hikâyenin öteki yüzü de var. 65 milyonluk villa, 24 milyonluk daire… Bu rakamlar ortalama Eskişehirli için ne kadar erişilebilir?
Kentin kendi dinamikleriyle mi büyüyoruz, yoksa dışarıdan gelen sıcak paranın yarattığı balon mu şişiyor?
İnşaat sektörü istihdam yaratıyor, kentsel dönüşümü hızlandırıyor, çehreyi güzelleştiriyor; tartışmasız. Fakat aynı sektörün yarattığı “fiyat enflasyonu” da orta ve alt gelir gruplarını konut piyasasının dışına itiyor.
Manhattan’da 30 milyon dolarlık daire “mantıklı” gelebilir çünkü o daire sizi küresel finansın kalbine koyuyor, prestij ve getiri sunuyor.
Peki Kızılyer’deki 13-15 milyonluk villanın getirisi ne? Ya da 7 milyonluk 1+1’in? Bunlar artık “oturmak için” mi alınıyor, yoksa “değer koruma” aracı olarak mı?
Eskişehir büyürken, bu büyümenin adil ve sürdürülebilir olması lazım.
Aksi takdirde Manhattan hayali, kendi içinde Kızılyer gerçekliğine çarpar. İnşaat sektörü önemli isimleri, belediye, planlamacılar ve kentliler olarak bu dengeyi kurmak zorundayız.
Yoksa bir gün “Eskişehir’de neler oluyordu?” diye nostaljiyle anacağız bugünü.
O tanıtım etkinliğinden dönerken aklımda kalan cümle buydu:
Fiyatlar Manhattan’a yaklaşıyor ama hayat kalitesi Eskişehir! Belki de asıl mesele, bu ikisini buluşturmakta.