Cihan Yıldırım yazdı...

Eskişehir Ticaret Borsası’nda 3 Ekim seçimi yaklaşırken tartışma, adayların kim olduğundan çok başka bir noktaya kaymış durumda: Borsa yalnızca tescil işlemi yapan bir kurum mu kalacak, yoksa tarım ve ticaretin sahadaki sorunlarına müdahale eden bir merkeze mi dönüşecek?

Bu soruyu en net biçimde ortaya koyan isim, Oğuzlar Yem’in üçüncü kuşak temsilcisi Ahmet Oğuz… Oğuz, 26 Ağustos’ta adaylığını açıkladı, 9 Eylül’de ekibini ve 14 maddelik programını kamuoyuna sundu.

Sloganı sade: Güçlü, üreten, bereketli borsa… Belki biraz da kente karışan, gündem belirleyen borsa… Hatta gençleri başta tarımsal olmak üzere üretime teşvik etmek… Er azından cesaretlendirmek…

Oğuz’un şu ana kadar ki söylemi de böyle... Mevcut Başkan Ömer Zeydan’ın karşısında dururken “gündemi takip eden değil, belirleyen bir borsa” vaadiyle çıkıyor. Ailenin yaklaşık yüz yıldır borsayla iç içe olduğunu hatırlatması tesadüf değil…

Meşruiyetini masa başından değil, yem, tarım ve ticaretin günlük gerçeğinden kurmaya çalışıyor. Programın omurgası belli… Lisanslı depoculuk, mezbaha ve et-hayvancılık değer zinciri, dijital borsa, üye hizmet merkezi, tarım veri merkezi, çiftçi akademisi, genç çiftçi programı, atıl ilçe şubelerinin canlandırılması, yerel ürünlerde markalaşma.

Bunların bir kısmı kentin de acil çözmesi gereken ihtiyaçlar…

Bir de cesur denebilecek bir hedef var: Gündoğdu’daki binanın taşınması…

Hasat döneminde çevre şikayetleri ve fiziki yetersizlik, borsanın ‘işleyen kurum’ olup olmadığını simgesel hale getiriyor… Bunlar kağıt üzerinde doğru başlıklar. Eskişehir ekonomisinde tarımın payı küçük görünse de stratejik ağırlığı büyük…

ELÜS’te geride kalındığı, mezbaha meselesinin yıllardır sürüncemede olduğu, üyelerin borsayı çoğu zaman yalnızca resmi işlem için hatırladığı gerçek!
Oğuz’un “üyenin sorununu dinlemeden çözüm üretemezsiniz” cümlesi bu yüzden karşılık buluyor. Kampanyanın gücü de burada… Soyut vizyon değil, sektörün bildiği ve yaşadığı dertlere isim koyması.

Ama soru hala duruyor… Değişimi vaat etmek ile sağlamak aynı şey değil. Birincisi, borsa seçimi halkoylaması değil. Sekiz meslek komitesinin temsilcileri karar verecek.

Oğuz’un ekibi (Bahadır Çağlar, Sabri İpek, Ayhan Tahir Tuna, Melih Duran, Emrah Yardımcı) bu hesabı bildiklerini ima ediyor. Yeterli olup olmadığı 3 Ekim’de görülecek. İkincisi, projelerin çoğu borsanın tek başına çözebileceği işler değil. Mezbaha belediye ve diğer kurumlarla yürür. Lisanslı depo yatırım, izin, sermaye ve işletme modeli ister. Bina taşımak yer, imar ve para ister. Dijital platform yazılır; kullanılması ayrı meseledir.

“Gündemi belirleyen borsa” iddiası, başkanın iradesinden çok kurumun kapasitesine, personeline ve üyelerin fiilen devreye girip girmemesine bağlı.
Oğuz’un önceki yönetimlere teşekkür etmesi bu yüzden akıllıca. Kopuş değil, üzerine inşa etme dili, seçildikten sonra da işine yarayacaktır. Aksi halde vaatler, dört yılın ilk altı ayında bürokrasiye çarpar. Yine de kampanyanın şimdiye kadarki gidişatı bir şeyi gösteriyor: Tartışma en azından doğru zemine oturdu.

Borsa binasının yeri, ELÜS, mezbaha, gençlerin tarıma bakışı, üyenin yönetime katılması…

Bunlar uzun süredir “herkesin bildiği ama kimsenin sahiplenemediği” konular.

Oğuz bunları seçim malzemesi haline getirdi. Bu bile, kurumun kendi üzerine düşünmesini zorluyor. Değişimi sağlayabilecek mi?

Oğuz’un elindeki en sağlam kozu, bunu bir “makam yarışı” değil “saha meselesi” olarak çerçevelemesi. 3 Ekim’de kimin kazanacağı ayrı soru. Asıl soru, kazanan kim olursa olsun, borsanın hala yalnızca kağıt işleyen bir ‘kurum’ olarak mı kalacağı…

Oğuz’un kampanyası en azından bu soruyu artık geçiştirilemez hale getirdi.