Sağlık dünyasında endişe yaratan yeni bir gelişme yaşanıyor. Hackensack Meridian Keşif ve İnovasyon Merkezi’nin yürüttüğü araştırmalara göre, Candida auris adlı mantar türü “acil antimikrobiyal tehdit” sınıfına alındı. Bilim insanları, patojenin yayılma hızından ve direnç mekanizmasından duydukları kaygıyı dile getiriyor. Alınan kararla birlikte Candida auris, tıp tarihinde bu düzeyde riskli ilan edilen ilk mantar patojeni oldu. Mevcut ilaçların yetersiz kalması, hastalığın kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, söz konusu mantarın bağışıklık sistemini zayıflatmasının yanı sıra, kullanılan pek çok antifungal ilaca karşı da yüksek düzeyde direnç geliştirdiğine dikkat çekiyor. Tedavi seçeneklerinin sınırlı olması, ölümcül sonuçların artmasına neden oluyor.
Altmış Ülkede Görülen Yayılım
Hastalığın coğrafi dağılımı her geçen gün genişliyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) verilerine göre, sadece ABD’de bildirilen vaka sayısı 7 bine yaklaşmış durumda. Sorunun sadece bir bölgeyle sınırlı kalmadığı görülüyor. Enfeksiyonun Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa ve Asya ülkeleri dahil olmak üzere en az 60 ülkede tespit edildiği bildiriliyor. Küresel sağlık otoriteleri, ülkeler arası iş birliğinin artırılması gerektiğini savunuyor. Uzmanlar bu yayılımı “sessiz bir küresel salgın” olarak nitelendiriyor.
Hastanelerdeki Bulaş Riski
Sağlık kuruluşları, enfeksiyonun en hızlı yayıldığı alanlar olarak öne çıkıyor. Candida auris’in en tehlikeli özelliklerinden biri, sağlık kuruluşlarında çok kolay bulaşabilmesi. Solunum cihazları, kateterler ve çeşitli tıbbi ekipmanlar üzerinden yayılan mantar nedeniyle bazı ülkelerde yoğun bakım servislerinin geçici olarak kapatıldığı bildirildi. Sterilizasyon süreçlerinin gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Özellikle bağışıklığı baskılanmış ve yoğun bakımda tedavi gören hastalarda ölüm oranlarının ciddi biçimde yükseldiği ifade ediliyor.

Tanı Koymayı Zorlaştıran Belirtiler
Hastalığın teşhis süreci de hekimleri zorlayan faktörler arasında yer alıyor. Hastalığın tanısının gecikmesinde, belirtilerin grip ve basit enfeksiyonlarla benzerlik göstermesi önemli rol oynuyor. Standart testlerin yetersiz kalabildiği durumlar yaşanabiliyor. Yüksek ateş, titreme ve kas ağrıları gibi şikayetler nedeniyle vakaların bir kısmı başlangıçta yanlış tanı alabiliyor. İlgili durum da enfeksiyonun fark edilmeden yayılmasına yol açıyor. Doğru tanının konulabilmesi için ileri laboratuvar tekniklerine ihtiyaç duyuluyor.
Acil Eylem Planı ve Yeni Tedaviler
Bilim dünyası, tehdide karşı seferberlik ilan etmiş durumda. Uzmanlar, özellikle büyük hastanelerde tanı testlerinin yaygınlaştırılması ve erken tespit sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Microbiology and Molecular Biology Reviews dergisinde yayımlanan bilimsel çalışmada da çözüm önerileri sıralandı. Mantar kaynaklı enfeksiyonlara karşı daha etkili ilaçların geliştirilmesi, tanı yöntemlerinin iyileştirilmesi ve yüksek risk grubundaki hastalar için aşı ve bağışıklık destekli tedavilerin hayata geçirilmesinin kritik önem taşıdığına dikkat çekildi. Yeni nesil antifungal ilaçlar, aşı çalışmaları ve bağışıklık temelli tedaviler geliştirilmeden sözü edilen tehdidin kontrol altına alınmasının zor olduğu belirtiliyor.





