Cihan Yıldırım yazdı...

Anadolu Üniversitesi AÖF öğrencileri için KKTC’de mezuniyet töreni düzenledi. Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in davetiyle Lefkoşa’da düzenlenen törene katıldım. Ali Baş, Hakkı Kutlu, Şenay ve Mustafa Yıldırım ile birlikte hafta sonu KKTC’deydik.
Yediğimi, içtiğimi ve gördüklerimi anlatacağım. En başında AÜ’nün organizasyon yeteneğine şahit olduk. Cuma günü 10’da kampüsten yola çıkıp pazar günü 19.’da kampüse dönene kadar olan süreçte bunu gördüm. Yine törende mezunlara belge verilmesi için gazetecileri de kürsüye davet edilerek onurlandırılmamız hoş bir jestti. Lefkoşa’ya iner inmez hellim peynir sohbeti başladı. Dönüşte herkes aldı… Ercan’dan bizi almaya gelen abimiz 14 yıl Eskişehir’de yaşamış hava astsubay çıktı… Mustafa komutan ile başladı Eskişehir muhabbeti… Eşi AÖF sorumlusu Suzan Hanım ile de tanıştık. Sağ olsunlar, çok ilgilendiler. Anadolu Üniversitesi Haber ve Medya İlişkileri Yöneticisi Öğr. Gör. Dr. H. Hande Kaynar içten ve profesyonel sunumuyla dikkat çekti. Etkinlik boyunca yakın ilgisini hissettiğimiz Eğitimi Destekleme Vakfı (EDEV) Yöneticisi Evrim Derya Değirmenkaya’ya da ayrıca teşekkür ederiz.
İlk günün akşamında otele yerleştikten sonra Girne’ye gittik. Girne ve Mağusa, Başkent Lefkoşa’ya yakın… Yol sakinse yarım saat sürüyor. Mağusa’ya giderken 15-20 radar vardı. Mehmet Şimşek’in kulaklarını çınlattık…
Girne’de limanda tur attık. Bir restoranda hep bir ağızdan söylenen ‘İzmir'in dağlarında çiçekler açar’ diyenleri selamladık. Hediyelik eşya konusunda hayli zorlandık. Dönüşte bir şeyler almak için çok çabaladık ama içime sinen bi şey bulamadık.
‘Yavru Vatan’ tabirinden pek hoşlanmadıklarını anladık. Kardeş Vatan denilmesi isteniyor.
Bütün hayat otellerde… Dışarıda ‘bir şeyler yiyelim içelim gezelim’ gibi bir durum pek söz konusu olmadı. İnsan az, dükkan az…
Susuzluk pek çok sohbetin konusu oldu…

Whatsapp Image 2025 07 09 At 14.32.30 (1)

AÜ ekibi, Girne’de öğretmenevinde konakladı… Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Köksal Büyük’ten fotoğraf çeken arkadaşa kadar hepsi orada kaldı. Bu arada Köksal Hoca, “Yedi diplomam var, üçü Açıköğretim’den” dedi. Yine eşi ve çocuğunun da AÖF’de okuduklarını söyledi. Herkes için iyi bir örnek oldu.
Rektör Danışmanı ve İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Kılınç da bizimleydi.
Mezunların yüzde 90’ı kadındı. En azından törene gelenler öyleydi. KKTC’nin geleceği parlak… Eğitimli kadın, güçlü toplum demek… Törene katılan ve sonuna kadar mezunların heyecanına ortak olan KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın konuşması da ilgiyle dinlendi.
Sabah kahvaltı yaparken Ali Baş, gazeteleri karıştırdı. Okuduğu bir makalede yazan cümleyi gösterdi bana… Biraz şaşırdık… “Bu Çavuşoğlu’nun ve TC’li gazetecilerin düzenbazlığıydı” gibi bir cümleydi…
İkinci gün Mağusa’ya gittik… Tabelalardaki yer isimlerinin yüzde 90’ına aşinaydık… Kapalı Maraş’ı gezdik. Yıllar sonra bile yapıların sağlamlığı dikkatimizi çekti. Hava çok sıcaktı, yürüyorduk… Ama Toyota önünde fotoğraf çektirmesek olmazdı. Neyse ki az sonra harika denizine girerek serinledik. Kapalı Maraş’ı gezen çok turist vardı. Dünyanın en gözde tatil beldelerinden biriymiş zamanında… Bu haliyle bile gösterişli duruyor. Kimbilir 50-60 yıl önce nasıldı?
Direksiyonun sağda olmasına elbette alışamadık. Bir iki kere şoförle aynı kapıya yöneldik. Yine yolun karşısın geçerken ‘yanlış’ tarafa baktık bir iki kere… Ufak tefek kazalar atlatıldı. Taksilerin çoğu Mercedes… Hem de hayli şekilli Mercedes…
Bu arada Anadolu Üniversitesi, KKTC’ye 43. yıl önce gitmiş…
Mağusa’ya giderken yolda kocaman bir ETİ tabelası gördük… Kaldığımız otelin yan sokağının ismi de Eti’ydi… Ali Baş’ın elinde KKTC’ye kadar giden kalabak pet şişesi de Eskişehir hasretimizi dindirdi!
Pek çok noktada Türk Bayrağı ve KKTC bayrağı yan yana dalgalanıyor.
Lefkoşa, bölünmüş bir başkent… Az ileri Rum kesimi… Mağusa’da öyleydi… Az ilerisi Rum tarafı… Ankara’dan kalkan uçağımız bir saat sonra Ercan Havaalanı’na indi. Taksiyle 20 dakika sonra merkezdeki oteldeydik.
Türk lirası her yerde geçiyor. Kredi kartları da öyle… Dağların eteklerinde KKTC Bayrağı ve Komando yazıları vardı…
Kıbrıs halkıyla sadece mezuniyet töreninde karşılaştık. Daha çok Türkiye’den gelen görevlilerle muhatap olduk. Bir taksici “Din ve siyaset konuşmazsanız iyi anlaşırsınız” dedi… Sonra bunu bi vesileyle tecrübe ettik.
Dönüyoruz… Havaalanına bizi götürmek için iki abimiz geldi. Eğitim Bir-Sen’li iki abimiz… Onlardan “Öteki Kıbrıs’ı” dinledik. Muammer Karaman’ın kulaklarını çınlattık. Bize ajanda, kitap, termos hediye ettiler. Fotoğraf çektirip Karaman’a yolladık.
Kıbrıs’ın vatan kalması için şehit olanları rahmetle anıyorum. Şekil değiştirse de mücadele kuşkusuz devam ediyor. Mücadele edenleri de saygıyla selamlıyorum.