Organ bağışında Türkiye’nin canlı vericili nakillerde dünyada öne çıkan ülkelerden biri olduğunu ancak kadavradan organ bağışında ciddi sorun yaşandığını söyleyen Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı, özellikle beyin ölümü gerçekleşen hastaların organlarının bağışlanması konusunda toplumda duygusal çekincelerin ağır bastığını ifade etti.

“Canlı donör konusunda sayılı milletlerdeniz”

18 yaşını dolduran herkesin organ bağışçısı olabileceğini belirten Işıldı, “Bağışlanan organlarımız; karaciğer, kalp, pankreas, böbrek, akciğer organlarımız bağışlanabiliyor ve nakil sürecine girebiliyor. Biz canlıdan donör konusunda eş, akraba, birinci derece akrabalardan alma konusunda dünyada sayılı olan milletlerden biriyiz. Bizim en büyük sıkıntımız kadavradan, yani beyin ölümü gerçekleşmiş vakalardan nakillerimizde ciddi bir sıkıntı var maalesef. Bu konuda çok bilinçli değiliz. Yani sevdiklerimizi kaybettikten sonra onun organlarının başka bir kişiye verilmesi konusunda duyarlı değiliz demeyeyim ama daha farklı duygusal faktörler devreye girdiğini düşünüyorum. 18 yaşını geçtikten sonra organ bağışçısı olunabiliyor. Daha küçük olanlar için bir organ bağışı söz konusu değil ancak yine biliyorsunuz çocuklarımızı kaybedebiliyoruz çeşitli nedenlerle; kaza, travma vesaire. Onlarda velileri vasıtasıyla eğer böyle bir durumla karşılaşılırsa çocuklarının organlarını başka kişilere hayat olması için verme durumu olabiliyor, orada da veliler devreye giriyor. Üst yaş sınırımız yok ama tabii genç yaş grubu hastalarımızla yaşlı grubu hastalarımızda organların bozulması da göz önünde bulundurularak orta yaş ve genç nakiller daha iyi ama 70-80 yaşında da organlar yeterince fonksiyonlarını yerine getiriyorsa bunlardan da nakil yapılabiliyor” diye konuştu.

“Organ bağışıyla ilgili en büyük yanlış: ‘fişi çekilir’ korkusu”

Işıldı, “Eskişehir’de şu anda en çok böbrek nakli bekleyen hasta var. Şu an itibariyle 216 tane hemşehrimiz böbrek nakli beklemekte. Organ bağışıyla ilgili en yanlış yaygın yargı diyeyim şudur: ‘Eğer organ nakli olacak olursanız sizin fişiniz çekilir, ölüme terk edilir’ bunu defaatle üstüne basa basa söyledik. Beyin ölümü gerçekleştiği zaman kişi fiziki olarak ölmüş durumdadır. Organlarının, kalbinin atması kişinin sadece organlarını besleyecek şekilde yaşamsal fonksiyonlarının devam etmesidir ama beyin ölümü kişinin ölüm halidir. Ve beyin ölümü bir hekimin tek başına verdiği bir karar değildir. Şimdi halkımızdaki en büyük yanlış anlaşılma şu: ‘Beyin ölümü kararı verdi hekim, benim hastamın organlarını alacak başka birine verecek’ Böyle bir şey söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

“Heyet toplanıyor”

Işıldı, “Organ koordinatörlerimiz var, hastane koordinatörlerimiz. Bunlar yoğun bakımlarda gezerler ve belirli kriterlere uygun olan hastaları değerlendirirler. Ve bunlardan beyin ölümü olabilecek hastalar seçilir ve hasta yakınlarına da bilgi verilerek beyin ölümü araştırmasına geçileceği söylenir. Beyin ölümü araştırmasına geçildikten sonraki süreç şu şekilde işliyor: Bir heyet var. Bu heyette tek hekim yok; nöroloji hekimi var, anestezi hekimi var, kardiyolog var, yoğun bakım uzmanları var, radyologlar var. Bir sürü testlere tabi tutuluyor bu hasta. Beyin akımı var mı yok mu diye MR'lar çekiliyor, dopplerler yapılıyor, EEG yapılıyor, kan değerlerine bakılıyor vesaire ve bu heyet toplanıyor; diyor ki, ‘Bu kişide beyin ölümü gerçekleşmiştir’. Beyin ölümü gerçekleşmiştir kararı verildikten sonra hazırlanan rapor, bağlı olduğunuz bölge koordinatörlüğüne gidiyor. Biz Ankara'ya bağlıyız. Ankara bu raporu tekrar denetliyor, uygunluğuna bakıyor; bir eksiklik vesaire görürse tekrar hastaneye geri gönderiyor, ‘Şu şu testlerin de yapılması’ diye” dedi.

“Titizlikle inceleniyor”

Işıldı, “Ankara onayladıktan sonra bölge koordinasyon merkezleri de bunu onayladıktan sonra bu sefer hasta yakınlarıyla görüşülüyor. Deniliyor ki, ‘Böyle bir durum var, beyin ölümü hastamızın gerçekleşti maalesef ve bu nedenle hastamızın organlarıyla ilgili bir bağışçı olacak mısınız, olmayacak mısınız?’ diye bunlarla hem koordinatörlerimiz, gerekirse psikologlarımız ve ilgili birimler kendileriyle görüşüyorlar. Hasta yakınından onay alındıktan sonra daha hala iş bitmiyor; hastadan alınabilecek organların incelemesine geçiliyor. Karaciğeri ne durumda, alınabilecek organlar o günkü hastanın durumu, kliniği neyse bunlar değerlendiriliyor. Nakil öylelikle başlıyor. Ben bir hekimim bir tanıdığım var veya illegal bir şey düşünülebilir; böyle bir şey olması mümkün değil. Keza diyelim ki vefat eden kişinin böbreğinin alınması uygun görüldü; ben hekim olarak ‘Bu böbrek Ayşe'ye gitsin, Fatma'ya gitsin’ deme hakkım yok. Bu yine bölgeye gidiyor, bölgeden Ankara merkez değerlendiriyor; hangi hastaya uygunsa, aciliyet sırasında görülmüş bir sıralama var ve ciddi bir şekilde denetlenen kurumsal bir yapı. İlk önce il, daha sonra yakın bölge olmak üzere bu böbrek, karaciğer veya böbrek kiminse, kime uygunsa ona nakli yapılıyor” ifadelerini kullandı.

“Karaciğer nakli bekleyen 2 hastamız var”

Işıldı, şu ifadeleri kullandı: “Şu an itibariyle şehir hastanemizde böyle bir durum var, hasta yakınları da kabul ettiler ama bazı testlerin tekrar Ankara'da yapılması bekleniyor; şu anda da nakil için bekleyen, yani organ bağışçısı olan kadavra var. Bizim organ nakli merkezimiz var biliyorsunuz Osmangazi Üniversitesi'nde; karaciğer ve böbrek nakli yapabiliyor. Orada da bu sene içerisinde de geçen sene içerisinde de hem canlıdan hem de kadavradan nakil işlemlerimiz gerçekleşti. Karaciğer bekleyen hasta sayısı şu anda 2, akciğer nakli bekleyen, kalp nakli bekleyen hastalarımız da var ama onların sayıları çok yüksek değil. Şu anda en büyük ihtiyacımız bizim böbrek; çünkü çok hastamız var. Karaciğer hastaları genellikle acil nakiller oluyor. Ama mesela bilmiyorum klinik durumlarını, yarın bire düşebilir; yani hastamız nakil olmadan kaybedilebilir. Böbrek fonksiyonlarını kaybettiğimiz zaman diyaliz vesaire gibi şeylerle hayatı idame ettirebiliyoruz ama mesela karaciğer fonksiyonları bitmiş olan ve acil karaciğer nakli bekleyen bir hastamız olduğu zaman onu medikal olarak destekleyebileceğimiz elimizde çok fazla argüman yok.”

Kaynak: Seren Çatalçam