Cihan Yıldırım yazdı...
Zor zamanlardan geçiyoruz.
Öyle böyle de değil…
Bu yüzden kendi yükünü taşımaktan aciz siyasetçileri şöyle bir kenara alalım diyorum. Hatta mümkünse oyun dışına…
Çünkü artık birilerinin de biz sıradan insanların yüküne omuz vermesi gerekiyor.
Gerçi kendi yükünün altında iki büklüm olmuş adamın bizim yükümüze el atmasını beklemek de ayrı bir saflık.
Bir dönem hatırlıyorum, siyaset ne güzel işti…
Biraz gezeceksin, birkaç fotoğraf çektireceksin, iki güzel laf edeceksin. Bir de gülümsemeyi becerdin mi tamamdır.
Siyasetçi oldun gitti!
Üstüne bir de sırtını dayadığın siyasi bir geçmişin, elinden tutan birkaç abin varsa değmeyin keyfine…
Ne yaptığın pek sorulmazdı. Zaten kimsenin öyle bir merakı da yoktu.
Biraz hatır, biraz ahbaplık, bolca fotoğraf…
Abiler elinden tuttu mu ver elini makam odasına.
Memleketin derdine çare bulamasan da kendine bir makam bulurdun.
Ama devir değişti.
Değişti değişmesine de pek hayırlı bir yere doğru gittiğimizi söylemek zor.
Gençlerin yüzüne bakınca anlıyorsunuz bunu. Daha hayatın başında, hayatın sonuna gelmiş gibi yorgunlar.
Böyle bir memlekette hâlâ eski usul siyasetçilik yapmaya kalkışmak, yangın yerine elinde fotoğraf makinesiyle gitmeye benziyor.
Bu yüzden yeni bir siyasete ihtiyacımız var.
Daha doğrusu, başka türlü siyasetçilere…
Bakın, genç demiyorum, yeni diyorum.
Öyle gençler var ki kırk yıllık siyasi alışkanlıkları sırtına geçirmiş, dolaşıyor. Daha yolun başında ama eskilerin bütün marifetlerini öğrenmiş.
Kimin yanında durulacağını, kime selam verilmeyeceğini, hangi fotoğrafta öne çıkılacağını biliyor.
Bir tek insanların derdiyle ne yapılacağını bilmiyor.
Bizim ihtiyacımız olan, gülen değil güldürebilen siyasetçi mesela.
Nutuk atan değil, iş yapan.
İnsanların arasında fotoğraf çektiren değil, gerçekten yanlarında durabilen.
Kalabalığa baktığında kaç oy çıkacağını değil, kaç kişinin derdi olduğunu görebilen.
Artık kimsenin bir siyasetçinin kaç yıldır siyaset yaptığını dinleyecek mecali kalmadı.
Bir de genç yaşta eski siyasetçi olmayı başarmış arkadaşlarımız var.
Henüz ne olacağına karar verememiş. Milletvekili mi olsun, belediye başkanı mı? Bir türlü kestiremiyor.
Memleketin hangi derdine çare olacağını düşünmeye sıra gelmiyor tabii. Önce kendi siyasi istikbalini bir netleştirmesi lazım!
Şaka bir yana bunların da daha fazla tolere edileceğini sanmıyorum.
Bir başka ezberimiz de şu:
“Ben yıllarımı bu partiye verdim.”
İyi de arkadaş, o yıllarda ne yaptın?
Hep beraber yediniz, içtiniz, gezdiniz, tozdunuz.
Ekipler kurdunuz, ekipler dağıttınız. Dün omuz omuza yürüdüğünüz adamla bugün selamı sabahı kestiniz.
Kongrelerde birbirinizi çizdiniz, sonra yeniden aynı masaya oturdunuz.
Kendi küçük siyasi evreninizde büyük savaşlar verdiniz.
Kim kimin yanında durmuş, kim kime selam vermemiş, hangi toplantıda kimin sandalyesi nereye konmuş…
Sizin için tarihi öneme sahip hadiseler bunlar.
Ama evine ekmek götürmekte zorlanan insanın hayatında zerre kadar karşılığı yok.
Hâlâ üç kongre önce kimin kimi desteklediği hesaplanıyor.
Üstelik bütün bunları siyaset yapmak sanılıyor.
Sonra dönüp o yılların karşılığı toplumdan bekleniliyor.
Kusura bakmayın ama kimsenin size böyle bir borcu yok.
Hele de o yılların hesabını veremiyorsanız…
Bir de eski siyasetin bütün alışkanlıklarını genç bir bedende görmek var ki insanı asıl o yoruyor.
Çünkü yaşlı bir siyasetçinin eski usullerle siyaset yapmasını bir yere kadar anlarsınız. Adamın alışkanlığıdır, bildiği yol budur dersiniz.
Ama daha genç yaşta aynı hesapların, aynı hiziplerin, aynı makam heveslerinin peşine düşmüş birini görünce insan ister istemez soruyor:
Siz bu kadar kısa zamanda nasıl bu kadar eskidiniz?
Oysa bizim başka türlü siyasetçilere ihtiyacımız var.
Kendi siyasi geleceğini memleketin geleceğinden daha mühim görmeyen…
Bir meseleye bakarken önce hangi ekibin işine yarayacağını hesaplamayan…
İnsanların derdini dinlemek için seçim takviminin açıklanmasını beklemeyen…
Ve en önemlisi, kendisini siyasetin merkezine değil, insanı siyasetin merkezine koyabilen insanlara.
Çünkü memleketin yükü yeterince ağır.
Bir de yıllardır siyaset yaptıkları hâlde kendi ağırlıklarından başka bir şey taşımayanları, yetmezmiş gibi onların genç kopyalarını sırtımızda taşımayalım.
Siyasete yıllarını verdiğini söyleyen çok.
Ama toplum da artık bir soru soruyor:
İyi güzel de, o yıllarda bize ne verdiniz?
Çünkü yıllardır toplum siyasete verdi, siyasetçi aldı.
Şimdi toplum verdiğini geri istiyor.
Mümkünse kepçeyle…