Sağlık çalışanlarının mutsuz, yorgun ve umutsuz olduğunu ifade eden Köksal, “Çalışanlara göre motivasyon kaybı yüksek. Elimizden gelen bütün alınteri, emeği vermemize rağmen tüm çalışanlarla konuştuğumuzda işe giderken ayakları geri geri gidiyor. Sağlığa bölerek bakmak lazım. Devlet yönüyle hizmeti getirenler, binayı yapanlar, işletenler ve iş gücü olan gerçek emekçilerden bahsetmek gerekiyor. Eskişehir sağlığı olarak türkiye genelinde iyiyiz. Son dönemde danışmanlar mesaj paylaşıyor istatistikler, rakamlar vesaire. Türkiye ortalamasına baktığımızda rakamlar üzerinde Eskişehir sağlığı hizmet sunumu bakımından Türkiye genelinde ilk 10’dayız. ancak sağlık çalışanları açısından baktığımızda sağlık çalışanları mutsuz umutsuz yorgun bir sağlık emekçisi ordusunun giderek arttığını, çalışanın idareceyi güvenmediği, çalışanın sisteme güvenmediği, çalışanların huzursuz olduğu bir 2026 yılı geçiriyoruz” diye konuştu.

Ülkemize uygunluğu tartışılır

Köksal, “Biz gerek iktidar gerek muhalefet bakımından sağlık yürütücüleri ile ilgili, sağlık sistemiyle alakalı sürekli yanlış yoldan gidildiğinden bahsediyoruz. Sağlıkta en asli kural şudur: Teşhis doğru koyacaksın, tedavi düzgün gerçekleşsin. Şehir hastaneleri konsept olarak ülkemize olan uygunluğu açısından tartışılabilir ama sağlıkta dönüşüm başlamadan önce 2000'li yıllarla beraber Türkiye'nin sağlık sistemine baktığınızda; modern bir hastane, modern bir sağlık hizmetleri alanı, teknolojik bir devasa bir sistemden bahsediyoruz. Şehir hastaneleri şu anda sağlığın yükünün %70'ini çekiyor, yeni sistemde. Ancak vatandaşlar devasa büyüklükteki yeri, özellikle Ankara'daki, İstanbul'daki şehir hastaneleri Eskişehir'in 5-6 kat büyüklüğünde; hastanenin içinde kaybolduklarını iddia eden var, otoparkta arabasını bulamayan var. Hizmet akışı açısından konforlu bir otelcilik hizmeti sunuyor şehir hastaneleri. Bununla beraber bütün sağlık hizmetlerinde şehir hastaneleri yetişebiliyor mu? Bunu ayrı bir yerde tartışmak lazım” dedi.

Avrupa’ya göre 3 kat fazla çalışıyoruz

Köksal, “Sendika başkanı olarak olayın tabii ki hizmet tarafındayız ama bu sorunuza üzülerek tersten cevap vereceğim. Çünkü bizim biliyorsunuz Sağlık Müdürümüz Doçent Doktor Yaşar Bildirici gibi cevap vereyim: Kesinlikle sağlıkta sıra beklemek yok, muayene sıkıntısı yaşanmıyor. İsteyen istediği gün 24 saat sonrasına randevusunu alabiliyor. Ultrason, MR herhangi bir sistemde bir aksama yok. Yataklarımızla ilgili problem yok. Burada biraz hiciv sanatını kullanalım ve asla sağlıkta bir aksamanın olmadığını, isteyenin istediği yerden, hastaneden randevu sistemini aldığını, hastanelerimizin 7/24 kuralıyla beraber dört dörtlük hizmet verdiğini, vatandaşlarımızın istediği anda istediği hizmete 5 dakika sonra ulaşabildiğini rakam ve sayısal ve istatistiksel olarak idarecilerimiz böyle anlatıyor. Çünkü ben dün de basında okudum, bir başhekim bir basın organını ziyaret etmiş, söylenenlerin aksine hiçbir sorun olmadığını düşünmüş. Ben ara ara böyle çıkışlar yaptığımda amacımızın sağlık idarecilerini eleştirmek olduğunu düşünüyorlar. Ben gerçek, reel; köylü Mehmet Amca, Günyüzü'nde yaşayan Ayşe Teyze, İnönü'de yaşayan Mehmet Amca'nın yerine yapmış olduğumuz tespitleri, hizmete ulaşmadaki sıkıntıları, hizmet sunucuların sıkıntılarını dile getirmeye çalışıyorum. Şu anda sağlık hizmetleri olarak şehrimizdeki gelen talepleri karşılayamıyoruz. Biz sağlık çalışanları olarak Bakanımızın temelinde söylediği bir şeyle çalışıyoruz. Avrupa'daki meslektaşlarımıza göre bu Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tespitidir bir hemşire, bir sağlık çalışanı, bir ebe, bir ATT, bir paramedik, bir doktor sistemi yürüten bütün odaklar Avrupa'daki meslektaşlarına göre tam 3 kat fazla çalışıyor. Benim telefonum günde 100 defa çalıyor. ‘Başkanım MR'da sıra bulabilir miyiz?’, ‘Başkanım ultrasonu öne çekebilir miyiz?’, ‘Başkanım göz muayenesi alamadım aradan bir sokabilir miyiz?’ şimdi ben diyorum ki; madem sıkıntı yoksa bürokratlarımız istatistiklerle, rakamlarla Türkiye ortalamasının üzerinde hizmet verdiğimizi düşünen arkadaşlar, bizim telefonlar niye çalıyor? Üzülerek söylemek istiyorum; sağlık hizmetleriyle ilgili görüş sunan arkadaşların birçoğu özel hastaneden hizmet alıyor. Sağlık hizmetleriyle ilgili sıkıntı olmadığını düşünen bürokratların verdiği rakamları doğruymuş gibi lanse etmeye çalışan siyasiler VIP'den gittikleri için, vatandaşın hangi gün sıra bekliyor, nerede sıkıntı yaşıyor, hangi sağlık sistemi neresinde sorun var görme gibi bir şansı yok. Onlar görmüyorlar, duymuyorlar, bilmiyorlar” ifadelerini kullandı.

Göz yumarsak bu şehir kaybetmeye mahkum

Köksal şu ifadeleri kullandı: “Öncelikle Eskişehirli'nin, Eskişehirli olmanın, Eskişehir'de yaşamanın, mezarları Eskişehir'de olan siyasetçilerimizle bunları konuşmamız lazım. Üzülerek söylüyorum ki devletin ve hükümetin adına siyaset yapan birçok odak noktadaki güçlü simalar, yanlış insanlarla bu konuları değerlendiriyorlar. Şimdi bu 3.200 yatağın içindeki basit soruları biz buradan sıralayalım; inşallah bir başka programda da buna Sağlık Müdürümüz cevap versin. Bu 3.200 yatağın içinde Kırka’daki entegre hastane var mı? Mahmudiye Devlet Hastanesi diye tabelayı değiştirip Mahmudiye Devlet Hastanesi yazıyor. Çifteler Devlet Hastanesi, Sivrihisar Devlet Hastanesi, Alpu Devlet Hastanesi, Beylikova, Günyüzü... Birçok ilçemizde devlet hastanesi gözüküyor. Ankara'daki bürokratlarımızın rakam ve istatistiklerle şehrimizi kandırmasına, şehrimizdeki yanlışların üstünün örtülmesine bizler Eskişehirliler olarak göz yumarsak bu şehir kaybetmeye mahkum kalır. Buradaki yatak sayıları, 3.200’ün içindeyse; bunların içinde özel hastane yatak sayıları varsa... Bugün özel hastanemize gidip başına ciddi bir şekilde yoğun bakım ihtiyacı olduğunda, hasta tekrar devlet hastanesine sevk ediliyor. Şimdi biz %100 özel hastanelerimizin bizim hizmet yürüttüğümüzdeki bizim ana etken olan sorunlarımızın; başlı başına yoğun bakım ve ciddi ameliyatlar, A sınıfı ameliyatlarda, yoğun bakımlarda özel hastaneler bizim yükümüzü almıyor ki bu şehirde. Şimdi orada rakam ve istatistik sunuyorlar. Bugün bu şehri bilmeyenler, bu şehri tanımayanlar; bugün Bozüyük'te yaşayan 50.000 insanın hizmet için Bilecik'e mi gidiyor, Eskişehir'den mi hizmet alıyor? Önce bunu öğrenmesi gerekiyor. Ne yaparsanız yapın, Kütahya'da ciddi bir sıkıntı yaşayan bir hasta ve yakınının çözüm olarak ilk gittiği yer Eskişehir mi değil mi? Biz Eskişehir olarak sadece kendi ilimize hizmet vermiyoruz ki; Afyon, Kütahya, Bilecik... Bölge olarak hizmet veriyoruz. Bunun yanında biliyorsunuz bizim 15. bir ilçemiz var: Emirdağ ilçesi. Yazın 200-250 bin gurbetçi geliyor bu şehre. Bizim nüfusumuzu siz sadece Eskişehir'de yaşayanlarla, rakam ve istatistiklerle, kullanmadığımız yataklarla yaparsanız bu olmaz.”

Yatak sayısı artmadı, nüfus arttı

Köksal, “Geçmişi unutanlar için söylüyorum: Hemen 500 metre ileride Devlet Demiryolları Hastanemiz vardı bizim. Dediler ki ‘Branş hastanesi istemiyoruz, devasa bir şehir hastanesi yapacağız’, orayı kapattılar. Eski Devlet Hastanesi'nin orada Doğumevi ve Çocuk Hastanesi vardı 600 yataklı. Önce bunu eski devlet hastanesi içine yedirerek 200 yatağa düşürdüler. Yani 1000 yataklı bir hastaneyi 200 yatağa düşürüp doğum-çocuk yaptılar; burada da bir 500-600 yatak kaybettiler. Sonra 1000 yataklı Devlet Hastanesi'ni yıktılar, 1000 yataklı Şehir Hastanesi... Bakın, bütün Eskişehirlilere sesleniyoruz. Bugünkü bürokratların, Ankara'da bizim bu rakam ve istatistikleri tutan bürokratların Ankara'dan Eskişehir'i yönetmesine, yanlış bilgi vermesine iltimas etmeyelim. Bu şehir kaybediyor. Sebebi ne? Bizim 1000 yataklı hastanemizi kapattık, hastalarımız 2 veya 4 kişilik, 6 kişilik koğuş sisteminde yatıyordu. Artık Şehir Hastanesi'nde gerçekten mükemmel, tek odalı, %50'si tek odadan oluşan hem Yunus Emre Devlet Hastanesi hem Şehir Hastanesi... Hastaneler yaptık ama bizim yatak sayımız değişmedi. Bizim yine yatak sayımız hasta bazında 1000 yataklı. Şimdi siz 1500-1600 tane yatağı kapatıyorsunuz, yerine mükemmel bir bina yapıyorsunuz 5 kat büyüklüğünde ama binada sonuçta geceleyin 1000 kişi yatabiliyor en fazla. İnsanların konforunu, otelcilik hizmetlerini, yemek hizmetlerinin kalitesini artırmış oluyorsunuz; yatak sayısı artmıyor. Nüfusumuz... 2019, herkes her gün internette dolaşıyor bir yazın bakın nüfusumuz 150.000 kişi artmış. Şimdi siz yatak sayısını 150.000 kişiye göre artırmaz, Kütahya, Afyon, Bilecik'i görmezden gelir, yurt dışından gelen o gurbetçi vatandaşı görmezden gelirsen; bugün bir yakının kaza yapıp hastaneye işin düşmezse, ultrason, MR veya kanser riskiyle karşılaştığında oradaki hizmet akışındaki sıkıntıları görmezden gelirsen; bugün Şehir Hastanesi'nde övünürken personel olmadığını bilmezsen; Osmangazi Üniversitesi'ndeki hizmet sunumu yaparken yoğun bakıma düşmediğin sürece, yoğun bakım hemşiresinin normalde iki hasta bakacakken dört hasta baktığını göremezsin. Sağlık Müdürümüze çağrı yapalım. Bugün Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yoğun bakımdaki çalışan arkadaşlarımız iki hastaya değil, dört hastaya bakıyor. Şimdi hastanın güvenliğini riske atıyorsun. Çalışanı malpraktis ile karşı karşıya bırakıyorsun. Hastane enfeksiyonunu tetikliyorsun. Yoğun bakım kalitesini aşağı çekiyorsun. Şimdi Hasan Hüseyin Köksal çıkıp diyor ki: ‘Kardeşim, masa başında rahat çalışan insanlar var, bu yükü tek başına sadece bir grup karşılayamaz’ 30 iş gününün 15 gününü hastanede geçiren bir insan ne evine zaman ayırabilir, ne çocuğuna zaman ayırabilir, ne burada nitelikli bir zaman geçirerek kendi sosyal hayatını yapmazsa o sağlık çalışanı sisteme küser. E zaten para alamıyoruz. Kazancımız da Türkiye ortalamasına baktığımızda, dünya genelindeki sıralamalarında Afrika ülkeleriyle yarışıyoruz ücret dengesinde. E şimdi siz nasıl mutlu olacaksınız? Veya bu sistemin sonucunda nasıl mutluluk bekliyorsunuz?” diye konuştu.

Yenidoğan’daki alan altın fırsat

Yenidoğan Mahallesi’ndeki devlet hastanesi alanının özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin konuşan Köksal, “Bir kurumun, bir arsanın özelleştirme kapsamına alınması tamamen siyasi bir olay. Sonuçta siyasetteki il başkanımız sizlerle beraber, bizlerle beraber basından öğrenmiş. Demek ki bürokratlarımız siyasileri gereken zamanda, gerekli doğru yerde, doğru bilgileri vermiyor. Çünkü bir kurumun arsası özelleştirmeye alınmadan önce sağlık müdürünün haberi olmadan özelleştirme kapsamına alınmaz. Buradaki sonuç ortaya çıkıyor: ya sağlık müdürü bile bile olayı saklamış veya il başkanımız ‘Benim de haberim yok’ diyerekten topu taca atmış. Şehrimizin bir sağlık tesisine ihtiyacı vardır. Yenidoğan Mahallesi'ndeki arsa çok kıymetli bir arsadır. Sağlık tesisi olarak daha önceki bir yatırımcı buraya bağış olarak bir çocuk hastanesi bağışlamak istiyordu, şehrimiz o treni bir kaçırdı. Şu anda Osmangazi Üniversitesi'nin binasının 85 yılında temelinin atılması ve binanın şu andaki depreme dayanıklı mı dayanıksız mı durumuyla ibaret, bizim iki tane şehirde büyük hastanemiz var; birisi Yunus Emre, biri Şehir Hastanesi. Allah göstermesin, Türkiye deprem bölgesinde yaşayan bir yer. Böyle bir dönemde biz rakam ve istatistiklerden ibaret şişirme rakamlar, şişirme tabelalarla ‘Bu şehrin yatak sayısı fazla’ deyip Yenidoğan'daki 40-50 dönümlük bir araziyi değerlendirmediler. Sağlık hizmetlerini en iyi sunumu yapacak merkezi bir yerde elimizde çok büyük bir altın fırsat var. Eskişehirliler olarak burayı çok güzel bir branş hastanesi, bu şehrin bütün seçilmişleri, atanmışları, siyasileri bir şeye karar vermesi lazım” dedi.

Neden branş hastanemiz yok?

Köksal, “Şu anda Sıcak Sular mevkisindeyiz. Adımımızı attığımız yerden sıcak su fışkırıyor. Eskişehir'in böyle bir özelliği var. Afyon bugün 50 bin yatak kapasiteli otelcilik hizmeti ve turizmde, sağlık turizmi yaparak yeni yeni projeler geliştirirken; bizim suyun üzerinde bulunmamıza rağmen buyurun size hodri meydan, orayı fizik tedavi hastanesi yapalım. Şu anda askeri hastane de hizmet vermeye çalışıyor, zor şartlarda vermeye çalışıyoruz. Oda imkanlarımız uygun değil, su imkanımız yok, havuz imkanımız yok. Bir branş hastanesi açalım, bir ortopedi hastanesi açalım, dal hastanesi açalım. Şu an Afyon'da göğüs üzerine, kadın doğum üzerine özel hastane gibi çalışan devlet hastanesi devam ediyor. Neden bizim şehrimizde branş hastanesi yok? Bununla ilgili bütün Eskişehir tek yürek olmalı. Bu arazi 3-5 tane şarlatan, 3-5 tane kendini bilmez, sosyal medyada sağlık çalışanıyla sohbet etmemiş, doktorla sohbet etmemiş, hekimle sohbet etmemiş, vatandaşın ne çektiğini bilmeden orada randevu alamayan vatandaşın, muayene olamayan vatandaşın ne çektiğini bilmeden, kendileri özel hastaneye gidip VIP'ten veya hastane başhekimlerini veya idarecilerini arayıp özelden annesini, babasını muayene ettiren siyasilerimiz, bunlar bizim ne çektiğimizi, vatandaşın ne çektiğini bilmiyorlar. Bu hastane ihtiyaç mı değil mi? Konunun gerçek muhataplarını orada geçen sosyal medyada da gördüm ‘Elinizde veri var mı?’ Ya biz mısır tüccarı değiliz. 20 yıldır sağlık teşkilatındayım ben; bu sağlıkla ilgili hangi hastanenin hangi köşesinde, hangi asansörü bozuk, hangi binada nerede arıza var, hangi servisin neye ihtiyacı var, hangi çalışan haksız yerde nerede çalışıyor bu işi Eskişehir'de en iyi ben bilirim. 20 yıldır sahadayım, 14 yıldır gece gündüz sahayı geziyorum. Vatandaşlar sağlık idarecilerine güvenmiyor, çalışanlar sağlık idarecilerine güvenmiyor. Bütün Eskişehir bir olmuş sistemle alakalı sıkıntıyı dile getiriyor... Üç beş kişinin sırtından siz Yenidoğan Mahallesi'ndeki yere ihtiyaç yok, Türkiye ortalamasının üzerinde... Kime göre ortalamanın üzerinde? Hangi ille karşılaştırıyorsunuz kendinizi? Bizimle ölçekli olan Erzurum, Balıkesir, Sakarya, Kocaeli, bizle beraber aynı büyüklükte olan Denizli... Bir gidin gezin arkadaşlar, şu anda bizim en az 10 yıl önümüzde gidiyorlar. Şu an Eskişehir'in sağlık ihtiyacı vardır. Eskişehir Yenidoğan'da olan yer çok acil bir şekilde sağlık tesisi olarak, Ankara'daki bürokratlara verilen yanlış bilgilere rağmen hiçbir ilçe hastanemizde, Sivrihisar ve Çifteler'de de basit hastalar yatıyor. Kimsesiz, ihtiyacı olan hastalar yatıyor. Bugün çıksın Sağlık Müdürü desin ki Mahmudiye'de hasta yatıyor, çıksın desin ki Günyüzü'nde hasta yatıyor, çıksın desin ki Beylikova'da hasta yatıyor, çıksın desin ki Kırka Devlet Hastanesi'nde hasta yatırıyoruz. Bu yatak sayılarıyla, tabelasında devlet hastanesi yazmakla buradaki sayı 3500-3600, rakamlar Türkiye'nin üstünde diyemezsiniz. Bugün Tıp Fakültesi'nde hocalarımız gece gündüz emek veriyor. Personel yok, personel yok... Bu personel nereden gelecek? Kim getirecek bu personeli? Nerede bu 950 tane çalışan sağlık çalışanı? Alanı dışında çalışan, amacı dışında hizmet veren... Bugün Yunus Emre Devlet Hastanesi'nde 30 yıllık bir hemşire nöbet tutuyorsa Tıp Fakültesi'nde tutması gerekiyor. Bugün siz kalite biriminde, eğitim biriminde, ne bileyim böyle adını bilmediğimiz birçok birimde çalışması asıl hizmet yeri sağlık hizmeti olan insanı masa başında çalıştırırsanız personel yetmez. Sahaya gittiğinizde bürokratlarla, siyasilerle sohbetlerinizde ‘biz çok iyiyiz efendim, hiçbir problem yok’ derseniz üstünü örtersiniz; gün gelir üstünü örttüğünüz yerlerden bir yıkım başlar” ifadelerini kullandı.

Emeğimizin karşılığı bu değil

Köksal, “Bizim her kulvarda yeterli olduğumuzu düşünen insanlar neden akşam mesai açıyorlar? Gündüz normalde siz düzenli hizmet veriyorsanız, insanlara ulaşılabilir bir hizmet veriyorsanız 17.00’den sonra poliklinik yapmamanız lazım. Sağlık çalışanı şu anda %10'luk bir kısım geçinemediği için mesaiye kalıyor. Diğer tarafta kimse çoluğunu çocuğunu bırakıp da mesaiye kalmaz. Çünkü zaten sağlık çalışanı çok ağır şartlarda çalışıyor. Parasal manada geçen yılki aldığımız teşviklerle aynı parayı alıyoruz. Şimdi herkes tweet atıyor, sosyal medyada şunu anlatıyor; ‘Aldığınız paralar çok fazla, gözünüz doymuyor, siz nasıl sağlık çalışanısınız’ şöyle böyle herkes bir şeyler anlatıyor. Ama sağlık çalışanının aldığı maaş geçen yılla aynı. Şimdi bugün Türkiye'de kuyumcular çarşısına gidin, insanlar böyle öbek öbek alışveriş yapıyor; bir kuyumcudan fazla ödüyor sağlık çalışanı vergi. Üçüncü ayda bir hekim %30'luk bir vergi dilimine giriyor. Şimdiki sağ olsun Maliye Bakanımız memurları ve sabit gelirli insanları öyle bir duruma getirdi ki insanlar ayın 15'inden sonraki diğer ayın 15'indeki ödemeyi nasıl yapacağının planlamasında zorlanıyor. Para bir motivasyon aracı ve şu anda biz en az emek verilen, alın terinin karşılığı olarak en düşük ücreti alan meslek grubuyuz. Ciddi manada pandemi döneminde annesini babasını getirip hastanenin önüne atıp kaçan insanları gördük biz. Asansörlerde sağlıkçılarla aynı asansörü kullanmak istemeyen zihniyetleri gördük. Bu kadar önemli bir iş yapan, bulaşıcı hastalıklarda ve kendisi de o hastalıkları minimum iki defa üç defa yaşamak zorunda kalan, enfeksiyon toplayan sağlık çalışanının aldığı gelir diğer meslekteki verilen alın terine karşı çok ucuz” diye konuştu.

Biz bu cephede artık yorgunuz

Köksal, “Sağlık emekçilerinin haklarını vermesi olan siyasi bir irade var. Bizim bürokratlarımız, ildeki il sağlık müdürümüz, bakanlıktaki bakanlarımız, Ankara'daki yönetim bazında bulunan insanlar, insanların iş ve görev tanımıyla ilgili yarıştırırken, özellikle sağlık sistemini yarış atı gibi yarıştırmaya çalışıyorlar. ‘Koşun, koşun, koşun!’ Hep hedef koyuyorlar. Hedef koyarken de rakiplerimiz Almanya, İspanya, Fransa, Amerika... Dünya devleriyle bizi yarıştırıyorlar. Ama iş alın terinin, emeğin ödenmesine geldiğinde rakiplerimiz Afrika ülkeleri; Nijerya, Sudan... Şimdi burada bir çelişki var, asıl çelişki bu. Her şeye rağmen, sağlık çalışanı o kadar özverili çalışıyor ki iman ve maneviyatıyla hizmet verdiğimiz için, her şeye rağmen bizim annemiz, babamız gözüyle gördüğümüz için... Bütün meslek gruplarını bir kenara bırakın; biz kapımıza gelen ihtiyaç sahibi, trafik kazası yapmış, din, dil, ırk ayırt etmeden bu gerçekten hangi ülke vatandaşı demeden biz sağlık çalışanları, karşımızdaki insanı bir birey ve hizmet alıcı olarak gördüğümüz için biz tarafsız, manevi hizmet veririz. Bizim yaptığımız emeğin karşılığı yok. Bunun için biz şu anda zor durumdayız. Bir sağlık sendikası başkanı olarak şunu söylüyorum: Biz yürümekte zorlanıyoruz, biz işe gelmekte zorlanıyoruz, biz işe gelirken motivasyonsuzuz. Sağlık çalışanlarıyla ilgili madem bu Türkiye ortalaması anketlerini yapan, hizmetlerin kaliteli olduğunu anketlerini yapan bürokratlarımıza sesleniyoruz: Bir tane de anket çalışanlar için yapın. Ebesinden hemşiresine, ATT'sinden paramediğine, hizmetlisinden şoförüne, bir bütün hâlinde trenin bütün yürütücüsü olan sağlık çalışanları artık verdiği emeğin karşılığını alamıyor, motivasyonu yok. Bir de bu yetmiyormuş gibi; sağlık idarecilerinin mobbingini, baskısını, yanlış kararlarını ve egosunu tatmin ediyoruz. Hiçbir şey zorumuza gitmiyor. Yani devletin bugün parası yoktur, hükümetin bugün parası yoktur, yarın parayı bulur, paraya bir şekilde çözüm üretirsiniz; ama bizim inancımız kayboluyor, bizim değerlerimiz kayboluyor, bizim güvenimiz kayboluyor. Güven gittikten sonra yapamazsınız. Bakın, bütün savaşlarda bile cepheye ilk kim koşuyor? Askerle beraber sağlık çalışanı koşuyor. Bugün Hakkâri'de, Suriye'de, Libya'da, ordumuzun olduğu her yere bir sağlık çalışanı görevlendiriliyor, her yere bir hekim görevlendiriliyor. Yani bugün siz cepheye hiç öğretmen gönderiyor musunuz? Cepheye hiç imam gönderiyor musunuz? Cepheye hiç tapu memuru gönderiyor musunuz? Biz bu cephede yorgunuz. Verdiğimiz emeğin, alın terinin karşılığını alamıyoruz; alamadığımız gibi de bizi yönetenlerin, bizi idare edenlerin yalanlarına bizi ortak etmeye çalışıyorlar. Onların egolarına ortak olmaya çalışıyoruz, bizi baskılıyorlar sürekli sahada.
Bizden kastımız sağlık çalışanı. Biz Eskişehir Sağlık-Sen ailesi olarak sahadaki 95 tane temsilcimizle gece gündüz sadece doğruları dile getirerek; eksiksiz, eğilmeden bükülmeden doğruları dile getirmeye çalışıyoruz. Yanlışları biliyoruz. Mücadelemiz ilde, il yetmiyorsa siyasi mercilerde. Dalkavukları aşabilirsek, siyasilerimizin danışmanlarını geçtikten sonra bu işle hastaneyle ilgili yapanları, onları aşabilirsek doğru yerlere bilgileri vermeye çalışıyoruz” dedi.

Her şeyi iyi gibi göstermek Eskişehir’in kaderinde var

Köksal, “Bu şehir hepimizin. Eskişehir her şeye rağmen yaşanabilir bir şehir; ancak şehir şu anda geride kalıyor. Kime göre geride kalıyor? Az önce saydığım Denizli'ye göre. Kime göre? Erzurum'a göre. Kime göre? Balıkesir'e göre. Kime göre? Nüfusu 1 milyon olan daha önce hep bunu tartışmıştık Eskişehir ekonomisi &. ekonomiyken bugün 26 plakamızı da geçtik, 30. ekonomiye düştük. Nasıl ekonomide böyle geride kalıyorsak, sağlıkta da geri geri gideceğiz; rakibimiz Afyon'a kadar düşeceğiz bu gidişle. Şimdi siz bu şehri bir adım ileri götürmek, ‘güçlü Türkiye’ varsa ‘güçlü Eskişehir’ olmalı, ‘güçlü Türkiye’ varsa ‘güçlü memur’ olmalı. Eğer ki her kesimde kazanan bir şey varsa sağlık çalışanı bu emekten, bu alın terinden, bu kazançtan, büyüyen Türkiye'nin emeğinden sağlık çalışanı da ortak olmalı. Şimdi pandeminin herkese öğrettiği bir şey var, son söz olarak: Sağlığınızı kimseye emanet edemezsiniz. Dünyada özelleştirme olan ender ülkelerden biriyiz, sağlık özelle beraber yürüyor. Her şeye rağmen devlet için emek veren bir sağlık ordusu var. Sağlığımızı kimseye emanet edemeyeceğimizi, hiçbir ülkeye emanet edemeyeceğimizi pandemide gördük. İspanya'da, Fransa'da insanlar ölüme terk edilirken biz alamamamıza rağmen, yemek olmamasına rağmen sağlık tesislerine gittik. İnsanlardan kendimizi izole ettik, tam 21 gün evine gitmeyen sağlık çalışanı var o dönemde. Bunları çabuk unutan siyasetçilerimize, bunları çabuk unutan bürokratlarımıza sırf makamlarını korumak için onun da en büyük sebebi sözleşmeli yöneticilik. Bunları kaldırmadığımız sürece sorunları 3 yıl sonra da 5 yıl sonra da aynı konuşuruz. Her şey iyiymiş gibi yaparız. Çünkü bu şehrin kaderinde ne var? Bu şehirde her şey iyi gibi gösteriliyor, aslında her şey geriye gidiyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Seren Çatalçam