Cihan Yıldırım yazdı...
Eskişehir’in “efsane belediye başkanı” derken kimse abartmıyor. Yılmaz Büyükerşen, tam 25 yıl boyunca o koltukta oturdu; yaptığı işler, kurduğu vizyon, diktiği ağaçlar, açtığı parklar, hayata geçirdiği projeler hala konuşuluyor.
Sevgi ve saygı sadece şehir sınırlarını değil, ülke sınırlarını da aştı. İnsanlar ona “hoca” dedi, hala da diyor. Çünkü o sadece belediye başkanı değil, bir fikirdi, bir duruştu, bir Eskişehir markasıydı.
Sonra bir seçim geldi, veda etti – ya da ettirildi, tartışması hala sürüyor. 88 yaşında… Normal şartlarda insan bu yaşta torunlarını gezdirir, anılarını yazar, biraz dinlenir.
Ama Yılmaz Hoca öyle yapmadı. Aktif siyasetin tam ortasında… Ayşe Ünlüce’nin ‘danışmanı’... Kendi partisinden, yani CHP’den belediye başkanlarını açık açık eleştiriyor. Son on günde beş ayrı gazeteciye demeç verdi.
Her biri birbirinden sert… En çarpıcısı da şu: Genel merkez teklif ederse milletvekilliğini düşünürüm.
Durun bir dakika… 88 yaşında, 25 yıllık belediye başkanlığı mazisiyle, hala “milletvekili adayı olurum” mu diyor? İşte tam burada insanın aklına takılıyor: Bu neyin telaşı Yılmaz Hocam?
Hoca’yı sevenler için bile rahatsız edici bir soru bu.
Çünkü ortada bir çelişki var. Bir yandan “ben artık kenara çekildim” mesajı veriyorsun, öte yandan her gün yeni bir açıklama ile gündemi işgal ediyorsun.
Hem Ayşe Ünlüce’nin danışmanısın hem de onun yönetimini zor durumda bırakacak laflar ediyorsun.
Hem partilisin hem de parti içindeki belediye başkanlarını topa tutuyorsun. Hem yaşın 88 hem de “milletvekili olurum” diyorsun.
Sanki bir yerlerde saat durmuş da Hoca hala 1999’da, 2004’te, 2009’da gibi hissediyor. Sanki “ben hala vazgeçmedim, hala buradayım” diye haykırmak istiyor.
Ama haykırışın tonu, hedef aldığı insanlar ve zamanlama… Hepsi bir tuhaf… Belki de en çok üzen tarafı şu… Büyükerşen’in bıraktığı miras o kadar büyük ki, kimse onu gölgeleyemez. Ayşe Ünlüce de dahil olmak üzere kimse…
O mirası korumak için sessiz kalmak, destek olmak, arkadan itmek varken, öne çıkıp “ben hala varım” mesajı vermek… Biraz acı veriyor doğrusu. Çünkü bu telaş, Eskişehir’in yarattığı sevgiyi değil, kendi varlığını hatırlatma çabasını andırıyor.
Yılmaz Hoca, senin gibi bir adamın bu kadar çok konuşmaya, bu kadar çok eleştirmeye, “teklif gelirse düşünürüm” demeye ihtiyacı yok aslında. Senin adın zaten tarih oldu. O tarih, ne Ayşe Ünlüce’nin ne de başka bir CHP’linin tek başına taşıyabileceği kadar ağır ve parlak.
O yüzden soruyorum, içimden değil, açık açık: Bu neyin telaşı Yılmaz Hocam?
Niye acele ediyor, ettiriyorsun?
Kimi ne için ikna etmeye çalışıyorsun?
Ve en önemlisi… Kime neyi kanıtlamaya çalışıyorsun? Çünkü biz, Eskişehirliler ve sevenlerin, senin 25 yıllık eserine bakarak zaten biliyoruz: Sen gittin ama eserlerin kaldı. O eserler konuşuyor. Senin susman, bazen, o eserlerden daha çok şey anlatırdı.
Bu saatten sonra Yılmaz Hoca’nın yapacağı şey; CHP listesine katkı sunmak, listenin Eskişehir’i yansıtmasını sağlamak… Tecrübesini bu yönde parti yönetimiyle paylaşmak… Aksi her durum yıldızının biraz sönmesine neden olur.