Cihan Yıldırım yazdı...

Yılmaz Hoca, üst katta tüm Eskişehir’le diyalog kurabilen bir profile sahipti. Ancak alt katta daha dar bir kadroyla hareket ederdi. Yılmaz Hoca’nın “kadrosu” diyebileceğimiz bu yapının son döneminde iki isim öne çıktı: Deniz Kaplan ve geçtiğimiz hafta yaşanan su kriziyle adını bir kez daha duyduğumuz Oğuzhan Özen.
Kaplan’ın neden belediyeden ayrıldığını bilmesek de, nasıl ayrıldığını hatırlıyoruz. Eskişehirlilerin hafızasında geniş bir yer edinmemiş olabilir; ancak hem Eskişehir siyasetinde hem de belediye yapılanmasında ciddi bir iz bırakarak gidişiyle tescillendi. Bugün ise Yılmaz Hoca’nın bir diğer “prensi” gündemde.
Evet, iyi bir iletişimciydi. Evet, etkileyici konuşan bir isimdi. Ancak onu koruyan yegâne üniforma, Yılmaz Hoca’nın peleriniydi. Yılmaz Hoca’nın paltosundan çıkanların en önemlilerindendi. Bugün bu üniformadan mahrum oluşu, yani kendisini saran bir pelerinin artık olmaması, onun için ciddi bir sınav anlamına geliyor. Görünen o ki bu sınavda zorlanıyor. “Oğuzhan Hoca” deniliyor ama kolay kolay hoca olunmadığını ya anladı ya da anlamaya başlıyor.

İster kabul edelim ister etmeyelim; belediyecilik kariyerine Yılmaz Hoca ile başlayan Oğuzhan Özen, bu süreçte en az Yılmaz Hoca kadar yoruldu, yine en az onun kadar yaşlandı. Fiziksel yaşı genç olsa da, mesleki yaşı onu heyecana kapılmaktan alıkoyan bir noktaya gelmiş durumda.

“Sular mı kesildi, hallederiz!”
“Eskişehir’de kuraklık tehlikesi mi var, bakarız!”

Övünç duyduğu yegâne şey, suyun en ucuz olduğu 13 il arasında ESKİ’nin yer almasıydı. Bu övünmeyi ise bir bürokrattan çok, kibirli bir siyasetçi refleksiyle Ahmet Sivri’nin yüzüne yüzüne vurdu.

Ne var ki bu şımarıklığın üzerinden günler geçmeden, Eskişehir su kesintisi kriziyle karşı karşıya kaldı.

Muhtemelen içindeki heyecanı yitirdiği için meseleyi yine “hallederiz” başlığı altında ele aldı. Hakkını teslim edelim: Ekipler çalıştı, teknik müdahaleler yapıldı, bunda şüphe yok. Ancak iletişim duayeni olarak anılan Oğuzhan Özen, en hâkim olduğu alanda sınıfta kaldı. Doğal olarak teknik bir sorun siyasallaştı.

Sorunu sahiplenmekte geç kalındığı için mesele, başta mağdur olan vatandaşlar olmak üzere rakip AK Parti tarafından sahiplenildi.
Gerçi AK Parti de sorunu sahiplenme konusunda vatandaşın gerisinde kaldı ama yine de ESKİ’nin önüne geçti.

Yılmaz Hoca döneminde baskılar Oğuzhan Özen’i yıldıramazdı. Ayşe Ünlüce döneminde ise baskılardan yılmayı öğrenmiş Oğuzhan Özen. Baskı artınca, zoraki ve daha da önemlisi gecikmiş bir özür geldi. Böyle olunca özür hiç de samimi gelmiyor hatta biraz iğreti ediyor.

Artık eleştiriler Yılmaz Hocanın pelerinini değil bizzat Oğuzhan Özen’in derisine temas ediyordu. Ayşe Ünlüce’nin pelerinine isim ya da isimler koyacak bir yapıda olmadığını az çok tahmin ediyoruz. Oğuzhan Özen’in ise pelerinin getirdiği konforun bilincinde olduğunu da.

İşte bu noktada karşımıza Ahmet Ataç çıkıyor. ESKİ’ye giderek Oğuzhan Özen’e örtünmesi için pelerinin ucunu uzatıyor. O pelerin Özen’i korumaya yetecek mi zaman gösterecek…