101 yıl önce Odunpazarı'ndan yükselen çığlık

17 Mayıs 1919'da İşgale karşı Odunpazarı'nda halk tek yürek oldu. 15 bin kişinin katılımıyla büyük bir miting düzenlendi.

Eskişehir 25.05.2020, 13:00 25.05.2020, 13:08
101 yıl önce Odunpazarı'ndan yükselen çığlık
banner11

Eskişehir iş ilanları için tıklayın

Miting günü 24 saat boyunca milli yas ilân edildi. Bütün mağaza, dükkan ve diğer kurumlar kapatıldı. Miting heyeti, İngiliz Lordlar Kamarasına, Amerikan Senatosuna ve Başkan Wilson’a telgraflar çekerek, işgalin Wilson prensipleriyle bağdaşmadığını ve işgali açıkça kabul etmeyeceklerini bildirdiler

İŞGALE KARŞI ESKİŞEHİR BİRLİK OLDU

İşte 101 yıl önce Odunpazarı’nda işgale karşı yükselen, halkın çığlığını okuyacaksınız: İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgal edilmesi ve bu işgal karşısında mevcut Osmanlı hükümetinin önlem alamaması ve hatta teslimiyetçi bir politika izlemesi, Türk halkını yeni arayışlara itti. Ülkenin çeşitli yerlerinde işgali protesto eden mitingler yapıldı. Halkın ulusal tepkisi üst düzeye çıkartıldı. İzmir’in işgali Eskişehir’de büyük bir nefretle karşılandı. 17 Mayıs 1919’da 15 bin kişinin katılımıyla büyük bir miting düzenlendi. Miting heyetinin daha önce hazırlamış olduğu ve o güne kadar ülkedeki gelişmeleri tahlil edici bildirisi halka okundu. Bildiride uluslararası topluma ve Batı dünyasına adaletli davranılması ve kendilerinin ortaya attıkları ilkelere bağlı kalınması çağrısında bulunuldu. İzmir’i her ne pahasına olursa olsun terk edilmeyeceği vurgulandı. Halkı direnişe çağıran bildiri metni ise şu cümlelerden oluşmuştu:

Vatandaşlar!

Tarihi ve coğrafi pek çok delil ile Türklüğe bağlı, milletimizin ebedi hatıralarıyla, memleketimizin ırkı ananeleri ve diniyyelerini temsil eden İzmirimizin, Yunan ordusunca işgal edildiğini haber alan miting hey'eti, 20.asır medeniyetinin meydana getirdiği, adalet ihtiyacından mülhem olarak ortaya çıktığına kani olduğumuz Wilson prensiplerinin tevil ve tefsiri mümkün olmayan bu tatbik şekline karşı his eylediği hayretle karışık şikâyeti insanlığın vicdanına açıklamayı bir milli vazife telakki eylemiştir. Dört harp senesi zarfında dâhili siyasetin bütün tatsızlığına rağmen, vatanın şeref ve namusunu müdafaa için severek evladını feda eden milletimiz, mücadele meydanından çekilirken, adalet, milliyet prensipleriyle mütenasip kendisine hayat hakkı verileceği vaadına inanmakla beraber, iki asırdan beri devletimizin bünyesini kemiren ecnebilerin ihtiraslarına feda edilmeyerek, galipler kadar ve belki de onlardan daha fazla haklarının korunacağına dair İtilaf Devletleri'ne mensup siyaset adamlarının ibraz eyledikleri muhtelif teminatlara tamamiyle itimat edilmişti. Galipler hesabına parçalanmağa başlandığını gördükçe, İmparatorluğun Türkler ile meskûn kısmında bizlere emin bir hâkimiyet hakkı bahşedildiği sulh akideleri meyanında bütün medeniyet âlemine ilân eden bir yeni insanlığın taraftarı, hak ve eşitliğin muhterem reisi Wilson Cenapları 'nın aksi hâlâ kulaklarımızdan gitmeyen beliğ hutbesi karşısında bu müessif manzarayı görmek millî vicdanını asırların izale edemeyeceği büyük teessür ve acınma ile doldurmuş, gözlerimizi kanlı yaşlara boyamakla beraber uyuyan adaletin uyanmasıyla bütün milletlerin beklemekte oldukları kurtuluş ümidi, seraba, yeis ve kedere dönmüştür. Efendiler, geçmiş hayatın sahifeleri baştan başa insani düşüncelerle dolu, milletlerarası kanunlara ecnebi misafirlerine hürmet gibi fazilet ile dopdolu olan milletimize isnad edilen en büyük kabahat son harpte gayr-î müslim unsurların bazılarına karşı ve İslâm âlemi namına yapıldığı iddia olunan ve bugünkü müessif hadiselerin meydana gelmesinin yegâne sebebi olan bu ithamla yüce milletimizin alakası olmadığını, faillerinin dar kafalarından başka, millî muhitimizde lanetler ile yad edilen zulm ve vahşet politikasını burada bu vesile ile nefretle yad etmeyi bir vazife telâkki eden, Türklüğün, Müslümanlık ailesinin o menfur cinayetleri bizi bu yakışmaz haksızlığa müstehak gören Avrupa kamuoyundan fazla asabiyet ve büyük nefretle beyan eder. Yirminci asrın milliyet ve hürriyet asrı olduğunu kabul eden sulh kongresi bir taraftan Çekoslavak, Yugoslavlar, Arab ve ecnebilerin kendi mukadderatlarını, bizzat kendileri tayin ve idare etmelerine muvafakat ederken, diğer taraftan Anadolu'nun coğrafî vaziyeti itibariyle ve en güzel ticarî mahreci olan Türk İzmir’in tarih öncesi zamanlara aid mıntıkaların bile kabul edemeyeceği bir şekilde Yunanistan'a terkine muvâfakat eylemesini hayretle telakki eylemek mümkün değildir. Yugoslavların iktisadî taleplerine mukabil, İtalyanlarca iddia olunan tarihî haklar karşısında taksim edilen menfaatlerin umumî hey'etine nisbetle bir ayrılmaz parçası hükmünde kalan Fiume şehrinin geleceğini kararlaştırmada zorluk çekmekte olan sulh kongresinin, büyük çoğunluğu Türk olan, Anavatana sarsılmaz sağlam bir hisle bağlı olan İzmir limanı ve belki de bütün Aydın vilâyetini Yunanistan'ın tahammül edilmez işgaline terk edilmesine muvâfakat edilmesi ne gibi sebeplere istinad edilirse edilsin, her türlü ithamlara rağmen kuvvetli uzuvlarıyla millî iradesini halihazırda kaybetmemiş olan milletimiz için elim bir darbedir. Milletlerarası aile baki kaldıkça hiçbir Türk, İzmir ve mülhakatı üzerindeki hakkının bu kadar açık bir şekilde ihmal edilmiş olmasına boyun eğmeyerek ve millî ülkümüz hiç bir akıbetten çekinmeyerek bedbaht İzmir'in hakkını aramak da devam edilecektir. Vatandaşlar, umumî denge ve barışın bozulmasına sebep olmak gibi bir zan altında kalmamak için ecdadının kanları pahasına fethedilen, Girid, Bosna, Hersek, Şarkî Rumeli, Bulgaristan, Trablusgarp gibi memleket kısımlarındaki hâkimiyetinden kendi rızasıyla feragati kabul ederek milletlerarası umumî siyasetin ahenk ve intizamını -aleyhimize de olsa-muhafaza eden itidalimiz gibi, devamlı ve esaslı bir umumî barışı arzu eden bütün ülkeler bu bariz haksızlığa razı değildir. Ordumuzun silahlı mukavemeti kırılmış, umumî harpden evvel hak elde etmek için en emin yol vaad edilen harp nazariyeleri artık bizim için bir daha dirilmemek üzere gömülmüştür. Felâket zamanlarında hissiyatlarını bir noktada toplamayı Allah 'in emri olarak kabul eden Müslümanlar, yüzde yetmişsekiz gibi büyük çoğunluğun, yüzde yirmi iki nisbetinde bir azınlığın arzu ve idarelerine bağlamayı yaşadığımız asrın düşünürlerinin hazmedemeceyeceği açık bir haksızlık telakki etmekte tamamen haklıdırlar. Üç asırlık felâketlerimizin acılarını unutturan bu yeni musibeti, milliyet eseslarına bağlı olan failleriyle beraber daima tenkid ve muhafaza edecektir. Siyasî rekabetler, gizli antlaşmaların beyhude olduğunu ilân eden bu devrede hakkımızı müdafaa için icab eden bütün cesareti nefsimizde görüyoruz. (Birkaç cümle sansür heyeti tarafından çıkarılmış)... Efkarını müsait şartlara rağmen barışsever bir unsur olmak hasebiyle kabul etmeyen kamuoyumuz İngiltere, Fransa gibi milyonlarca Türk teb'aya malik olan büyük devletlerin, İzmir'in Yunanistan'a terki suretiyle kabul edilen siyasî hatadan geri döneceğine tamamen emindir. Millî gayeleri tatmin esasını kabul eden sulh konferansının Fiume ve buna benzer meselelerdeki adilâne hareketini görmüş olan bizler ve haliyle, mazisiyle, ilmî müesseseleri ile medeniye ve ticariyesiyle, müstahsil sınıfıyla, Türk hürriyetininin Müslüman manevi abidelerninin yegâne temsilcisi olan İzmir'i Yunanlılar'a terk etmekde kabul edilecek hiç bir esas bulamayacağına kanî olan bütün mutedil düşünürler, ashabıyla tek ses olarak Şelzovig mıntıkasında, Lüksemburg'da olduğu gibi umumun oyuna müracaat edilmesini ısrarla talep ediyoruz.

Dindaşlar!

Biz müslümanız, "cenab-ı vahibü'l mülk Hazretleri'nin irade-i ezeliyesine, Peygamber-i zî-'şân'ın " bize müjdelediği ebedî prensiplere inanmaktayız. Bu itibarla hakka istinad etmeyen hiç bir hakimin hakkımızı ebediyyen hükümsüz bırakabileceğine   inanmıyor ve boyun eğmiyoruz. Sussak, susturulsak bile çoğunluk nüfusunun anavatanla irtibatlarını devam ettirme arzularını gösterdikçe İzmir'in hiç bir suretle Yunan hâkimiyetine geçmesine razı değiliz ve olamayız. İzmir Türk milletinin Anadolu iktisadî ve ziraî hayatının faaliyet beynidir. Beynimize hâkim olmak isteyen kuvvelerin icraatı hakkı vermedikçe ne kadir kavi olursa olsun, ona hakkımızla mukavemet bizim borcumuzdur.

Muhterem Hemşehrilerim,

Haricî ve dahilî idaresinin en bozuk zamanlarında İsveç Kralı ve Demirbaş Şarl'ı, Macar asilzadelerini ve hatta bizi bu felaketlere arzumuzun hilâfına sürüklemiş olan askerî kumandanlarını mütarekenin müzakereleri esnasında hayatı pahasına hasımlarına teslim etmemek suretiyle siyasî hürriyetler prensiplerine, milletlerarası antlaşmalara riayeti en iyi biçimde isbat eylemiş olan mazlum ve madur Türklüğün bizim azm ve metanetimizden başka hamisi, adaletden başka dostları kalmamıştır. İnsanlığı mesut bir geleceğe ulaştırmak isteyenler iki yüz seneden beri elim ve kanlı maceralarıyla büyük bir insan kitlesinin mezarını hazırlamış olan yakın doğunun meselesini, doğuluların da kabul ve hoşnutluğunu celb edecek bir tarzda hallini arzu ediyorlarsa, İzmir'in meşru' sahipleri olan Türklere vermekte bir an bile tereddüd etmemelidirler. Ancak bu sayede Cemiyet-i Akvam’ın nüfuz ve teşkilâtı baki kalabilir.”

Miting günü 24 saat boyunca milli yas ilân edildi. Bütün mağaza, dükkan ve diğer kurumlar kapatıldı. Miting heyeti, İngiliz Lordlar Kamarasına, Amerikan Senatosuna ve Başkan Wilson’a telgraflar çekerek, işgalin Wilson prensipleriyle bağdaşmadığını ve işgali açıkça kabul etmeyeceklerini bildirdiler. Miting, Eskişehir’de halkın örgütlenmesine, ülkedeki kaos ortamı karşısında umutlu olunmasına ve Kuvayı Milliye’nin oluşturulmasına zemin hazırladı.

-Bu yazı Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Kemal Yakut’un makalesinin bazı bölümlerinden derlenmiştir.

Yorumlar (0)
14°
parçalı bulutlu

Gelişmelerden Haberdar Olun

@