Cihan Yıldırım yazdı...
Bugün Eskişehir’de, Ümit Hastanesi’nin koridorlarında beni oldukça etkileyen bir sahneye tanık oldum. Eskişehir’in insan zenginliğiyle bir kez daha gurur duydum. Doktor ve hekim arasındaki farkı bir kez daha anladım! Kamu yararı, toplumsal öncelik, adanmışlık… Buna benzer pek çok güzel ve unutulmuş kavram geçti aklımdan…
Evet, meseleye gelince…
Belki KVKK’ya aykırı hareket edeceğim. Ya da ne bileyim hasta haklarını falan ihlal edeceğim! Ama bunu yapmak zorundayım!
Sonuçta yazı hayatım boyunca böyle bir manzara ile kaç kere karşılaşılabilirim?
Ortopedi servisi katında beklerken Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu’nu gördüm.
Hayatı boyunca savunduğu değerler, ödediği bedeller ve duruşundan milim taviz vermeyen Cem Hoca…
Yılda üç beş kulağını çınlatıyoruz ama görüşmek pek mümkün olmuyor. Hayatın telaşı içinde… Hastanede görünce de selam veremedim! Belki ortam nedeniyle belki rahatsız etmek istemedim…
Psikiyatri hocası, toplumsal duyarlılığı ve yılmaz tavırlarıyla tanınan o isim…
Cem Hoca’yı gören hekimler ve hastalar duraksadı, onu saygı ile selamladı. Kimisi elini sıktı, kimisi “Hocam nasılsınız?” diye sordu. O tanıdık tevazuyla karşılık verdi.
İşinden oldu bi ara… Çok sevdiği işinden, hastalarından, asistanlarından… Yurt hasreti çekti… Ciddi katkılar sunduğu mesleğine Almanya’da devam etmek zorunda kaldı.
Onurlu bir insan… Makam için her şeyi normal gören insanlardan değil.
Ortopedi servisine geri dönelim…
İşte tam da burada ortopedi ile psikiyatri arasındaki o güzel metafor devreye giriyor. Ortopedi, kemikleri düzeltir, eklemleri hizaya sokar, bedenin taşıyıcı sistemini onarır. Dik duruş, fiziksel olarak omurganın, ahlaken de karakterin meselesidir.
Cem Kaptanoğlu, bugün ortopedi koridorunda dururken, aslında hepimize “dik duruş” dersi veriyordu. Bedeni değil, vicdanı doğrultmak gerektiğini hatırlatıyordu.
Ülkemizde akademide, sağlıkta, kamuda “dik duran”ların sayısı azaldıkça, kalanlar daha da kıymetli oluyor.
Bir psikiyatri profesörünün ortopedi servisinde saygıyla karşılanması, sadece kişisel bir saygı gösterisi değil; aynı zamanda “bu memlekette hâlâ onurlu duran insanlar var” mesajıdır.
O mesaj, hem hekimlere hem hastalara, hem de koridorlarda geçen herkese sirayet etti bugün.
Cem Hoca’nın mesleği ruhu onarmak.
Ama bugün yaptığı, belki de en etkili tedaviydi: İnsanlara dik durmayı hatırlatmak. Kemiklerimiz eğrilse bile, belimiz bükülmesin diye.
Teşekkürler Hocam. Eskişehir’de, Ümit Hastanesi’nde bile umut olmaya devam ettiğiniz için... Gerçek hekimlik bu olsa gerek… Tedavi olmaya gelip insanları iyileştirmek…
Not: İstanbul’da muayenehanesi var diye duymuştum. Hala açık mı bilmiyorum.