Eskişehir’de toplum yararına sanat üretmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla çalışmalarını sürdüren Eskişehir Toplum ve Sanat Derneği (ETOS), 10 yıllık yolculuğunda kent yaşamına dokunan projeleriyle dikkat çekiyor. Eskişehir Net’te yayınlanan “20 Dakika” programına konuk olan Dernek Başkanı Nihal Bağcı, sanatın yalnızca estetik değil; toplumu dönüştüren, birleştiren ve bilinç oluşturan güçlü bir araç olduğunu söyledi.
“Toplumun ruhu sanatın soluğu”
Eskişehir Toplum ve Sanat Derneği Başkanı Nihal Bağcı, “Eskişehir doğumluyum. Yüksek lisansımı Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nde yaptım. Birçok yerlerde gönüllü olarak çalıştım. ETOS’un Yönetim Kurulu Başkanlığı’na devam etmekteyim. Derneklerin, meslek odalarının ve STK’larda yıllarca çalışmış, bu konuda emek vermiş, özveriyle çalışmış; STK bilinci olan, gönüllülük bilinci olan arkadaşlarımızla, 13 arkadaşımızla biz bir aradaydık. Öncesinde başka STK’larda da çalışmıştık. Bir araya geldik; dedik ki: 'Ya bu deneyimlerimiz var, birçok birikimlerimiz var. Biz bunları kentimizdeki böyle açık olan alanlarda nasıl değerlendirebiliriz?' diye düşündük. Tabii amacımız 'Hepimiz bir araya gelelim de dernek kuralım' falan asla böyle bir mantıkla değil; tam tersi bu birikimleri ve deneyimleri paylaşabileceğimiz, aktarabileceğimiz, eksik alanlarda bunları gösterebilmekti, yapabilmekti. Sadece içeriği sanat olan dernekler vardı. Tek bir sanat alanında çalışıyorlardı ya da sadece toplumsal anlamda çalışan dernekler vardı. Ama bizim istediğimiz toplumumuzun hayat damarlarından biri olan sanatın sadece beş duyumuzla, yeteneklerin görselleştirilmesi anlamında değildi. Biz dar çevrelere değil, daha geniş çevrelere ulaşması gerektiğini sanatın; onları çok önemsiyorduk. Bu nedenle de bir araya geldik; 16 Mart 2016 günü duyurumuzu yaptık. Ama tabii burada bunları yaparken şöyle bir şey düşündük. Dedik ki: Helen dilinde halkların, toplumların onlara öncü olan, yönlendiren anlamına gelen ve bu halkların ve toplulukların fikirlerini, pratiklerini, geleneklerini değişime uğratan güç anlamına gelen Ethos'u kısaltarak ETOS’u kurduk 8 Mart 2016’da. Ve kamuoyuna böylece duyurmuş olduk. Ama bizim amacımız tabii ki burada toplumun ruhu, sanatın soluğu misyonuyla yer almaktı ve bu amaçla, bu misyonla çalışmalarımıza devam ediyoruz” diye konuştu.
Sanatın dönüştürücü gücü
Bağcı, “Sanat sadece bireysel olarak ifade edilen bir şey değil ve de olmamalı. Sadece estetik ve güzellik de değil. Tabii ki sanat estetiktir; olması gereken ve topluma çok şey kazandırır bu estetik ve güzellik. Ama bunun yanında bilgi de var, ama bunların çok ötesinde bir topluma kazandırdığı çok farklı şeyler var. Bir kere toplum kendisini anlıyor, kendisini tanıyor ve geleceğini şekillendiriyor. Bir kere sanat özgürlüktür çünkü toplumun gelişmesini sağlar. Sanat sadece dediğimiz gibi bilgi değildir; çocuklarda empatiyi sağlar, hayal gücünü artırır. Bunun yanında dayanışmayı sağlar, birleştirici gücü vardır toplumda; farkındalık yaratır, ortak bilinç yaratır. Yani daha ne olsun ki değil mi? Sanatın toplumda gerçekten dönüştürücü bir gücü kesinlikle var ama bunun nasıl yapıldığı çok önemli. Bizler gerek meslek örgütleriyle gerek derneklerde çalışan arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde bunları hep tartışıyoruz zaten. Çünkü önemli olan toplumsal bir dönüştürücü güç olması gerekiyor toplumda. Esik yönlerine bakıyoruz. Bakıyorsunuz çok farklı dernekler var; vakıflar var veya yöresel ve resmi kurumların altında çalışan dernekler var. Bunlar bizlerden çok uzak yapılar veya sadece dediğimiz gibi sanata tek dalda veya dediğimiz gibi sadece toplumsal anlamda çevre dernekleri gibi dernekler var. Ama biz dedik ki bunlar dönüştürücü güç olmaktan biraz uzak diye düşünüyoruz. Sanat bireysel çıkarlardan uzak olmalı, toplumsal olmalı, yerelliğin tutuculuğundan çıkarıp evrensel olmalı, tek dalda değil, sanatın tüm branşlarında çalışılmalı, her şeyden önemli ve tabii ki bağımlı olmamalı; özgür ve demokratik olacak şekilde paylaşımların yapılabilmesi gerektiği vizyonuyla hareket ettik ve hala bu vizyonumuzla çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Ancak bu şekilde dönüştürücü güç olabilir toplumda” ifadelerini kullandı.
“Eskişehir halkı çok şanslı”
Bağcı, “Yaşamın insanların omuzlarına yüklediği çok büyük yükler var ve sorumluluklar var. Bu nedenle insanlar toplumun insanı özellikle gerçekten çok geç tanışıyorlar sanatla. Öyle ki bu sorumlulukları ancak biraz bertaraf edecekler, gelecek kaygılarını biraz hafifletecekler, ondan sonra zaman geçirme anlamında sanatla, sanatın içinde olacaklar. Hatta bizim yaşlarımızda ailelerimiz bizim sanatla uğraşmamız için özellikle empoze ediyorlardı. Çünkü sanatçılarla aç kalmak özdeşleştirilmişti. Bir meslek sahibi olunması gerektiği düşünülüyordu. Yani sanatın bir meslekten uzak olduğu düşünülüyordu. O nedenle bizlerin belli yaştakilerin içinde ukde kaldı. Şimdi Eskişehir’e baktığınızda bunları göreceksiniz. Ya emekliliğe yakın ya da emeklilikten sonra içlerinde kalan bu ukdeyi giderme anlamında, özlemi giderme anlamında sanatın içine girmeye çalışıyorlar işte; korolar oluşuyor, farklı sanat dallarının içerisinde kendilerini bulmaya gayret gösteriyorlar. Ama şöyle bir gerçek de var; gençlerimiz. Gençlerimiz kendilerini ifade edebilmek için, edebilmenin daha doğrusu sanattan geçtiğinin o kadar farkındalar ki ve bunu özellikle eğitimli gençlerimiz çok emek veriyorlar, çok çalışıyorlar ve bunu da başarıyorlar. Gerçi artık ebeveynler de bunlara ne yapıyor, büyük destek oluyor. 20 yıldır şehrimiz kültür ve sanat kenti olarak nitelendiriliyor. Sosyo-ekonomik anlamda gerçekten bu çok doğru. Çünkü şöyle bir şey; sanata farklı bakmak gerekiyor. Nitelik mi, nicelik mi? Şimdi nicelik anlamında baktığınızda burada bir kişi istediği alanda haftanın yedi günü gidebileceği, sanatla iç içe olabileceği alanları bulabilir. Eğer vakti varsa ya da ulaşımda büyük bir sorun yaşamıyorsa yedi gün gidebilir. Ama nitelik anlamında baktığımızda sanata ve sanatçıya ulaşmak biraz zor. Ülkede de şehrimizde de. Eğer seçici davranıyorsanız, örneğin işte belediyelerimizin senfonileri, şehir tiyatrolarımız, bunlara da biraz geç başlıyorsunuz ama bu iyi yönde söylüyorum bunu çünkü o kadar çok ilgi var ki bilet bulmakta zorlanıyorsunuz. Bu çok çok güzel bir şey şehrimiz açısından. Gerçekten tam dediğiniz sorunun cevabı oluyor. Ama işte İstanbul’dan bir oyun geldi farz edelim ama ücretli olan şeylerde ekonomi anlamında maalesef çok zorlanılıyor. Bir de şöyle bir durum söz konusu; bizim STK’lar açısından bir sorunumuz var. Yapacağımız etkinliklerde, tüm salon etkinliklerinde gerekli dizaynı olan bir sahne bulamıyorsunuz. Çünkü belediyemizin elindekiler de zaten kısıtlı, çok fazla salon yok ama talep çok. Çünkü 2000’e yakın dernek var. Bunların hepsi sahne etkinliği yapmak istiyor. Bazen gerçekten bizim talep ettiğimiz, bize uygun yapacağımız etkinliğin amacına uygun salonlaşma bir yıl öncesinden bunu ayarlamamız gerekiyor, belediyeye dilekçemizi vermemiz gerekiyor. Bu nedenle derneklerimizin o ortamları bulma anlamında biraz zorluklarımız maalesef var ama etkinliklerimiz şehrimizde gerçekten kültür ve sanat kenti olarak tanımlanması doğru. Bir de ekonomik anlamda da hiç sorun yaşamıyorsunuz nicelik anlamında bir etkinliğe gitmek istiyorsanız. Hepsi ücretsiz; belediyelerimizin yaptığı etkinlikler, bizlerin yaptığı etkinlikler, bu konuyla ilgili çalışmaları yapan diğer platformlar hep çoğu ücretsiz. O nedenle Eskişehir halkı, bizler çok şanslıyız” dedi.
“Kurumsallaşmaya adımlar attık”
“Biz sadece sanat derneği değiliz” diyen Bağcı, “Toplum ve sanat derneğiyiz. Amacımız toplumsal olayları sanat yoluyla ifade ederek farkındalık yaratmak. Sadece farkındalık yaratmak da değil, onları harekete geçirmek bizim için amaç bu. Hatta sanatı yaşamın içine katmak; bizim için çok önemli sanat ve sanatçıya, üretimde bulunanlara, bulunanlara destek amaçlarımız içerisinde yaşamın içinde.
Derneğimizin şöyle bir yapısını söyleyeyim, daha doğruyu, daha güzeli, en iyisini yapabilme adına biz biraz daha kurumsallaşmaya adımlar attık. Şöyle ki; kulüplerimiz ve çalışma gruplarımız var. Bütün bunları kendi üyelerimiz tarafından yapıyoruz. Edebiyat kulübümüz var. Edebiyat kulübümüz daha geçen hafta, dünya şiir günü nedeniyle etkinlik yaptı. Sahne tasarımlarıyla, sanatçıların kendilerinin özel yaşamlarıyla ve bunları söyleyen, şarkıları seslendirenler de kendi üyelerimiz; şiirler okuyanlar da, sahneyi tasarlayan da hepsi kendi üyelerimiz. Üç yıldır şiir yarışması düzenliyoruz. Cumhuriyetimizin 100. yılıyla başlamıştık; Cumhuriyet temalıydı, barış temalıydı, şimdi de ‘Yanılsamalar’ temalı bir yarışma yaptık ve sonuçları da belli oldu. 3 Mayıs'ta Ergin Orbey Salonu'nda, Pazar günü saat 13.00'te Türkiye'nin birçok bölgesinden kazanan arkadaşlarımız gelecek ve ödüllerini alacaklar. Şair ve yazar tanıtımlarımız var. Okuma kulübümüz var, felsefe kulübümüz var. Okuma kulübümüz her hafta en az 20-25 arkadaşımız toplanıyor. Her ay bir kitap okunuyor ama her hafta incelemeleri yapılıyor, o özel kitaplar seçildikten sonra felsefe kulübümüz toplanıyor. Tiyatro grubumuz var. Tiyatro grubumuz yeni, bir başka tür, sarsıcı bir oyun çıkardı. İki seferdir sergiliyoruz bunu; en son Hasan Polatkan'da sergiledik ama konu tabii ki toplum ve sanat derneği olmamızdan kaynaklanan ‘Kadın’. Çok önemli konulara parmak basıyoruz” diye konuştu.
“Okullarla işbirliği”
Bağcı, “Okullarla protokoller yapıyoruz. Gülay Kanatlı Ortaokulu'nda, kendileri aslında bize gelmişlerdi, şair ve yazarlarımızın söyleşilerinin dışında dedik ki: ‘Bu böyle kalmamalı’ Gerçekten o kadar özel öğrenciler var ki bizim de şair ve yazarlarımız, üyelerimiz, kendi üyelerimiz hem ödüllü şair ve yazarlar, üniversitede hoca arkadaşlarımız, eğitimci arkadaşlarımız, psikolojiyi, sosyolojiyi bilen arkadaşlarımız; gittik oraya, 7-8 ay boyunca bir öykü atölyesi yaptık çocuklarımıza, 13 öğrencimize. Ve öykü yazmaya başladılar. Ve biz bir gece düzenledik ve bir kitap çıkardık bu öykülerinden, değerlendirdi arkadaşlarımız. ‘Öykünün Kanatları’ dedik, Gülay Kanatlı olmasından dolayı ve bir kitap çıkardık. Bu çocuklarımız çıktılar bir stantta hem kendilerini sahnede ifade ettiler hem de stantta insanlar sıraya dizildi ve onlara kitaplarını imzaladılar. Bunlar ortaokul çocuğu. ‘Toplum ve Sanat Derneği’ derken biz bunu kastediyoruz ve sonuna kadar amaca ulaşma anlamında çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Fen Lisesi ile bir protokol yaptık, onlarla birlikte çalışmalar yapacağız. Yine kadınlarımıza bir öykü atölyesi çalışması yaptık. Bu 38 kadınımız, hiç öykü yazmayı bilmeyen, ‘Acaba yazabilir miyim, yazamaz mıyım?’ diye düşünen; bir yıl boyunca onlara bir kitap çıkardık ve şimdi onlar bizim 5. yılımızı doldurduğumuz ETOS dergimiz... dergi çıkarıyoruz bu arada, yazarları oldular ve kendileri kitap çıkardılar. Toplumda dönüşüm dediğimiz şeyi biz burada gerçekten anlattığım şekilde yakalamaya çalışıyoruz ve yapmaya çalışıyoruz. 5 yıl boyunca ‘Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’ni, ulusal çapta yapılan, sadece Eskişehir'de biz yaptık” ifadelerini kullandı.
“Sokak etkinlikleri yapıyoruz”
Bağcı, “Yine bu arada çevre ve hayvan hakları çalışma grubumuz var, el sanatları çalışma grubumuz var. Bu çalışma gruplarımız o kadar düzenli ve güzel bir şekilde çalışıyorlar ki başlarında da mutlaka yönetimden, yürütme kurulundan arkadaşlarımız var. O birlikteliği, dayanışmayı o kadar güzel gösteriyorlar ki; dolayısıyla çıtası yüksek etkinlikler ortaya çıkıyor. Çocuk haklarıyla ilgili okullara gidiyoruz, kadın haklarıyla ilgili beldeevlerine gidiyoruz, söyleşiler yapıyoruz. Özel gün ve haftalarda sokak etkinlikleri yapıyoruz. 8 Mart bizim kuruluş yıl dönümümüz; 10. yılımızı doldurduk bu yıl. Sürdürülebilirlik bir STK’da gerçekten gönüllülüğün olduğu bir yerdir ki gönüllülük en büyük sorumluluktur, gerçekten çok zordur. Ve biz bunu Espark önünde hem de Kadınlar Günü nedeniyle 10. yılımızı çok özel kutladık. Bizim ritim grubumuz var kendimize ait, dans grubumuz var ve bütün bu etkinliklerimizde bu çalışmaların destekleriyle yürüyoruz. Bu yüzden hiçbir sorunumuz olmuyor bizim 'işte onu nereden bulacağız, bunu nereden bulacağız' diye. Kendimiz yetiştiriyoruz, kendimiz atölye çalışmaları yapıyoruz, hizmet içi eğitimler yapıyoruz dernekte. Burada danslar yaptık, işte ritim çalışmalarını yaptılar. Canlı mankenler yaptık; Cumhuriyet kadınlarının o gününe ait gerçekten özverili ve çok emek verilmiş bir çalışmaydı. AB projelerimiz var. Erasmus nedeniyle üç genç arkadaşımızı İspanya’ya gönderdik. Bunun gibi, örneğin yaşlılarla ilgili Anadolu Üniversitesi’nden, Osmangazi Üniversitesi’nden hocalarımızla, doktorlarımızla özel bir çalışma yaptık ve şimdi raporu hazırlandı. Biz bu raporlarımızı şimdi artık başkanlarımıza götüreceğiz; bundan sonraki adımlarımızı atma anlamında neler yapabileceğimize bakıyoruz. Birçok platformlarda yer alıyoruz ve bu platformların içerisinde gerçekten yerimizi bulduk ve toplumsal anlamda diğer arkadaşlarımız farklı yönde çalışırken biz de bunu sanat yoluyla farkındalık yaratması anlamında çalışmalarımızda çok emek veriyoruz. Şu anda pek çok projeyi devam ettiriyoruz. Ama bizim için önemli olanlar sürdürülebilir olması ve kentte kalıcı olan etkinliklerin yapılması, işte festivaller gibi. Ve bu sanatın içerisine Eskişehir halkının alınması. Çünkü Eskişehir halkı gerçekten bu konuda eğitimli. Genç arkadaşlarımıza bakın, öğrencilerimiz, üniversite öğrencilerimiz aydın, sosyal. Bu nedenle burada kalıcı şeylerin yapılması, bu ortamların hazırlanması anlamında onlar bizim borcumuz. Tabii ki bunları görevleri ve işlevleri olan kurumlar yapıyorlar. Ama bizim için önemli olan, bu kurumların dışında bunlar yapacaklar ama bunları toplumun içinde biz bireylerin gönüllü olarak yapabiliyor olması bizim için en önemli nokta bu” dedi.
“Sanatımıza sahip çıkalım”
Dijitalleşmenin sanat üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Bağcı, “Ben sanatın gittikçe biraz küçüldüğünü, dijitalleştiğini görüyorum. Maalesef yapay zeka, belli sanat kavramını zapt etmeye çalışıyor. Yeteneklerin, doğallığın, duygunun yok olduğu bir sanata doğru evrilebilir. Bu çok üzücü. Ama bunun karşısında maalesef işte taklitçi, emek vermeden, duygusuz, çıkarcı sanatların ortaya çıktığını görüyoruz. Bunun için ben insanlara ve tüm toplumun bir sorumluluğu olarak buradan sesleniyorum: Lütfen sanatımıza, sanatçımıza sahip çıkalım. Direnelim, sanat için direnelim. Ve bir sanatla ilgili bir şey gerçekleştireceksek, gideceksek bunları göz ardı etmeyelim. Öyle düşünelim, seçici olalım. Diyelim ki biz kendi duygu ve düşüncelerimizin, yeteneklerimizin sunulduğu sanat ortamında olmanın güzelliğini, estetiğini, keyfini yaşayalım. Ve buradan da kendimize mutlaka bir şeyler çıkaracağız. Onlar çünkü alma verme işidir ve yaşam böyle devam etmektedir, böyle süregelmektedir. O nedenle ben toplum ve sanatın ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum. Ve sanatla uğraşan, toplum ve sanatla uğraşan ayrıca tüm sanatsever dostlarımıza buradan sevgiyle onları kucaklıyorum” ifadelerini kullandı.





