Yiğit Serhat Asan yazdı...
Perfect Days izlerken zamanın yavaşladığını hissettiren, hatta bir noktadan sonra saat kavramını tamamen unutturan bir film. Film ilerledikçe, gündelik hayatın içindeki küçük detaylara daha dikkatli bakmaya başladığınızı fark ediyorsunuz. Kadrajda beliren bir gölge, yaprakların arasından süzülen ışık ya da sokakta yürüyen insanların ayak sesleri bile, filmin anlatısının bir parçası hâline geliyor. Bu yüzden Perfect Days, yüksek sesle konuşan değil; izleyicisine fısıldamayı tercih eden, sakin ama derin bir sinema dili kuruyor.
Wim Wenders imzalı bu 2023 yapımı film, büyük olaylara ya da çarpıcı dramatik anlara yaslanmadan; sadeliği, ritmi ve görsel atmosferiyle izleyicisini içine çeken, dingin bir seyir deneyimi sunuyor.
Önce filmimizin konusuna bir bakalım :
Perfect Days, Tokyo’da umumi tuvalet temizliği yapan Hirayama’nın gündelik yaşamına odaklanıyor. Hirayama, son derece sade, düzenli ve tekrara dayalı bir hayat sürmektedir. Her sabah aynı saatte uyanır, bitkilerini sular, eski müzik kasetlerini dinleyerek işine gider, gün boyunca titizlikle temizlik yapar, öğle molalarında parkta vakit geçirir ve akşamları küçük odasında kitap okuyarak gününü tamamlar.
Bu tekdüze gibi görünen yaşam, film ilerledikçe bir ritme, hatta bir tür iç huzur pratiğine dönüşür. Hirayama’nın küçük alışkanlıkları, gündelik hayatın sıradan detayları ve sessiz anlar, filmin ana anlatı dilini oluşturur. Film, büyük olaylardan çok; küçük anlara, basit ritüellere ve fark edilmeyen güzelliklere odaklanır.
Hikâye zayıf, atmosfer son derece güçlü
Filmi izlerken şunu çok net hissettim: Perfect Days, hikâye anlatmak konusunda bilinçli olarak geri planda durmayı seçiyor. Film boyunca dramatik bir yapı, güçlü çatışmalar ya da belirgin bir hedef arayışı yok. Hatta yer yer, “Bir kırılma olacak mı?” beklentisiyle izlediğiniz anlar bile oluyor. Ancak film, bu beklentiyi özellikle karşılamamayı tercih ediyor.
Tam da bu noktada devreye filmin asıl gücü giriyor: atmosfer.
Tokyo’nun kalabalık, gürültülü ve kaotik yapısının içinde Hirayama’nın kurduğu sade düzen, izleyiciye adeta nefes aldırıyor. Kamera, acele etmiyor. Planlar uzun, geçişler yumuşak ve kadrajlar son derece dingin. Film boyunca izlediğimiz mekânlar, ışık kullanımı ve kompozisyonlar; sadece estetik bir tercih değil, filmin ruhunu doğrudan yansıtan anlatım araçları hâline geliyor. Özellikle gün ışığının yaprakların arasından süzülüşü, sokaklardaki gölge oyunları ve park sahneleri, filmin görsel dünyasını son derece şiirsel bir noktaya taşıyor. Bu görüntüler, hikâyenin eksik bıraktığı alanları sessizce dolduruyor. Filmin renk paleti son derece doğal ve sıcak. Abartılı kontrastlardan, sert renk geçişlerinden ya da göz yoran tonlardan özellikle kaçınılmış. Bu sade renk dünyası, filmin sakin temposuyla mükemmel bir uyum yakalıyor. Müzik kullanımı ise oldukça minimal. Film, çoğu sahnede sessizliği tercih ediyor. Ancak bu sessizlik bir boşluk hissi yaratmıyor; aksine izleyiciyi sahnenin içine daha çok çekiyor. Arada devreye giren eski şarkılar ve kaset kayıtları, Hirayama’nın geçmişine ve iç dünyasına dair küçük ipuçları sunarken, filme güçlü bir nostalji duygusu da katıyor. Bu noktada film, izleyicisine yüksek sesle anlatmak yerine fısıldamayı tercih eden bir dil kuruyor ve bu yaklaşım anlatıyı çok daha samimi kılıyor.
Bu film kusursuz bir film değil. Hikâye açısından bakıldığında, birçok izleyici için fazla durağan, hatta yer yer sıkıcı bile bulunabilir. Ancak film, zaten böyle bir beklentiyle izlenmek istemiyor. Büyük dramatik anlar, sürprizler ya da yoğun duygusal patlamalar vadetmiyor. Bunun yerine, sade bir hayatın içindeki küçük huzur anlarını görünür kılmayı amaçlıyor.
Bu yönüyle film, izleyicisini yüksek sesle etkilemeye çalışmıyor; yavaşça, sakin bir ritimle içine çekiyor. Salon ışıkları yandığında akılda kalan şey; büyük sahnelerden çok, güneş ışığı, ağaç yaprakları, sessizlik ve küçük gülümsemeler oluyor.
Yani özetle Perfect Days, güçlü bir hikâye yapısı sunmasa da; atmosferi, görsel dili, renkleri ve sükûnetiyle son derece etkileyici bir sinema deneyimi vadediyor. Hızın, gürültünün ve sürekli üretme baskısının içinde yaşayan modern insan için adeta kısa bir mola, kısa bir iç huzur alanı yaratıyor.
Bazen sinema, sadece anlatmak için değil; biraz yavaşlamak, biraz durmak ve sadece hissetmek için vardır. Perfect Days de tam olarak bunu yapan, sade ama çok kıymetli bir film.
