Kendi eliyle yazdığı öz geçmişinde “İsmim Hasan, mahlasım Hilmi, şöhretimize Himmet oğlu derler.” şeklinde ifade etse de onun asıl şöhreti “Deli Molla”dır. Ona bu namı kazandıran ise halkı Millî Mücadele’ye çağırırken kullandığı üslubudur. “Atın dorusu, yiğidin delisi”ni makbul gören aziz milletimiz ona da vaazlarının heyecan ve coşkusundan dolayı böyle bir nam vermişti. Cumhuriyet’ten sonra bu “coşkulu” üslubu Soyadı Kanunu ile birlikte ona “Coşgun” soyadını getirmiştir ayrıca.

Onun adını maalesef çok geç duydum. Eskişehir Valiliği Özel Kalem Müdürlüğünde görev yaptığım her iki dönemde de iş disiplini, nezaketi ile gönül defterimizde silinmez izler bırakan Burcu Coşgun Ovalı arkadaşımızın büyük dedesi imiş. İstiklal kahramanı ve de şair olduğunu öğrendiğimde ilk işim şiirlerini okumak oldu. Hakkında yaptığım araştırmalar, benim için heyecan verici bir yolculuktu. Nihayet Valilik dergisi Fetih ve Medeniyet’te yayımlanan makalemin akabinde de devam eden bu heyecanlı yolculuk beni yeni belgelere götürdü. Çalışma planıma aldığım bu belgeler, Deli Molla’nın biyografisine kendi kaleminden önemli katkılar sunmaktadır. Ancak bu belgelerden evvela Eskişehir.net sayfalarında onu takdim etmekten onur duyarım. Zira kendisi aslen Yozgatlı olsa da Eskişehir’i Eskişehir yapan, bu şehrin manevi bereketini ortaya koyan değerlerinden biridir.

Eğitimci, vaiz, müftü ve şair olan “Deli Molla”, nam-ı diğer Hasan Hilmi Coşgun’un gönül yolu Eskişehir’le 1946-1948 yıllarında Eskişehir İl Müftülüğü yaptığı sırada kesişir. Bu şehri çok sever; hatta “Cennet Eskişehir’in ya altında ya üstünde!” olmayı diler, dileği de kabul olur. Ömrünün son yıllarını geçirdiği cennet Eskişehir’de 1965’te Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda Odunpazarı Kabristanı’na defnedilir. Mezar taşında ise ona ait olan şu dörtlük yazılıdır:

“Yaşım yetmiş sekiz oldu ne Hasan kaldı ne Coşgun 

Hayatın doldu miadı bütün âzâ hemen yorgun

Sarılmış bâb-ı gufrana “GELİNİZ” emrini bekler,

Bütün ahbâb u yârâna selâmetler, saadetler”

Bütün dostlara, sevdiklerine “selametler, saadetler” dilemenin ötesinde o; bir şiirinde de belirttiği gibi “Büyük Türk’ün evlatları” selamete kavuşsun, saadetle hür yaşasın diye canını dişine takmış, gövdesini vatan için siper etmiştir.

Peki tam olarak ne yapmıştır? Gençliği cephelerde geçmiş evvela. Birinci Dünya Savaşı sürerken 1916’da ihtiyat zabit vekili, sonra da 1917-1918 yıllarında Garp Cephesi’nde (Dobruca, Şibka ve Galiçya’da) mülazım olarak orduda görev yapmış. İstiklal Savaşı’nın başlaması üzerine üsteğmen rütbesi ile sarıklı mücahitler ordusuna katılarak bu ölüm kalım savaşına silah ve kalemiyle üstün yararlar sağlamıştır. Yozgat, Çorum, Amasya, Sivas, Tokat gibi İç Anadolu vilayetlerinde nasihat memuru olarak görev yapmıştır. Millî Mücadele yıllarında manevi cepheyi kuvvetlendiren meşhur vaaz ve hitabelerinin birçoğu binlerce nüsha bastırılarak halka ve orduya dağıtılmıştır. Bu vaazların nüshaları -şimdilik- elimize geçmese de onun sadece bir şiiri; “coşgun” üslubu hakkında önemli ipuçları vermektedir.

Bu şiir, 9 Eylül 1922’de Yunanlıların İzmir’de denize dökülüşleriyle ilgili yazdığı “Neşide-i Meserret, Yunanlılara Nasihat” adlı eseridir. Günümüze kadar ulaşan şiirde Yunanlılara hitaben ironik bir dil göze çarpmaktadır. Yunanlıların denize dökülüşü karşısında duyulan sevinç ve gurur, gür ve coşkulu bir şekilde şiirin kalıbına dökülmüştür. Bir çırpıda ezberlenecek, akıllarda bir okunuşta bile kalacak bu mısralar; bir marş ritmine sahiptir. Deli Molla; Millî hafızamızda silinmez izleri -döneme dair kişi isimlerine de yer vererek- millî ölçümüz “hece” ile kayıt altına almıştır. Şiirde ayrıca Türklük vurgusu dikkati çekmektedir. “Büyük Türk’ün oğlu”nun kahramanlığı vurgulanırken Türk’ün özgürlük aşkı, İstiklal Marşı’ndaki duygu ve düşünceler pekiştirilerek dile getirilmiştir. Şiirin tam metni şöyledir:

Bonsuvar Venizelos

Nerede kaldı Pantos

Gözlerin aydın olsun

Denize düştü aftos.

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Türk’ün elinde martin

Duramaz Yohan, Artin,

Palikarya mahvoldu

Kör olasın Konstantin.

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Boğazı tuttu Türkler

Hacı Anesti ürker

Sizi faka düşüren

Dostunuz kikirikler.

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Kikiriğe aldandın

Onun aşkına yandın

Anadolu gencini

Bütün öldü mü sandın!

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Lord Curzin’in yas günü

Acıyı ihsas günü

Venizelos nerdesin?

Yunan’ın iflas günü.

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Ben hürüm hür yaşarım

Nice engel aşarım

Türk’e zincir vuracak

Kafalara şaşarım.

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Sanma eli bağlıyım

Kılıç gibi zağlıyım

Dedeni çifte koşan

Büyük Türk’ün oğluyum.

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Yetiş ey medeniyet

Yunan’ı sardı illet

Yaşasın büyük millet

Kabul etmedi zillet

Ankara’yı tuttun mu?

Yoksa hapı yuttun mu?

Sakarya’da yediğin,

Dayağı unuttun mu?

Coşkulu vaazlarıyla “Deli Molla” lakabını bileğinin, yüreğinin hakkıyla kazanan Hasan Coşgun aynı zamanda “Demli” olarak da anılır. Zira mahlas kullandığı şiirlerinde, “Demli”yi görmekteyiz. Sözünü yüreğinde demleyen Hasan Coşgun; -dem bu demdir, gün bu gündür- diyerek gerek Birinci Dünya Savaşı’nda gerekse Millî Mücadele’de kalemiyle, kelamıyla, silah tutan eliyle an’ın, zamanın gerektirdiği sorumlulukları hakkıyla yerine getirmiş ve hiçbir dünyevi beklenti içerisine girmemiştir. Gayet mütevazı bir hayatı tercih eden Deli Molla, ilerleyen yaşlarda kendisine gelen milletvekilliği teklifini de kabul etmemiştir.

Millî ruh ve heyecanla yazdığı şiirlerinin yanı sıra onun dinî ve tasavvufi şiirleri de dikkate değerdir. Millî şiirlerinde gördüğümüz “coşgun” üslup bu şiirlerinde de kendini güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Mesela Hz. Peygamber’e yazdığı “Göster Cemalini” adlı şiirde “Bilirim ki sizi sevmeyen yoktur / Var ise mutlaka maya bozuktur” dizeleri bu coşkunluğun eseridir.

Yanmadan bilinmez, yanmadan sevilmez. Bunu en iyi bilenlerden biri olan Hasan Coşgun, Türk’ün ateşle sınandığı bir dönemde “sevgisi imandan sayılan” vatanının pervanesidir. Yine “Göster cemalini yâ Resulallah” dediği, bir başka şiirinde de aynı anlama gelecek şekilde “Arz-ı didar eyle yâ Resulullah” diye seslendiği Hz. Peygamber’in aşkıyla “yanık bir pervane”dir. “Demli Müftü”nün çeşitli vesilelerle söylediği ve halk arasında dilden dile dolaşan “Yalanı deme / Haramı yeme / Namazı koma / Eline, beline, diline sahip ol” sözleri; hayatını halkı irşad etmeye vakfetmiş birinin ahlak çizgisini ve hayattaki temel prensiplerini de özetlemektedir.

“Her nefsin ölümü tadacağı şu fani dünyada Deli Molla’ya göre “beşeriyeti çıldırtan üç hassa” vardır: “1. Gençlikte mühim bir koltuk işgal etmek, 2. Servet ü sâmân sahibi olmak. 3. Rical-i devletten birine dayanmaktır.” Bunlar başa gelindiğinde “kemal” ile karşılanması, kimsenin tahrikine kapılmadan hakikat uğrunda uğraşmaktan usanılmaması onun nazarında yüksek önem arz etmektedir. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun!