Cihan Yıldırım yazdı...

Eskişehir’de trafik sorunu var mı?
Var.

Bu sorunun bugün geldiği noktada, yıllardır kenti yöneten iradenin Yılmaz Büyükerşen döneminden bugüne, Ayşe Ünlüce, Kazım Kurt ve Ahmet Ataç yönetimlerinin sorumluluğu var mı?
Var.

Bu iki basit soru ve iki net cevap, yaklaşık bir haftadır “Arabasız Pazar” uygulamasına karşı hunharca eleştiri tweeti atan, konuşan, poz kesen; siyaseten var olmaya çalışan ya da var olduğunu sanan aktörler için fazlasıyla yeterli. Oysa ki bu siyasi namzetlerimiz bilgi sahibi hatta öğretici, çözümcül ve yeterlilik sahibi olmalıydı. Ama belli ki bilmiyorlar, öğrenmiyorlar, çözmek istemiyorlar ve kendilerini yeterli görmüyorlar.

O halde, “Arabasız Gün” kavramından bihaber, şehircilikten uzak, çözüme değil gösteriye odaklı bu yaklaşımın uygulaması ve eleştirilmesi ile neden sorunlu olduğunu biraz daha derinlikli anlatalım.

Çünkü bilgi ve veri güçtür.

Dünya ne yapıyor, biz ne anladık?

Avrupa Birliği’nin ve Belçika’nın başkenti Brüksel’de, her yıl Eylül ayının ikinci pazar günü şehrin tamamına yakını “arabasız” ilan edilir. Bu tarih tesadüf değildir. Çünkü Eylül’ün ikinci haftası Avrupa’da “Hareketlilik Haftası”dır ve haftanın son günü “Arabasız Gün” olarak uygulanır.

Bu uygulama 19 belediyeyi kapsar, yaklaşık 160 kilometrelik bir alan yayalara ve bisikletlilere bırakılır. Belediyeler bu süreçte hem Avrupa fonlarından faydalanır hem de toplumsal bir sorumluluğu yerine getirir. Toplu taşıma işler, ambulans ve itfaiye gibi zorunlu araçlar kontrollü şekilde hareket eder, kent planlıdır, hazırlıklıdır.

Paris’te Champs-Élysées Bulvarı’nda yapılan ölçümler, Arabasız Gün sonunda hava kirliliğinde yüzde 40’a varan düşüş göstermiştir. Bogotá’da uygulama halk oylamasıyla kurumsallaşmış, Tel Aviv’de 1935’ten bu yana Yom Kippur günü araç trafiği durdurulmaktadır. Jakarta ve Tahran gibi şehirlerde haftalık araçsız günler vardır.

Yani mesele bir gün yol kapatmak değil; bir ulaşım vizyonu inşa etmektir.


Eskişehir'de ne yaptık?

Şimdi bu bilgiler ışığında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin “Arabasız Pazar” uygulamasına bakalım.

Bir:
Dünyada bu tür uygulamalar önce altyapıyla başlar. Yeterli toplu taşıma sağlanır, bisiklet yolları işlevsel hale getirilir, toplum hazırlanır ve mutabakat aranır. Bizde ise yöntem belli: “İlan edelim, yapalım, birkaç şirin fotoğraf verelim.” Oldu bittiye geldi. Eleştiriler hazırlığımız yok, alt yapımız yok, toplumsal mutabakat yok, yeterli toplu taşımamız zaten yok olması gerekirken “Niye cadde kapattın, arabaya da mı binmeyek?” ten öte gidemedi.

İki:
Uygulama sembolik bile değil; eksik ve hazırlıksız. Atatürk Bulvarı’nın tamamı bile araçsız hale getirilemedi. Yarım, çeyrek, toplamda üç çeyrek…
71 Evler’den Büyükşehir Belediyesi’ne tek vasıta ile ulaşmanın saat başı ile sınırlı olduğu bir şehirde, bu uygulama “arabasızlaşma” değil, düpedüz ulaşımsızlaşmadır.
“Madem kendimize ve ulaşım ağımıza güveniyoruz en azından yeterli buluyoruz o zaman Atatürk Bulvarı’nın çeyreğini niye kapattık, hepsi kapatsaydık” eleştirileri gelir diye beklerken yeni yol açacak para yok ile sınırlandı eleştiriler.

Üç:
Sosyo-ekonomik eşitsizlikler hesaba katılmadı. Engelliler, esnaf, pazar günü çalışanlar, öğrenciler… Alternatif ulaşım sunulmadan yapılan her kapatma, başka mahallelerde trafik işkencesine dönüşüyor.
“Siz önü çiçekli pembe panjurlu evlerinizin bulunduğu semtlerin yerel yönetimisiniz. Esnafı unutup, öğrenciyi seçimden seçime hatırlayıp, 2 adım ötenizdeki Büyükdere’ye senede bir defa son model makam aracınızla giderseniz işçiyi, öğrenciyi, esnafı unutur pembe rüyalarınızla onlara kabusu yaşatırsınız” diye eleştirilecek derken “Vatandaş arabasıyla bir pazar günü ekmek almaya da mı gitmesin?” ile sınırlandı ve sığ kaldı eleştiriler.

Dört:
25 yılı aşkın süredir kenti yöneten belediyeler, merkezi, sürekli yaşayan, tematik, sürekli pazar günü sosyal etkinlikli alanları oluşturmak yerine; üç çeyrek bulvarı boşaltıp “Bakın ne güzel eğlendik” avuntusuna sığınıyor.
“İzmir’de, Ankara’da, Konya’da her pazar bir tematik Parkında, şehrin bir meydanında her yaştan ve her gelir grubundan vatandaşlarına ücretsiz sosyalleşme imkanı sağlıyorken bir pazar üç çeyrek bulvarda çocuklar oynadı, bisiklet de güzel diye bizimle dalga mı geçiyorsunuz?” eleştirileri beklenirken “Kimse yoktu caddede herkes arabayla gidiyor kardeşim her yere” tweetine “Araba özgürlüğüm var benim, bu nasıl halkçılık?” sığınması eşlik edebildi.

Beş:
Dünyada arabasız gün uygulayan şehirlerde ulaşımda sosyal adalet vardır.
Eskişehir’de ise Batıkent ile Fevzi Çakmak, Sümer ile Huzur Mahallesi arasında adeta yüzyıllık fark bulunur. Bir yanda Avrupa başkenti konforu, diğer yanda Afrika’da bir kasaba ulaşımı.
Eleştirileri bu uygulamayı çok zorlar hatta “Bu etkinliğe Şarhöyük’teki vatandaşın katılımı %1 bile değil siz şehrin geneli yerine ancak %1’lik kesimine hitap etmeye çalışan basit sosyal medya gönderileri üretiyorsunuz” diye girilirse kaliteli bir tartışma başlar diye beklerken “Battı çıktı, kavşak, üst geçit nerde?” müteahhitliğinde avunduk.

Son söz

Bu yazı, Eskişehir’deki “Arabasız Pazar” deneyimine kör bir karşı çıkış değildir. Bir destek de değildir.
Bu yazı; bilgiye dayalı, veriye yaslanan, çok yönlü bir eleştiridir.

Aynı zamanda bir çağrıdır:
Siyasetin, yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların donanımını ve vizyonunu geliştirmesi gerektiğine dair açık bir çağrı.

Çünkü şehircilik, sosyal medyada poz vermekle de kendi mahalleme şirinlik yapayım tweetiyle de değil;
ulaşımı, adaleti ve hayatı birlikte düşünmekle yapılır.

Nereden baksan…
Zor bu şehrin işi.