Avrupa Hayvanat Bahçeleri Birliği (EAZA) ve Avrasya Hayvanat Bahçeleri Birliği (EARAZA) üyesi olan hayvanat bahçesi, hayvan refahını esas alan uygulamalarıyla öne çıkıyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi Şube Müdürü Cenk Korugan, hayvanların gelişinden önce uluslararası koordinatörlerle iletişime geçildiğini belirterek, “Biz hayvanlarımızın bilgileri ışığında barınakları hayvanların durumlarına göre dizayn ediyoruz. Yükseklikleri, su istekleri, toprak isteği ya da bahçesinin durumu; barınak dizaynı hazır olmadan ve de olur almadan asla bir hayvan buraya gelmiyor” diye konuştu.

“Beslenmeleri özel hazırlanıyor”
Korugan, “Hayvanat bahçemiz; Afrika, Güney Afrika, Güney Amerika, Asya gibi bölümlerden oluşuyor. Beraber yaşayabilecek hayvanları bir arada tutuyoruz. Beslenmeleri zaten hayvan gelmeden evvel elimizde oluyor. Eğer hayvanın bizim elimizde olmayan bir yiyeceği var ise ona göre beslenme uzmanlarımız hayvanların protein, karbonhidrat ve yağ oranlarını buradaki yiyeceklerle destekleyerek normal rasyonuna erişim sağlayabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
“30 farklı tür 150’nin üzerinde hayvan”
Son dönemde hayvanat bahçesine 30 farklı türden 150’nin üzerinde yeni hayvan geldiğini söyleyen Korugan, “Bunların en başlıcaları, aslında soyu tükenmekte olanlar da var daha az bulunabilenler var. Bunlar; başlıca lemurlarımız geldi iki-üç tür; siyah-beyaz, kahverengi lemurumuz. Aldabra dev kaplumbağamız geldi; 350-400 kilo civarında ve 110 yaşında, dünyada çok az örneği olan. Tembel hayvan geldi, anakondamız geldi, Japon turnası geldi, timsahımız geldi, nilgai geldi, Afrika penguenleri geldi. Eskişehir Hayvanat Bahçesi aslında koruma projeleri dalında Türkiye'de birinciliği çekiyor. vaşak takip projemiz var. Bunun dışında akbabalarımıza, Eskişehir bölgesindeki akbabalarımıza verici takıyoruz; yollarına bakıyoruz. Vaşaklar hangi yolu izliyor ve bu yollardaki ormansızlaştırmayı engellemeye çalışıyoruz. Balıkdamındaki sazlık alanlarda ve su kalitelerinde ve de oradaki yaban hayatındaki istilacı türleri yok etmek amacıyla da koruma çalışmalarımız var, başvurduğumuz çalışmalar var. Aslında hayvanat bahçemizi daha çok koruma projeleri artı soyu tükenmiş hayvanların yuvası olabilecek bir hayvanat bahçesine çevirmeye çalışıyoruz. Fakat bu zamanla olabilecek bir şey. Umarım ilerleyen zamanlarda bunu başarabiliriz” dedi.

“Kontrolsüz bir üreme yok”
Hayvanların üremesi de uluslararası programlar kapsamında kontrol altında tutulduğunu söyleyen Korugan, “Sene başında toplantılara katılıyoruz. Bu toplantılar sonucunda bazı hayvanat bahçeleri eksik hayvanlarını istiyorlar ve bunun koordinatörleri EEP ve ESB diyorlar onlara atıyorum bir kızıl pandanın EEP koordinatörü, hangi hayvanat bahçesinde hangi pandanın çiftleşeceğine onların hepsinin çip numarası ve ZIMS'te çeşitli numaraları var, bu numaralara göre üreme şeyi veriyor, söyle adını, izni veriyor. Onun dışında asla ve kata kafamıza göre bir hayvanı hayvanat bahçesinde üretmiyoruz” ifadelerini kullandı.

“İstilacı Afrika kedi balığı için çalışıyoruz”
Öte yandan hayvanat bahçesi bünyesindeki akvaryumda da 49 türden 501 adet canlı bulunuyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi Yaban Hayatı ve Koruma Projeleri Koordinatörü Deniz Avcı İnce, dişli sazancık ve Sakarya çizgili sazancık gibi türlerin koruma altında tutulduğunu söyledi. İnce, “Balıkdamında sulak alanlar çalışmalarımız var. Bu sene EAZA Türkiye yönetimindeyiz, Türkiye'yi temsil ediyoruz. Aynı zamanda da dünyada sulak alanlarda da yine Türkiye'nin temsilcisi olarak görev yapmaktayız. Doğa Araştırmaları Derneği tarafından, Doğa Koruma ve Milli Parklar V. Bölge Müdürlüğü ortaklığında Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri İçin Donörler Girişimi (DIMFE)'nin maddi katkısıyla Eskişehir’de yürütülen “Balıkdamı Sulak Alanı’nda Doğa Temelli Çözümlerle Herkes İçin Sürdürülebilir Su” projesi. Sakarya Havzası'nda, balıkdamında istilacı türlerle ilgili bir çalışma yürütüyoruz. İstilacı balık türümüzü akvaryumumuza da getirdik ve insanlar için bilgilendirme, farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Afrika kedi balığı diye geçiyor ismi. Aynı zamanda karada da yürüyebiliyor. Oldukça sıkıntılı bir hayvan çünkü o bölgede bulunan endemik balık türlerini tüketiyor, tarlalara zarar veriyor karada da yaşayabildiği için. Aynı zamanda Osmangazi Üniversitesi ile birlikte bu balığın ölçümlerini alıyoruz; boy, kilo, ağırlık, cinsiyet gibi ölçümlerini alıp makaleler hazırlayıp veri elde ediyoruz” diye konuştu.

“Su her gün ölçülüyor”
Ekipler tarafından yürütülen bakım ve besleme süreçlerinde, canlıların ihtiyaçlarına uygun ortamlar oluşturulduğunu söyleyen İnce, “Ekibimiz var; üç tane su ürünleri mühendisinden oluşuyor ve bir dalgıcımız var. Aynı zamanda yardımcı personellerimiz var, yaklaşık 6 kişilik bir ekip. Bu ekip; mühendislerimiz biyomas hesabı yaparak canlıların ne kadar yem alabileceklerini hesaplıyorlar. Yine boy, kilo, ağırlık ölçümleri alıyor ve bir günde ihtiyaçları olan besini biz onlara sağlıyoruz. Bakımlarında da kapalı devre sistem olduğu için devirdaim sistemi var. Mekanik filtrasyon; kimyasal hiçbir şey kullanmıyoruz ve biyolojik filtrasyon yapıyoruz. Bu yüzden kapalı devre sisteminde de yine kum filtreleri, ultraviyole cihazları, ozon cihazları gibi bir sistemimiz bulunuyor. Akvaryumlarımızın temizliklerini dalgıç arkadaşlarımız yürütüyor. Aynı evimizde süpürge yapar gibi; balıkların dışkıları ve yem artıkları olduğu için onlara optimum şartlar sunabilmek için dalgıç arkadaşlarımız temizliklerini sağlıyor. Yemlemeleri yine ana tanktaki köpek balıklarımıza dalgıç arkadaşlarımız veriyor; diğerlerini biz kendimiz belirli oranlarda hazırlayarak ihtiyaçları doğrultusunda beslenmelerini sağlıyoruz. Suların değerleri çok önemli bizim için, her gün ölçümleri yapılıyor. Her canlının yaşayabildiği sıcaklık, tuzluluk, pH gibi su parametre değerleri bizim için çok önemli. Bunların da ölçümlerini yaparak o canlı için optimum şartlar neyse onu sağlıyoruz ve hayvan refahını göz önünde bulundurarak canlıları yaşatmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.





