Cihan Yıldırım yazdı...

Eskişehir’de AK Parti’nin hem siyasi teşkilatlanmasını hem de bürokratik yönetim anlayışını tarif etmek için oldukça yerel, bir o kadar da düşündürücü bir benzetme var: ESTRAM vatmanı.
Vatmanın güzergâhı bellidir. Rayları önceden döşenmiş, durakları belirlenmiş, hareket saatleri planlanmıştır. Sağındaki, solundaki yollarla ilgilenmez. Alternatif güzergâh aramaz. İnisiyatif kullanmasına gerek yoktur. Önüne bakar, duraklara yaklaşır, kapıları açar, yolcuları alır ve yoluna devam eder.
Bir ulaşım sistemi için son derece doğal olan bu işleyiş, siyasetin ve kamu yönetiminin çalışma biçimine dönüştüğünde ortaya ciddi bir sorun çıkar. Çünkü vatmanın görevi rayları takip etmektir, siyasetçinin görevi ise gerektiğinde yeni bir yol açabilmektir. Eskişehir’de AK Parti’nin temel meselesi de tam olarak burada başlıyor.

BOŞ KOLTUK VARSA YOLCU AL!

Tramvay durağa yanaşıyor. Bekleyen yolcular var. İçeride boş koltuk bulunuyorsa kapılar açılıyor, yolcular biniyor. Kimdir bu yolcu? Neden binmiştir? Nereye gitmektedir? Oturduğu koltuğun gerektirdiği sorumluluğu taşıyabilir mi?
Vatman bunlarla ilgilenmez. Biletini tam mı ödemiş, indirimli mi geçmiş, öğrenci abonmanı mı kullanmış, bedelsiz geçiş hakkı mı var, yoksa kaçak mı binmiş?
Bunlar da vatmanın meselesi değildir. Onun sorumluluğu tramvayı güzergâhında ilerletmektir. Ancak siyaset böyle yönetilemez.
Bir ilçe başkanlığı boşaldığında, bir teşkilat kademesine yeni isim gerektiğinde veya kamu bürokrasisinde bir makam için tercih yapılırken yalnızca boş koltuğu doldurmak yeterli değildir.
O koltuğa oturacak kişinin neyi temsil ettiği, geçmişte ne başardığı, hangi sorumlulukları üstlenebileceği, bulunduğu çevrede nasıl karşılandığı ve teşkilata ne kazandıracağı sorgulanmalıdır.
Eskişehir’de sorgulanması gereken de budur.
İlçe başkanları belirlenirken teşkilatın beklentileri mi esas alınıyor, yoksa siyasi dengelere uygun bir isim bulmak yeterli mi görülüyor?
Mahallesinde karşılığı olan, sandıkta çalışan, sahayı tanıyan, insan ilişkileri kuvvetli kadrolar mı tercih ediliyor? Yoksa itiraz etmeyen, verilen güzergâhtan çıkmayan, siyasi iradenin çizdiği sınırları aşmayan isimler mi?
Bir ilçe başkanının temel vasfı kendisini atayanlarla iyi ilişkiler kurmak değil, görev yaptığı ilçede partisinin toplumsal karşılığını büyütmektir.
İlçe başkanlığı, tramvaydaki boş koltuk değildir. O makam teşkilatın hafızasını, mücadelesini, seçmenle ilişkisini ve siyasi iddiasını temsil eder.

TEŞKİLATTA SADAKAT, BÜROKRASİDE LİYAKAT

Siyasi teşkilatlarda sadakat önemlidir. Ancak kime ve neye sadakat?
Bir ilçe başkanının kendisini göreve getiren kişiye duyduğu bağlılık ile partisinin siyasi hedeflerine duyduğu bağlılık aynı şey değildir.
Kişilere bağlılık üzerinden kurulan ilişkiler, siyasi şartlar değiştiğinde kolaylıkla yön değiştirebilir.
Bugün bir ismin yanında duran, yarın başka bir güç merkezinin etrafında toplanabilir.
Çünkü ortak bir siyasi mücadele yerine kişisel referanslarla kurulan teşkilat yapılarında sadakatin ölçüsü de değişkendir.
Bürokraside ise mesele daha ağırdır.
Orada kamu kaynakları, kurumların geleceği ve vatandaşın aldığı hizmet söz konusudur.
Bir kamu yöneticisinin liyakati, siyasi yakınlığından bağımsız değerlendirilmek zorundadır. Yetkinlik yerine ilişki ağlarının belirleyici olduğu her tercih, kurumsal kapasiteyi zayıflatma riski taşır.
Böylece siyasi teşkilatta karşılığı tartışmalı isimler, kamu bürokrasisinde yeterliliği sorgulanan yöneticiler ve bütün bunları yönetmek yerine mevcut dengeleri korumaya çalışan bir siyasi anlayış ortaya çıkabilir.
Liyakatin olmadığı yerde sadakatin de kalıcı olacağı sanılır. Oysa çoğu zaman önce liyakat, ardından sadakat kaybedilir.

VAGON DOLUYOR, AMA HESABI KİM ÖDÜYOR?

Dışarıdan bakıldığında ortada bir hareketlilik vardır.
İlçe başkanları atanır, yönetimler oluşturulur, kurumlara yöneticiler görevlendirilir. Toplantılar yapılır, ziyaretler gerçekleştirilir, fotoğraflar paylaşılır.
Tramvay hareket etmektedir. Duraklar geçilmektedir. Koltuklar dolmaktadır.
Ama bu hareketliliğin siyasi ve kurumsal karşılığı nedir?
Atanan ilçe başkanları partilerine kaç yeni seçmen kazandırmıştır? Hangi mahallede teşkilat güçlenmiştir? Hangi ilçede siyasi rekabetin seyri değişmiştir?
Göreve getirilen bürokratlar hangi kamu hizmetini iyileştirmiş, hangi kurumsal sorunu çözmüş, hangi somut başarıya imza atmıştır?
Bu soruların cevabı yalnızca yapılan atamaların sayısı veya düzenlenen toplantıların fotoğrafları olamaz.
Üstelik mesele koltuğa oturmakla da bitmez.
Bir süre sonra bazı yolcular oturdukları koltuğu kendilerinin zannetmeye başlayabilir. Önce yerini korumaya, ardından vagonun içindeki düzeni belirlemeye çalışır. İşin sonunda koltuğu bırakmak bir yana, tramvayın raylarını bile söküp götürmek isteyebilir.
Bu, kamu makamlarının veya parti görevlerinin kişisel nüfuz alanına dönüştürülmesi tehlikesinin bir benzetmesidir.
Denetimin zayıfladığı, başarının ölçülmediği, sorumluluğun sorgulanmadığı her sistemde bu risk büyür.
Günün sonunda tramvay doludur ama gelir-gider hesabı bozuktur. Üstelik yolcuların bir kısmı artık gidecekleri yere değil, oturdukları koltuğa odaklanmaktadır.

KAZIM KURT’U EMEK’TE BİRİNCİ PARTİ OLMA İDDİASINA KİM İNANDIRDI?

Eskişehir’de bu yönetim anlayışının siyasi karşılığı üzerinde durmak gerekiyor.
Kazım Kurt’un AK Parti’nin geleneksel olarak güçlü olduğu Emek Mahallesi’nde birinci parti olma iddiası, yalnızca Yeni Parti’nin siyasi hedefi olarak okunmamalıdır.
Asıl soru şudur: AK Parti kendi güçlü olduğu mahallelerde rakiplerine bu özgüveni verecek noktaya nasıl geldi?
Yıllarca kazanılan seçimler, güçlü teşkilat geleneği ve kamu yönetimindeki temsil imkânları, bugünün siyasi başarısının garantisi değildir.
Sahada karşılığı olmayan teşkilat tercihleri, seçmenle mesafesi büyüyen yöneticiler ve başarıdan çok uyumun önemsendiği bir siyasi kültür, zamanla en güçlü mahallelerde bile çözülme riski doğurur.
Muhalefetin Türkiye’de iktidar iddiasını güçlendiren faktörlerden biri de iktidarın kendi bünyesindeki yönetim sorunlarıdır.
Rakibin iddiasını küçümsemek kolaydır. Zor olan, o iddiayı besleyen kendi yanlışlarıyla yüzleşmektir.

SAHİ, A NOKTASI NERESİ, B NOKTASI NERESİ?

AK Parti Eskişehir’de siyasi ve bürokratik kadroları hangi hedef doğrultusunda şekillendiriyor?
Amaç boşalan koltukları doldurmak mı, teşkilat içindeki dengeleri korumak mı, bürokraside mümkün olduğunca fazla isim bulundurmak mı?
Yoksa Eskişehir’de toplumsal güveni yeniden güçlendirecek, seçim kazanabilecek ve kamu hizmetinde fark oluşturabilecek nitelikli kadrolar yetiştirmek mi?
Bu soruların muhatapları bellidir.
İlçe başkanlarını belirleyenler, teşkilat kadrolarını şekillendirenler, bürokratik tercihlere referans olanlar ve bütün bu süreci siyasi olarak yönetenler, ortaya çıkan tablonun sorumluluğunu da taşımalıdır.
Çünkü siyasette yanlış bir atama yalnızca bir koltuğun yanlış kişiye verilmesi değildir. Bazen bir ilçenin siyasi geleceğinin, bazen bir kurumun itibarının, bazen de yıllarca oluşturulmuş toplumsal güvenin kaybedilmesidir.
Eskişehir’de mesele tramvayın hareket etmesi değil, nereye gittiğidir. Vatman gözünü raylardan ayırmıyor. Duraklarda yolcu almaya, boşalan koltukları doldurmaya devam ediyor. Vagon kalabalık, güzergâh belli, hareket sürüyor.
Ama siyasi bilanço her geçen gün daha fazla sorgulanıyor. Sahi, A noktası neresiydi, B noktası neresi?
Ve daha önemlisi, bu tramvayın direksiyonunda gerçekten bir siyasi irade mi var, yoksa herkes sadece önceden döşenmiş rayların kendisini bir yere götürmesini mi bekliyor?