Cihan Yıldırım yazdı...
Eskişehir’in caddelerinde ve sokaklarında dolaşırken insan bazen kendini bir yolculuk değil, engelli parkurunda ilerliyormuş gibi hissediyor.
Kent merkezindeki mahalleler bile delik deşik; adeta köstebek yuvasına dönmüş. Eskiden bu manzaralar sadece kenar semtlerde olurdu. Baksan’dan Emek’e, Osmangazi’den Çamlıca’ya uzanan güzergâhlarda sürüş keyfi çoktan yerini endişeye bırakmış durumda. Yazın toz toprak, yağışlı havalarda ise suyla dolup derinleşen çukurlar, hem zaman kaybettiriyor hem de araçların alt takımlarını, süspansiyonlarını ve jantlarını yıpratıyor.
Geçen hafta çukura düşen bir minibüs sahibinin 60 bin liralık tamir masrafıyla karşılaşması, bu durumun sadece konfor meselesi olmadığını gösteriyor.
Sürüş güvenliği tehlikeye düşüyor; lastik patlamaları, direksiyon hâkimiyetinin kaybedilmesi ve beklenmedik hasarlar artık sıradanlaşmış.
Yerel yönetimlerin maddi sıkıntı yaşadığını biliyoruz. Bütçe kısıtları, öncelik sıralamaları ve bakım maliyetleri gerçek. Ancak Eskişehir gibi görece planlı, ‘medeni’ bir şehir imajına sahip bir yerde yolların bu hake gelmesi, kabul edilebilir sınırların çok ötesinde.
Kaldırımlar da aynı kaderi paylaşıyor. Yaya geçitleri, engelli erişimi ve günlük hayatın akışı, bozulan yüzeyler yüzünden kesintiye uğruyor.
Yağmur yağınca oluşan su birikintileri hem araçları hem yayaları zorluyor. Bu tablo, basit bir bakım ihmali olmaktan çıkıp kentin günlük ritmini ve imajını etkileyen yapısal bir soruna dönüşmüş durumda.
İşte tam da bu yüzden “Elon Musk’ın uçan arabası en çok Eskişehir’e lazım” demek, abartılı bir fantezi değil; mevcut zemin koşullarının kaçınılmaz sonucu gibi duruyor. Yollar düzgün olsa, kimsenin havada seyahat etmeye ihtiyacı kalmaz!
Ama çukurlar çoğaldıkça, “yukarıdan geçelim” fikri cazip hale geliyor. Tabii ki asıl çözüm uçan araba değil. Asıl çözüm, seferberlik ilan edip bozuk yol, çukur ve kaldırım ne varsa sistematik biçimde onarmak.
Önceliklendirme yapılabilir: En yoğun kullanılan güzergâhlar, okul ve iş yolları, toplu taşıma hatları öne alınabilir.
Asfalt yenileme, drenaj iyileştirme ve düzenli bakım programı olmadan yapılan yamalar, yağışlı sezonda yeniden açılan yaralar gibi kalıyor.
Vatandaşın cebinden çıkan tamir faturaları, belediyenin “şimdilik idare eder” yaklaşımının dolaylı maliyetine dönüşüyor.
Eskişehir, yollarının bu halini hak etmiyor.
Ne öğrenci kenti kimliği, ne sanayi ve ticaret potansiyeli, ne de “yaşanabilir şehir” iddiası, merkez mahallelerde bile köstebek yuvası görüntüsüyle bağdaşmıyor.
Maddi sıkıntılar mazeret olabilir ama çözüm üretmeme lüksü değil. Bir seferberlikle başlanabilir; çukurlar kapanır, kaldırımlar düzelir, sürüş yeniden keyifli ve güvenli hale gelir. O zaman uçan arabaya da gerek kalmaz.