Cihan Yıldırım yazdı...

Eskişehir'in sokaklarında, hastanelerinde ve sosyal medya mecralarında bir isim son yıllarda adeta bir fırtına gibi esiyor.

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal… Aktif bir sivil toplum lideri olarak tanınan Köksal, sağlık çalışanlarının haklarını savunmakla kalmıyor, aynı zamanda şehrin nabzını tutan bir figür haline gelmiş durumda.

Peki, devasa teşkilat yapısına, milyonlarca liralık bütçeye ve ulusal çapta bir siyasi güce sahip AK Parti, neden Köksal kadar etkili ve görünür olamıyor?

Bu durum, Türkiye'de siyasetin ve sivil toplumun dinamiklerini anlamak için mükemmel bir ‘vaka’ çalışması sunuyor.
Öncelikle, Köksal'ın başarısının sırrını anlamak lazım.

Sağlık-Sen gibi bir sendikanın başında olmak, zaten büyük bir sorumluluk. Ama Köksal, bunu sıradan bir bürokratik görev olmaktan çıkarıp, sahaya inen bir mücadele platformuna dönüştürdü.

Son dönemde Eskişehir Şehir Hastanesi'ndeki "sahte rapor" soruşturması gibi krizlerde hızlıca açıklama yaparak sağlık emekçilerini savunması, yaralanan meslektaşlarını hastanede ziyaret etmesi Köksal'ın sadece bir yönetici değil, bir lider olduğunu gösteriyor.
Sosyal medyada hesabı üzerinden paylaştığı gönderiler –örneğin, hekimlerin cezalandırılmasını eleştiren paylaşımlar– binlerce etkileşim alıyor.

Köksal, halkın günlük sorunlarına dokunuyor; aşı reddi gibi konularda tutanaklara rağmen sağlıkçılara kesinti uygulanmasını kınayarak, adaletsizliğe karşı ses oluyor.

Karşı tarafta ise AK Parti'nin Eskişehir teşkilatı var. Parti, ülke genelinde muazzam bir organizasyona sahip.

İl başkanları, ilçe teşkilatları, gençlik kolları, kadın kolları ve hatta belediye imkanları. Son yerel seçimlerde Odunpazarı ve Tepebaşı gibi ilçelerde aday arayışları, hatta Köksal'ın kendisi 2024'te AK Parti'den Odunpazarı Belediye Başkan aday adayı olmuştu.
Peki, bu kadar kaynağa rağmen neden Köksal'ın gölgesinde kalıyorlar?

Cevap, belki de partinin bürokratik yapısında gizli. AK Parti, ulusal politikalarla meşgulken yerel sorunlara yeterince eğilemiyor.
Örneğin, Eskişehir'de eğitim, sağlık ve ulaşım gibi konularda teşkilatın etkinlikleri var –Vali Hüseyin Aksoy'un okul yaptırma girişimleri gibi– ama bunlar genellikle resmi törenlerle sınırlı kalıyor. Halkın gözünde, bunlar "devlet işi" olarak algılanıyor, kişisel bir dokunuş eksik.
Köksal'ın avantajı, sivil toplumun esnekliğinde yatıyor. Sendika başkanlığı, ona siyasetin kısıtlamaları olmadan hareket etme özgürlüğü veriyor.

AK Parti'nin teşkilatı ise hiyerarşik bir yapıya bağlı; kararlar Ankara'dan geliyor, yerel inisiyatif sınırlı.
Köksal, bir trafik kazasında yaralanan sağlıkçıları ziyaret ederken, AK Parti'nin il başkanı Gürhan Albayrak'ın sporcu kutlamaları gibi etkinlikleri daha kurumsal ve uzak geliyor.

Kent liderlerinden biri olan Köksal'ın 2029 hedefi de sır değil. Belki de gelecekte siyaset sahnesinde daha büyük roller üstlenecek.

Gerçi AK Parti böylesine önemli bir figürü Ankara’ya bile çağırmadı. İlçe başkanlarını belirlemek için yapılan son toplantıya…

Köksal örneği Türkiye'de sivil toplumun siyaseti nasıl geride bırakabileceğini gösteriyor.

AK Parti, kaynaklarını daha etkili kullanmak için belki de Köksal gibi figürleri örnek almalı. Kadrosuna katıp ondan faydalanmaya niyeti yok, hiç olmazsa örnek almalı.

Köksal’ın formülünü yazıyorum!

Daha az tören, daha fazla saha; daha az bürokrasi, daha fazla empati.

Eskişehir'de Köksal'ın görünürlüğü, partinin teşkilatını sorgulatıyor. Çünkü etkili olmak için sadece imkan değil, samimiyet ve hız gerekiyor.

Emirdağlı olması da ayrıca avantaj…