20 yıl çok uzun bir süre… Hepimiz için, herkes için… Özellikle de yöneticiler için uzun bir süre… 20 yıl bir yeri, bir kurumu yönetmenin olumlu ve olumsuz yönleri var. Olumlu yönleri malum…

Kurumu, kişileri, paydaşları iyi tanıyorsun. Kimin ne iş yapacağını biliyorsun. Ve elbette yaptığın işler görünür olmaya başlıyor.
Uzun süreli yönetimler ‘muhalefeti’ de etkisiz hale getiriyor. Özellikle kurum içi muhalefeti… Dikensiz gül bahçesi… 
Yine her şeyi bir plan dahilinde yürütebiliyorsun… 
Elbette madalyonun öteki yüzü var. 20 yılın ardından elinizde neredeyse hiç ‘bahane’ kalmıyor! Bir sorunla karşılaştığınızda ‘ağlama, sızlanma’ hakkınız bulunmuyor.
Çünkü 20 yıldır iktidardasınız…
Hele de güçlü bir şekilde iktidarda iseniz… Yani muktedir olma durumu…
Büyük bir deprem felaketi yaşadık. Asrın Felaketi diyenler var. Elbette haklılar! Öte yandan 20 yıllık iktidarı düşününce ‘Asrın Felaketi’ bir anda ‘Asrın ihmali’ ya da ‘Asrın Vurdumduymazlığı’ olabiliyor.
Depremdeki can ve mal kayıplarımızdan birinci derece sorumlu olan ülkeyi 20 yıldır kesintisiz yöneten AK Parti iktidarıdır.
Ve elbette Cumhurbaşkanı ve Parti Genel Başkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu konuda adımlar atılmıştır fakat yetersiz olduğu ortada. Kendine göre ‘haklı’ sebepleri olabilir mi? Bilmiyorum! Ama tüm bunların sorumlu 20 yıldır ülkeyi yöneten iradedir.
Deprem sonrası yaşananları bir nebze anlıyorum, kabul ediyorum. Karmaşa depremin çok ili etkilemesi nedeniyle, eyvallah. Ama önce ‘neden yıkıldı’ diye sormalıyız.  
Erdoğan, deprem ülkesi memleketini depreme hazır hale getirememiştir…
20 yıl denince akla sadece Erdoğan gelmesin. Eskişehir’de de 99’dan beri iş başında olan bir yerel yönetici var.
Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen…
99 Depremi sonrasında göreve gelen Yılmaz Hoca da maalesef geride kalan yıllarda bu konuda ciddi adımlar atmadı, belki atamadı!
Sonuç…
İçinden fay geçen Eskişehir, depreme hazırlıksız! Zeminiyle, yapı stoğuyla kendi felaketini bekliyor.
Oysa 99 Depremi hem Erdoğan hem Yılmaz Hoca için milat olmalıydı.
Yılmaz Hoca, İMO ile bir protokol imzaladı. Yapı stoğu incelenecek… Yaklaşık 22 bin bina… Öncelikle şunu belirtelim bu çalışma Maraş depremlerinden bir iki ay önce başladı. İmzalar depremden sonra atıldı.
Elbette çok geç kalındı…
Sekiz mahalle 10 yıl önce afet riskli alan ilan edildi. Yetki Yılmaz Hoca’da… Koskoca 10 yıl… Ne yapıldı? Hiçbir şey! Şimdi burada kimse “engellendik” falan demesin! Nerede tıkandınız? Basını göreve davet eden olmadı. İktidarın kentimizdeki temsilcilerinden yardım isteyen de olmadı…
Bakanlık önüne gidip kaç kere feryat figan açıklama yapıldı? Bu 10 yıl boyunca Yılmaz Hoca’nın ‘benden günah gitti çocuklar’ dediğini duymadık.
İkinci sonuç… Elde var sıfır! Yılmaz Hoca da tıpkı Erdoğan gibi 20 yılda yaptığı çok şeyle övünebilir ama deprem konusunda söyleyecek sözü yoktur.
Yılmaz Hoca da tıpkı Erdoğan gibi sorumluluğu altındaki toprakları depreme hazırlıklı hale getiremedi.
Gazeteciler olarak biz de masum değiliz! Konuyu sürekli gündemde tutmalıydık. Yani masum değiliz hiçbirimiz! Bu konu, bunca kayıptan ve acıdan sonra elbette çok konuşulacak, çok tartışılacak.
Böyle bir başlangıç yapmış olalım.