Cihan Yıldırım yazdı...

Her sonbahar aynı tartışma alevlenir. Pancar kampanyası başlar, bacalar tütmeye başlar, bütün şehir küspe kokusuyla dolar. Bu koku, yıllardır Eskişehir’in mevsimsel şikayet konusudur.

Bu yıl da gündem aynı noktadan açıldı: Fabrika taşınmalı mı, yoksa yerinde kalıp modernize mi edilmeli? AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, fabrikanın kurulduğu dönemde şehrin dışında olduğunu, bugün ise şehrin göbeğinde kaldığını, kampanya döneminde ‘felaket derecede’ koku oluştuğunu söyleyerek taşınmasından yana tavır koydu.

Adres de önerdi… Mihalıççık ile Mahmudiye arası… Bölgenin pancar üretiminin yoğun olduğu alanlara yakınlığı ve jeotermal kaynakların enerji maliyetini düşürebileceği vurgulandı.

Hatta Albayrak, ‘Bir an evvel taşınması gerekiyor’ dedi.

MHP İl Başkanı Ayhan Sezer ise karşı çıktı… Fabrikayı ‘milli bir değer’ ve ülkeye önemli katma değer sağlayan bir tesis olarak tanımladı. “Şu aşamada taşınmasını doğru bulmuyorum” diyerek, koku sorununun filtre sistemleri ve teknolojik önlemlerle çözülmesi gerektiğini savundu.

Sezer’in yaklaşımı, üretimi koruyarak yaşanabilirliği artırmak üzerine kurulu. Tartışmanın diğer tarafında üreticiler var. Eskişehir Genç Rençberler Derneği Başkanı Burak Kuşan gibi isimler, taşınma gündeme gelirse Mahmudiye’nin Alpu, Çifteler, Mahmudiye ve Sivrihisar gibi pancar yoğun bölgeler için merkezi bir konum olabileceğini söylüyor.

Nakliye maliyetlerinin düşebileceğini belirtiyorlar. Ancak uyarı da yapıyorlar: Mevcut kapasite korunacaksa taşınmanın anlamı sınırlıdır; kapasite artışı şarttır. İşçilerin, nakliyecilerin ve çiftçilerin masada olması gerektiğini vurguluyorlar.

1933’te, 5 Aralık’ta İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın katıldığı törenle açılan Kazım Taşkent Eskişehir Şeker Fabrikası, Cumhuriyet’in erken dönem sanayi hamlelerinin somut ürünüdür. Başlangıçta şehrin dışındaydı. Eskişehir büyüdükçe mahallelerin arasına sıkıştı. Bugün günlük binlerce ton pancar işleme kapasitesiyle, sezonluk yaklaşık 2 bin 600 üreticiyle ve kampanya döneminde bine yaklaşan istihdamıyla kent ekonomisinin önemli parçalarından biri.

Yılda 120-150 bin ton civarında şeker üretimi hedefleniyor.

Taşınma lehine argümanlar güçlü…

Koku vatandaşların yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor, onlarca yıldır çözülememiş bir sorun. Şehir büyüdükçe fabrika ‘içeride’ kaldı. Üretim bölgelerine yaklaşmak nakliye maliyetini ve karbon ayak izini azaltabilir, modern bir tesisle kapasite de artabilir.

Jeotermal gibi yerel kaynaklar maliyet avantajı sağlayabilir.

Karşı argümanlar da en az o kadar somut… Fabrika tarihi ve simgesel bir değer taşıyor. Taşınma yüksek maliyetli, uzun süreli ve riskli bir operasyon. Kapasite artışı garanti değilse, sadece yer değiştirmiş olur.

Mevcut arazinin geleceğine dair rant endişeleri (özelleştirme tartışmalarıyla da bağlantılı olarak) devam ediyor. Filtre, arıtma ve koku kontrol teknolojileri geliştirilebilir; geçmişte de ilaçlama ve havuz temizliği gibi adımlar atılmıştı.

Asıl mesele, sorunun siyasi kutuplaşma malzemesine dönüşmemesi. Her yıl aynı mevsimde çıkan tartışma, kalıcı bir çözüm üretmeden sönüyor. Ne ‘milli değer, dokunulmaz’ ne de ‘hemen taşı, sorun bitsin’ yaklaşımı yeterli.

Bilimsel bir fizibilite çalışması, çevresel etki değerlendirmesi, üretici-işçi-nakliyeci-yerel yönetim-kamu kurumları masası ve şeffaf bir planlama gerekiyor.
Teknolojik iyileştirme öncelikli denenebilir; sonuç alınamazsa planlı, kapasite artırımlı ve kamusal mülkiyeti koruyan bir taşınma masaya yatırılabilir.
Yüz yıla yaklaşan bir fabrika, kentin gündemine yalnızca üretim rakamlarıyla değil, taşınma önerisiyle geliyorsa, sorun sadece koku değil. Yaşanabilir şehir ile üretken tarım-sanayi dengesini kuramamak da. Bu denge, sloganlarla değil, verilerle ve ortak akılla kurulur.