Cihan Yıldırım yazdı...
Eskişehir’de trafik yoğunluğunun en fazla hissedildiği merkez hiç şüphesiz Espark AVM ve çevresi.
Espark’a bağlanan ana arterler olan Yunusemre Caddesi, Atatürk Caddesi, İsmet İnönü 2 Caddesi ve Üniversite Caddesi gibi, günün neredeyse her saatinde hem gidiş hem geliş yönünde tıkanıklık yaşıyor.
Bu yoğunluğu yalnızca “AVM’ye gidiş-geliş” ile açıklamak mümkün değil.
Aynı güzergâh üzerinde Valilik, belediyeler, üniversiteler, hastaneler gibi şehrin en yüksek günlük sirkülasyona sahip kamu ve hizmet yapıları bulunuyor. Bu tablo, Eskişehir’in merkezinde çözülemez görünen bir trafik kaosunun nasıl oluştuğunu açıkça gösteriyor.
Peki, gerçekten çözmek istiyor muyuz?
Türkiye’de ve dünyada modern şehircilik uygulamalarında temel bir ilke vardır:
Yoğunluk oluşturan sosyal ve ticari alanlar, alternatif ulaşım imkânı olan, otopark kapasitesi yüksek, toplu taşımaya uygun bölgelere yönlendirilir.
Örneğin Ankara’da Ankamall çevresinde ciddi bir yoğunluk vardır.
Ancak aynı aks üzerinde yeni AVM izinleri verilmez; yatırımlar Eskişehir Yolu’na, NATO Yolu’na ve farklı arterlere yönlendirilir. Çünkü şehirler yaşayan organizmalardır ve yoğunlaşan bölgeler mutlaka revize edilir.
Eskişehir’de durum ne?
Anadolu Üniversitesi Kavşağı’nı merkez alıp 2 kilometrelik bir çember çizdiğinizde karşımıza çıkan tablo şudur:
• Anadolu Üniversitesi
• Yunusemre Devlet Hastanesi
• Tepebaşı Belediyesi
• Hızlı Tren Garı
Sadece çalışan ve hizmet alan sirkülasyonu ile bile yüksek trafik üretmesi kaçınılmaz dört büyük şehir donatısı.
Henüz bu bölgedeki yaklaşık 100.000 kişilik yerleşik nüfusu dahi hesaba katmadık.
Ve bu tabloya ek olarak, Eskişehir’in simge AVM’lerinden biri olan Espark AVM tam bu merkezde yer alıyor.
Yetindik mi? Hayır.
• Aynı bölgeye Özdilek AVM için ruhsat verildi.
• Ardından Cassaba Modern geldi.
• Yetmedi, Tepebaşı Belediyesi’nin tam karşısına yeni bir AVM daha eklendi.
• Son olarak belediye tarafından Otokoç karşısındaki dev arazi AVM alanı olarak satıldı.
Buna ek olarak;
restoranlar, kafeler, eğlence merkezleri, büyük marketler, özel ofisler ve sosyal yaşam alanları da aynı bölgeye yığıldı.
Burada yatırımcının bir suçu yok.
Yatırımcı, en kârlı lokasyonu seçmekle yükümlüdür. Asıl sorumluluk, bu yoğunlaşmaya izin veren planlama anlayışındadır.
Toplu taşıma çözüm mü?
“Arabanızı getirmeyin, toplu taşıma kullanın” kulağa güzel gelen bir çözüm gibi.
Ancak bu bölgede sirkülasyon oluşturan herkes aynı anda toplu taşımaya yönelse bile, mevcut kaosun en fazla yüzde 10 azalacağı iyimser bir tahmin olur.
Tramvay, otobüs, minibüs, dolmuş…
Hepsi aynı dar caddelerde, aynı kavşaklarda birbirine giriyor.
Daraltılan yollar, yetersiz otoparklar, 40 metrekarelik apart yoğunluğu ve sonunda ortaya çıkan “dubalama” gibi ucube çözümler şehir estetiğini de işlevselliği de yok ediyor.
Büyük resme bakalım
Trafik yoğunluğu elbette ölçülebilir.
Süreler, araç sayıları, kapasite analizleri yapılabilir.
Ama asıl soru şu:
Yanlış planlama devam ederken,
kuşak yolları, çevre yolları, alt-üst geçitler, tüneller hatta en ütopik “havaray” projeleri bile bu kaosu gerçekten çözebilir mi?
Yoksa sadece yanlışın üzerini örtmeye mi yarar?
Cevap sizin.
Takdir sizin.