Arabayı sanayiye götürdüm. Ustanın başı nasıl kalabalık… Saat 11.00 civarı… Adam üstünü çıkaramamış. Dükkana gelir gelmez üstüne ‘kontak yağmuru’ başlıyor.
Bir hafta 10 güne randevu alan kendini şanslı hissediyor. Çay içerken “Abi dedim artık daha büyük yere taşın, maşallah müşteri sokağa sığmıyor” dedim. Usta “Yer çok Cihan’cım, dükkan çok ama işi kiminle yapacağım. Usta mı var, çırak mı geliyor, kalfa mı yetişiyor” dedi.
Eve su tesisatçısı çağırdım. 15 yıldır tanırım… Yalnız çalışır… Aynı yaşlarda olmamıza rağmen son geldiğinde “Abi artık birini al yanına, yaşlanıyorsun” dedim. Yetiştirecek kimse bulamadığını söyledi… Çırakların işe gelmeyeceği ya da işi bırakacağı zaman “telefon bile açmadığını” söyledi.
Geçen hafta 3-4 patron arkadaşımla oturduk. Hepsi personelden dert yandı! Günün sonunda “Kimseye muhtaç olmayacağın bir işi yapacaksın aga” dediler. Ustadan çırağa, yetenekten ahlaka bozulan düzenden bahsettiler.
Eve gelen bir tamircinin “vida sıkıp” 70 lira alması da var…
Laptopun sadece ‘içine bakmaya’ 100 lira isteyen de…
Sonuç…
Giderek daha az kişi meslek sahibi oluyor. Hepimiz ‘okumak’ istedik. İmam-Hatipler’in önünü keselim derken meslek liselerini mahvettik.
Garson olmayı, pizza dağıtmayı tercih ettik…
Üniversitenin hayat kurtarmadığını ise 3-5 yıldır anladık! Asgari ücretle çalışan mühendis, gazeteci, avukat görünce ‘eyvah’ dedik. Garsonluk yapan mimarlarımız var artık!
Üniversite mezunu mühendis sanayi de iş bulamıyor. Birkaç nedeni var. Biri de mezun gencin yeteri kadar donanımlı olmaması. Gazetecilik mezunları için de geçerli… Akademi’nin bazı bölümleri çocuklara tenis öğretiyor ama dışarıda, sahada, sanayide Amerikan futbolu oynanıyor.
Böyle gitmezdi! Bir şeyler yapılması gerekiyordu.
Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, seçim döneminde “İki önemli işimiz var. Biri ihracat diğeri eğitim” demişti. Eğitimden kasıt gençlerin meslek sahibi olması ve sanayicinin ihtiyaç duyduğu ‘aranan elemanları’ yetiştirmek.
Kesikbaş, ‘ara eleman’ lafını hiç sevmiyor. Gençlerin garsonluk yapması için de “Arkadaşlar 20-25’li yaşlarda garsonluk olabilir ama 50’li yaşlarda zor olur” demişti.
Sanayi Odası, gençlerin meslek sahibi olması için uzun süredir hazırlık yapıyordu. Pandemi nedeniyle aksayan çalışmalar tamamlandı. ESO Akademi kuruldu. Akademi dediysem Turgut Reis Meslek Lisesi bahçesine tam anlamıyla ‘fabrika’ yapıldı.
BEBKA ve Milli Eğitim’in katkılarıyla hazırlanan organizasyon fabrika mantığıyla çalışacak. 22-35 yaş arası gençler fabrikada eğitim alacak. Sigortaları yapılacak ve asgari ücret alacaklar. Elektrik-Elektronik, Endüstriyel Otomasyon, CNC Eğitim, Mekanik Atölye, Robotik ve Endüstri 4.0, Simülasyon bölümleri var. Çocuklar da unutulmadı. Onlar için fen ve teknoloji bölümü açıldı.
Gazeteciler için tanıtım gezisi düzenlendi. Son teknoloji aletler, makineler… Her yer pırıl pırıl… Pek çok kişiyi meslek sahibi yapacağına inanıyorum. Projenin ‘gençleri meslek sahibi yapma’ kısmı çok güzel…
Ama projenin tek güzelliği bu değil. ESO Akademi’nin işbirliği içinde kurulması da bana göre çok önemli. Hani hep yakındığımız ‘birlikte iş yapamama’ durumu var ya… İşte ESO Akademi bu noktada bizi umutlandırdı.
Kurumsal anlamda ESO, BEBKA ve Milli Eğitim’in bir araya gelmesi çok kıymetli… Bir diğer güzellik ise ESO’nun boyundan büyük bir işe kalkışması ve bunu başarması!
Maddi olarak diyorum… ESO’nun bütçesi böyle hamlelere uygun değil… Kesikbaş ve ekibi ‘para yok’ deyip oturmadı. Bir yolunu buldular ve milyon dolarlık projeyi hayata geçirdiler. Kesikbaş’ın “Her şey para değil” cümlesi de hayata geçmiş oldu.
Peki, böyle bir proje yapınca her şey bitti mi? Elbette hayır! ESO ve ilgili kurumlar üzerine düşeni yaptı. Devlet kaynağı ve imkanı verdi. Şimdi sıra bizlerde… Bunu duyuracağız… Ve gençleri buraya yönlendireceğiz. Hem meslek sahibi olsunlar hem de bunca yatırım boşa gitmesin.
Kesikbaş’ın “Burada eğitim alacak biri en az beş bin lira maaşla işe başlar” cümlesiyle yazımı bitireyim. Başta Celalettin Kesikbaş ve ESO Genel Sekreteri Volkan Günaydın olmak üzere emeği geçenlere teşekkürler…