Eskisehir.net'te yayınlanan "20 Dakika" programında konuşan Eskişehir Barosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Büşra Karadan Ünver, "Eskişehir Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak aslında çok geniş bir faaliyet alanına sahibiz. Bu noktada özellikle herhangi bir hak ihlali varsa bize ulaşan, baroya ulaşan ya da komisyonlarımıza ulaşan; bunların süreçlerini takip etmek, süreçleri izlemek ve kamuoyunda farkındalık yaratmak üzerine çalışıyoruz. Aynı zamanda hak ihlalinin de önüne geçmeye çalışıyoruz; gerek basın açıklamalarıyla, gerek sahada yaptığımız tutanaklarla tutanak tutarak bir hak ihlaliyle karşılaşıyorsak, yine faaliyetler karşısında raporlama yaparak ve ilgili kurumlarla bu hak ihlallerine ilişkin tespitlerimizi paylaşarak hem süreçlerin daha doğru ilerlemesini sağlamaya çalışıyoruz, müdahale edemediğimiz noktada da bunu raporlaştırarak en azından hukuki anlamda belgelendirmeye çalışıyoruz" dedi.
“Soruşturmaların çoğu beraatle sonuçlanıyor”
Ünver, "Son zamanlarda hak ihlali dediğimiz kavram çok geniş. İnsan hakları kavramı da çok geniş yorumlamamız gereken kavramlardan. Baromuzun ancak pek çok farklı komisyonu var alt alanlarda; işte kadın hakları, hayvan hakları, çocuk hakları, kent ve çevre hukuku gibi zaten uzmanlaşmış komisyonlarımız var. İnsan Hakları Komisyonu olarak bunların hepsine destek olduğumuz gibi aynı zamanda daha çok ifade özgürlüğünün ihlali, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma haklarının ihlali son dönemlerde yaşadığımız süreçlerde maalesef bunun oldukça kısıtlandığını gösteriyor bize, bu noktalarda destek vermeye çalışıyoruz ve en çok karşılaştığımız ihlaller de bu oluyor. Ve tabii ki adil yargılanma hakkının ihlaliyle de komisyon olarak çok karşı karşıya kalıyoruz. Burada aslında ifade özgürlüğü, eleştiriyle hakaret —yani suç oluşturabilecek— o sınırın çok dikkat edilmesi gerekiyor. Burada ifade özgürlüğü geniş yorumlanması gereken bir kavram ancak tabii ki sınırsız değil. Tabii ki bir ayrımcı dil kullanımı, bir şiddet övme ya da gerçekten ciddi suçlara sebebiyet verebilecek ifadelerin özgürce ifade edilebileceği bir ortam değil. Bu zaten sınırlandırılması gereken bir kavram. Ancak bu sınırlar çok dar yorumlanması gereken sınırlar. Özellikle siyasi kişilerin bu sınırları çok deldiğini görüyoruz. Yani ifade özgürlüğü geniş yorumlanması gerekirken yapılan siyasi olarak yapılan eleştiriler suç kapsamına sokulmaya ve bu hak oldukça daraltılmaya başlandı. Yargıtay’ın bu noktada kararları var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları var, yine Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğine ilişkin kararları var. Burada eleştiri sınırıyla hakaret sınırı belirlendikten sonra kişiler ifadelerini, düşüncelerini, bir konu hakkındaki fikirlerini özgürce ifade edebilir. Sadece burada dikkat edilmesi gereken, özellikle sosyal medyada artık sosyal medyada artık çok fazla karşımıza çıkıyor sosyal medyada 'somut olgu isnadı' dediğimiz, birine karşı bir iddiada bulunacaksak bunun delillendirilmesi ya da sadece duyuma dayalı olmaması, somut olgu isnadında delillerle hareket edilmesi önemli. Dediğimiz gibi burada maalesef siyasi figürlerin eleştiri kavramını çok daralttığını görüyoruz; yani en ufak bir şeyde bile siyasi bir kaygıyla soruşturma açılıyor. Ancak ifade özgürlüğünün hala kararların var, geniş yorumlandığını görüyoruz. Biz bunu da uygulatmaya çalışıyoruz. Soruşturmalar açılıyor ama açıkçası genelde beraatle sonuçlanıyor, özellikle siyasi figürlere karşı yapılan eleştiriler" diye konuştu.
“Vatandaşlar haklarını aramaktan çekiniyor”
Ünver, "Süreçler açısından özellikle hukukun en temel ilkelerinden biri olan öngörülebilirlik ilkesinin oldukça zarar gördüğü bir kamuoyu algısı var ve maalesef de o şekilde bir ilerleme var. Ancak hukuki gerilemeden kastımız bir hakkın kullanılmasının engellenmesi ise buna hep birlikte karşı çıkmalıyız. Bu zaten olması gereken bir süreç. Burada ama şununla da karşı karşıya kalıyoruz: Maalesef özellikle insanlarımız, vatandaşlarımız ya da vatandaşlık hakkına sahip olmasa bile Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki kişiler haklarını gerçekten bilmiyorlar ya da kullanmaktan çekiniyorlar. 'Ben hakkımı arasam zaten bir şey olmaz' ya da işte 'toplum tarafından dışlanırım, çıkıntı kişi olurum, işte aykırı bir kişi olurum' şeklinde düşünceye de bürünebiliyorlar. Burada o yüzden hani iki taraflı bir bağlam var. Hem mevcut sistemin getirdiği aksaklıklar, hukuki güvenilirliğin zedelenmesi, öngörülebilirliğin zedelenmesi insanlarda bu kaygıyı yarattığı gibi; kişilerin artık haklarını aramaktan oldukça çekinmesi ya da 'ben bulaşmayayım hani bana dokunmasın kimse, görmeyeyim, gözümü kapatayım' durumu da bu ikisini birbirini besleyen maalesef bir olgu. Ancak ben olumsuz konuşmayı çok sevmem açıkçası. Süreci çok kötü, korkunç bir durumdayız demek istemiyorum. Biz önümüze çıkan herhangi bir ihlali çözmekle yükümlüyüz ki geleceğimizi, çocuklarımıza bu ülkemizi daha sağlıklı bırakabilelim. O yüzden daha güzel zamanlarına geleceğini umut ediyorum" dedi.
“Yapay zekayla hazırlanan dilekçeler hak kaybına yol açabiliyor”
Ünver, "İnsanlar özellikle nereye başvuracağını da bilemiyor. Yani bu sadece dezavantajlı gruplar için değil, pek çok kişi için de geçerli. Ancak ekonomik kaygılar, hak arama kaygısının önüne geçmiş durumda. Yani bir dava açacakken bile yapacağı bir masrafı düşünmek zorunda kalan, işte belki hukuki olarak hakkını aramaya çalışırken daha çok cebinden para çıkacağı kaygısıyla bundan vazgeçen ya da 'Ben buna başvurursam başım ağrır, daha sıkıntı yaşarım' diyerek hep geri çeken bir durum var. Ve maalesef dezavantajlı gruplar da bundan en çok etkilenenler. Ekonomi sadece çarşıyı, pazarı ve cebimizi etkilemiyor aslında; hukuk sistemini de çok etkiliyor, hukuki süreçlere başvuruyu da etkiliyor. Ama burada şunu hatırlatmak gerekiyor; 'Bir kereden bir şey olmaz' ya da 'Ben ne yaparsam yapayım bu düzelmez' diye düşünmemek lazım. Kimse yalnız değil. Gerçekten zor durumda olanlar için Eskişehir Barosu'nun adli yardım hizmetleri var. Keza bu noktada mesleki olarak gönüllü faaliyet yapan pek çok meslektaş var, kimseyi yalnız bırakmıyorlar. Bizler de dezavantajlı grupların, işte bu komisyon faaliyetleriyle yalnız kalmaması için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. O yüzden bu ekonomik kaygıları da bu şekilde aşmaya çalışıyoruz. Sadece şunu da söyleyeyim; özellikle son zamanlarda maalesef yapay zeka ve internetin kullanımıyla birlikte çok yanlış hukuki süreçlere başvuruyorlar ya da yanlış yönlendirmeler ortaya çıktı. 'Avukata başvurmayayım ama kendim halledeyim' diyerek özellikle yapay zekaya yazdırılan dilekçelerle çok yanlış başvurular oluyor. O da geri dönüşü olmayan hak kayıplarına sebep oluyor. Bu da bence önemli bir süreç. Burada muhakkak bir avukattan destek alınması gerektiğini hep vurguluyoruz. Adli yardım hizmeti kanunla sınırlandırılmış ve baro tarafından verilen bir hizmet. Direkt olarak biz bir ücretsiz avukat yardımı yapamıyoruz. Zaten kanunlarla da bunun çerçevesi çok sınırlandırılmış. Resmi başvuru usulleri ve resmi atamalar yapıyor. Biz orada sadece haklarını anlatarak başvuru mekanizmalarına ilişkin yol göstericilik yapabiliyoruz. Orada hani ücretsiz bir hukuki destek maalesef veremiyoruz çünkü bu kanunlarla yasaklanmış durumda zaten. Orada ihtiyaç sahiplerine barolar kendi içlerinde görevlendirme yapıyor" ifadelerini kullandı.
“Eskişehir’de kurumlar arası iş birliği güçlü”
Ünver, "Eskişehir’de şanslı bir gruptayız. Eskişehir’de sosyal devlet ilkesi, sosyal belediyecilik ilkesi çok yaygın. Bu yüzden barodan gelen hem eğitim taleplerine, iş birliği taleplerine karşı belediyeler çok açık. Hem merkez belediyelerimiz, ilçe belediyeleri... Bu noktada biz özellikle insan hakları komisyonu olarak okullarda da eğitimler verdik. Valilikle birlikte çalışmalarımız da oldu. Belediyelerle birlikte de pek çok seminer ve organizasyon yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Yeni dönemde de çok güzel projelerimiz var, bence onlar da çok güzel olacak. Burada sadece avukatlarla sınırlı kalmayalım ve halka da ulaşalım diye en bize kolaylık sağlayan da hem kent konseylerimiz oluyor, belediyelerimiz oluyor. Bence Eskişehir’de bu konuda şanslıyız. Kamu kurumları birbirleriyle çalışma konusunda çok deneyimli ve açık. Tam netleşmedi ama özellikle Türkiye çapında ses getirmiş gazetecileri ifade özgürlüğü kapsamında Eskişehir’de ağırlamak istiyoruz. Birkaç isimle görüşüyoruz ancak netleşmediği için direkt söyleyemiyorum maalesef ama burada dediğim gibi daha çok ifade özgürlüğü temelli çalıştığımız süreçlerde bunun da, ifade özgürlüğünün de gazeteciler en çok sıkıntı yaşayan gruplardan bir tanesi. Son dönemdeki yargılamalar, tutuklamalar maalesef hani burada bunu da söylemek gerekiyor. Kesinlikle gazetecilik bir suç değildir, haber yapmak da bir suç değildir. Bu noktada kamuoyuna farkındalığı artırmak amaçlı etkinliklerimiz olacak" diye konuştu.
“Hak bilinci her zaman korunmalı”
Ünver, "Hak bilinci mesajı verecek olursam pek çok şey söylenebilir tabii ki ülkemizde ama özellikle insan hakları anlamında; insan hakları sadece hak ihlali söz konusu olduğunda değil, her zaman korumamız ve bu bilinci yaşatmamız gereken bir süreç. Ve hukuk her zaman herkese lazım. O yüzden 'Bir kereden bir şey olmaz' dememek lazım" dedi.





