Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz edilen bir dosya üzerinden alınan yeni karar, mülkiyet sınırlarının fiilen çizilmediği durumlardaki itiraz hakkının detaylarını içeriyor. İşte tüm detaylar...

Şufa Hakkının Sınırları

Hukuk dilinde şufa şeklinde adlandırılan ön alım hakkı, müşterek mülkiyetlerdeki herhangi bir ortağın kendi payını dışarıdan birine satması durumunda doğrudan devreye giriyor. Kanun koyucu, bahsi geçen düzenlemeyle diğer ortaklara yabancı alıcılardan önce satın alma seçeneği sunarak mülkiyet bütünlüğünü korumayı öngörüyor. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ilgili hakkın tamamen kanundan doğduğunu ve mülkiyet özgürlüğüne getirilen özel bir sınırlama niteliği taşıdığını dosya kapsamında bir kez daha hatırlatıyor. Diğer hissedarlar, yasal şartlar oluştuğunda mahkemeye başvurarak satılan kısmı öncelikli şekilde kendi üzerlerine geçirme imkanına sahip bulunuyor. Yasal süreler içinde işlem yapılmaması halinde ise öncelik hakkı tamamen ortadan kalkıyor.

Tarladaki Fiili Taksim İhtilafı

İncelemeye alınan somut olayda, müşterek tapulu bir tarla üzerinden gerçekleştirilen hisse devri tarafları karşı karşıya getirdi. Hissedarın dışarıdan birine yaptığı satışın ardından diğer ortak öncelikli alım talebiyle yargı yoluna başvurdu. Satışı yapan taraf, arazide herkesin kullandığı alanın zaten belli olduğunu savunarak açılan şufa davasının reddini talep etti. İlk derece mahkemesi sözü edilen savunmayı haklı bularak davayı reddetse de Adalet Bakanlığı dosyayı kanun yararına inceleme talebiyle üst mahkemeye taşıdı. Yargılama aşamasında hazırlanan bilirkişi raporunda arazinin tamamen boş olduğu, üzerinde herhangi bir ekim faaliyetinin yapılmadığı ve ortaklar arasında sınırları belirlenmiş fiili bir ayrımın kesinlikle bulunmadığı resmi olarak saptandı.

Türk Medeni Kanunu ve Dürüstlük

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, arazinin fiilen bölünmediği senaryolarda ön alım davasının yasal bir hak olarak sonradan da açılabileceğine açıkça hükmetti. Yüksek mahkeme heyeti, taşınmazın paydaşlar arasında paylaşılarak fiilen kullanıldığı durumlarda satış anında ses çıkarmayan hissedarın daha sonra mahkeme yoluyla hak iddia etmesini Türk Medeni Kanunu bünyesindeki dürüstlük kuralına tamamen aykırı bulduğunu belirtti. Belirtilen yasal kriter, emsal niteliği taşıyarak miras ve hisse uyuşmazlıklarında mahkemelerin dikkate alacağı en temel referans noktalarından biri halini alıyor. Mevcut davada fiili taksim tespit edilemediği için Yargıtay 7. Hukuk Dairesi yerel mahkemenin daha önce verdiği ret kararını bozarak dosyanın yasal çerçevede yeniden incelenmesi yönünde kesin bir hüküm kurdu.

Kaynak: Haber Merkezi