Cihan Yıldırım yazdı...

Türkiye siyasetinde 'gerçeklikten kopuş' tartışması uzun zamandır yalnızca iktidar için kullanılıyordu. Uzun yıllardır AK Parti’nin kendi kurduğu siyasi evren içinde kaybolduğu, toplumsal gerçeklikten giderek uzaklaştığı yönünde eleştiriler yapılıyordu.
Ancak bugün ortaya çıkan tablo biraz daha karmaşık.
Çünkü iktidarın kurduğu siyasal iklim, muhalefeti de başka bir tür gerçeklik krizine sürüklemiş görünüyor. Gerçeklikten kopuş AK parti sergilediği siyaset ile CHP'de de arşa varıyor.
Boşuna 'Yaparsa AK parti yapar' dememişler!
Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin en önemli siyasal başarısı, Türkiye’de iktidarın değişebileceği fikrini yeniden mümkün kılmasıydı. Altılı Masa süreci, tüm eksiklerine rağmen geniş bir kesimde seçim yoluyla iktidar değişiminin mümkün olduğuna dair güçlü bir beklenti üretmişti. Rakibi eleştirirken iktidar perspektifinden kopmayan bir tarz vardı. Bu tarz yüzde 48'i aşan bir başarı.
Fakat o büyük beklenti büyük hayal kırıklığı yarattı.
Seçim yenilgisinin ardından oluşan kırgınlık, zamanla yerini öfkeye bıraktı. Bugün CHP’nin siyasal dili ise başka bir problemle karşı karşıya görünüyor: İktidarın otoriterleştiğini, yargının bağımsız olmadığını, siyasal alanın daraldığını anlatmaya çalışan bir muhalefet var; fakat aynı anda iktidarın değişebileceğine dair güçlü bir umut üretemeyen bir muhalefet.
Eleştirileri sızlanmaya, protestoları çırpınmaya dönüşmüş durumda.
Bu durum çelişki yaratıyor.
Çünkü bir yandan iktidarı eleştirirken, diğer yandan onu neredeyse değiştirilemez bir siyasal güç olarak tarif eden bir dil kuruluyor. Böyle bir dil ise muhalefetin en temel işlevlerinden birini, yani siyasal umut üretme kapasitesini zayıflatıyor.
Siyasette gerçeklik duygusu yalnızca eleştiriyle kurulmaz.
Aynı zamanda değişim ihtimalini de inandırıcı biçimde gösterebilmek gerekir. Türkiye’de muhalefetin bugün karşı karşıya olduğu mesele tam da burada düğümleniyor.
İktidar olma bakış açısından uzaklaşıldıkça CHP’nin daha da kendi içine gömülüyor.
Eskişehir’den ele alalım. İktidar umudu taşıyan bir partide milletvekilleri tamamen bağımsız davranabilir mi? Sanmıyorum. Ancak neredeyse üç milletvekilini yan yana görmek bile çoğu zaman mümkün olmuyor.
Bir ilçe belediye başkanının başka bir partiye gideceği yönünde sürekli dedikoduların dolaşması da iktidar iddiası taşıyan bir parti için çok olağan bir tablo sayılmaz. Buna rağmen bu tür söylentiler gündeme geliyor.
Koskoca genel başkanın neredeyse 20 bin nüfuslu bir ilçe belediyesinde yatıp kalkıyor.

Odunpazarı Belediye Meclisi’nde bir CHP’li meclis üyesinin çekimser oy kullanması ve başkanın bunu sonradan değerlendirilmek üzere deftere not ettirmesi de parti içi gerilimlerin küçük ama dikkat çekici örneklerinden biri.
Başka bir ilçe belediye başkanının, başka bir partiden seçilmiş bir belediye başkanına “çakma CHP’li” demesi ise gerçekten bir iktidar bilinciyle açıklanabilir mi? Üstelik ardından gelen cevapla tartışma başka bir noktaya taşınıyor.
Küba yolcularını saymıyorum bile.
Şuanda iktidar olma inanç ve umudunu yitirmiş CHP bu durumu pratiğine fazlasıyla yansıtıyor.
Parti'nin gerçeklik algısı bozulmuş herkes kendi gerçekliği peşinde koşuyor.
Siyasette iktidar umudu yalnızca söylemle değil, pratikle de üretilir. Eğer bir parti iktidar olabileceğine gerçekten inanıyorsa, bu inanç genellikle örgüt davranışına, siyasal diline ve kurumsal ilişkilerine de yansır.
Bugün CHP’de gözlenen durum ise biraz farklı görünüyor. Parti içinde farklı aktörlerin farklı siyasal gerçekliklere göre hareket ettiği, ortak bir yön duygusunun zayıfladığı bir tablo ortaya çıkıyor.