Cihan Yıldırım yazdı...

Bir filozof öğrencilerine, içinde balıkların yüzdüğü bir havuzu gösterip sorar: “Balıklara hissettirmeden bu havuzun suyunu nasıl boşaltırsınız?”

Öğrenciler vanayı açmayı, kovalarla su taşımayı önerir. Filozof ise küçük bir kaşık alır. Havuzdan bir kaşık su çıkarır. Sonra bir tane daha… “Havuza yeni su gelmiyorsa,” der, “her gün bir kaşık eksiltmeniz yeterlidir. Bir gün havuz boşalır; balıklar suyun ne zaman azaldığını bile anlayamaz.”

Siyasette güç kaybı da çoğu zaman böyle olur.

İktidarlar yalnızca büyük krizlerle veya büyük siyasi kırılmalarla zayıflamaz. Bazen bir kamu kurumunda kötü muamele gören vatandaşla, hakkının yenildiğini düşünen memurla, liyakatin gözetilmediğine inanan gençle, hastanede muhatap bulamayan hasta yakınıyla başlar süreç.

Her biri havuzdan çıkan küçük bir kaşıktır. Eskişehir’de iktidarın ya da belediyelerin bürokrasiyle ilişkisini de biraz bu gözle değerlendirmek gerekiyor.

Vatandaş devletle ya da belediyeyle çoğu zaman belediye başkanı, milletvekili veya parti yöneticisi üzerinden değil, kamu yöneticisi üzerinden karşılaşır. Daire başkanını, il müdürünü, başhekimi, üniversite yöneticisini, kurum amirini görür. Dolayısıyla bürokratın davranışı yalnızca kendisini bağlamaz.

Vatandaşın sorusu basittir: “Bu kişiyi buraya kim getirdi, kim hala görevde tutuyor?”

Bir yönetici başarısızsa, çalışanıyla kavgalıysa, vatandaşta karşılığı kalmamışsa, liyakat tartışmalarının odağındaysa ve buna rağmen yıllarca makamını koruyorsa mesele artık bürokratik olmaktan çıkar, siyasi hale gelir.

Çünkü bir noktadan sonra kamuoyu şu kanaate varır:

“Demek ki yapılanlardan memnunlar.”

Eskişehir’in farkı burada daha belirgin. Şehir büyük ama ilişkiler hala yakın. Belediyedeki bir sorun sadece müteahhitlerle başkan yardımcıları ya da daire başkanları arasında kalmıyor. Üniversitedeki bir tartışma kampüste kalmıyor. Hastanedeki problem hasta yakınlarına, kamu kurumundaki huzursuzluk çalışanların ailelerine taşınıyor. Bir kişinin yaşadığı haksızlık kısa sürede onlarca insanın kanaatini etkileyebiliyor.

Siyasi maliyet tam da böyle birikiyor. Asıl tehlike de bir yöneticinin hata yapması değil. Hatanın hiçbir karşılığının olmadığının görülmesi.

Çalışan “Başarısız ama görevde” diyorsa, vatandaş “Şikayet ediyoruz ama değişen bir şey yok” diyorsa, liyakat duygusu kadar siyasal güven de aşınır. Bu yüzden Eskişehir’de yerel ve AK Parti iktidarı açısından sorulması gereken soru son derece açık:

Görev verdiğiniz yöneticiler size güç mü kazandırıyor, yoksa her gün havuzdan bir kaşık su mu eksiltiyor?

Bir yöneticinin üst makama, Ankara’ya sunduğu dosyalardan önce Eskişehir’de bıraktığı izlenime bakılmalı. Kaç yıldır makamda olduğuna değil, o yıllarda kurumunu nereye taşıdığına bakılmalı. Kiminle fotoğraf verdiğine değil, vatandaşın ve çalışanının karşısına nasıl çıktığına bakılmalı.

Çünkü kötü bürokrat yalnızca kurumunu yıpratmaz; onu göreve getiren siyasi iradeyi de yıpratır.

Ve gün gelir seçim gecesi herkes şaşkınlıkla aynı soruyu sorar: “Bu kadar insan ne zaman uzaklaştı?”

Cevap aslında bellidir. Bir gecede değil. Her gün bir kaşık. Bir mağduriyet, bir haksızlık, bir kibir, bir yanlış atama, bir görmezden gelme, bir usulsüzlüğü sümen altı etme…

Siyasetin yapması gereken, havuz boşaldığında balıkları suçlamak değil; kaşığın kimin elinde olduğuna ve neden hala elinden alınmadığına bakmaktır.