Eskişehir’de çiftçilere uygulamalı eğitim merkezi açıldı
Eskişehir’de çiftçilere uygulamalı eğitim merkezi açıldı
İçeriği Görüntüle

Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde hayata geçirilen Çiftçi Destekleme ve Eğitim Merkezi’nin (ÇİDEM) açılışında konuşan Sencer Solakoğlu, tarımsal üretim, çiftçi eğitimi, pazarlama, markalaşma ve verimlilik konularında değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına Mustafa Kemal Atatürk’ü anarak başlayan Solakoğlu, ÇİDEM’de ortaya konulan eğitim ve üretim anlayışının Köy Enstitülerinin yaklaşımıyla benzerlik taşıdığını söyledi.

“Biz ürete ürete batıyoruz”

Türkiye’de çiftçiye uzun yıllardır ağırlıklı olarak üretim yapmasının söylendiğini ifade eden Solakoğlu, “Bizim en büyük eksiklerimizden bir tanesi, eğitime yeterince önem vermemiş olmamız. Daha önce de değinildi. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı son 20 yıldır elini ayağını sahadan çekmiş durumda. Yani çok kıymetli ziraat mühendislerimiz, veteriner hekimlerimiz ilçe tarım müdürlüklerinde, il tarım müdürlüklerinde ofis içi işler yapmaya başladılar. Ne zaman onlar eğitimi çiftçiden geri çektiler, o zaman çiftçimizin ilerlemesi de geriye düştü.

Tam da bu zihniyetle, özellikle ıslah zihniyetiyle ve kırsalda eğitim anlayışıyla, Eskişehir'de de ilki kurulan Köy Enstitülerimiz hayata geçirilmişti. Şimdi kapanma sebebinin siyasi taraflarına girmeksizin, hep unuttuğumuz ve atladığımız bir şey var. Herkes bize "Üret, üret, üret, üret." diyor. Ya tamam da biz ürete ürete batıyoruz” dedi.

“Çalışmak da tek başına yeterli değil”

Buğday üretimini örnek gösteren Solakoğlu, üreticinin yalnızca verime değil ürününü nasıl ve hangi fiyattan satacağına da odaklanması gerektiğini belirtti. Solakoğlu, “Üretmek aslında bir anlamda tabii ki olmazsa olmaz ama yeterli değil. Aynı şekilde varlıklı olmak, zenginleşmek için çalışmak da tek başına yeterli değil. Bakın, hammallar çok çalışıyor. Hiç içinizde zengin hammal gören oldu mu bugüne kadar? Akıllı çalışmak, çalışmanın aynı zamanda verimli olması da gerekiyor. Bakın, bu sene burada kuru tarım yapılıyor. TMO 16,5 lira fiyat açıkladı. Türkiye'nin neresine gittiysem 12,5 liradan buğdayını satmak zorunda olan bir çiftçiyle karşı karşıyayız. Niye? Çünkü ne yapacağını bilmiyor. Ekmeden önce hiçbir şeyin farkında değil. Kime satarım? Nasıl olsa devlet bir zaman alır. Alamadı işte. Elinize hangi ürünü alırsanız alın; Bursa'da incirimizden, Manisa'da, Denizli'de üzümümüzden tutun, kayısımızdan şeftalimize kadar her ürün çok ciddi anlamda zarar etti. Ama bunun tek müsebbibi aslında Tarım Bakanlığı veya belirlenen fiyatlar değil. Baktığınız zaman yurt dışında bu ürünler çok daha verimli, çok daha ekonomik ve rekabetçi olarak üretilebiliyor. O zaman bizim şunu da düşünmemiz lazım: Bunlar nasıl bu kadar rekabetçi üretirken biz üretemiyoruz?

Şimdi içinizden bazıları diyecek ki, "Ya kardeşim, bizdeki mazot fiyatları şöyle, bizdeki gübre fiyatları böyle." Bu gübre fiyatları dışarıda da bu şekilde. Mazot fiyatları bizden de yukarıda. İyi bir şey olduğu için söylemiyorum ama mesela İsviçre gibi küçücük, dağlık bir ülkede tarla yok, arazi yok, mazot fiyatı 150 lira, gıda enflasyonları eksi 0,5. Eksi. Bizde enflasyonun sebebi mazotsa o zaman nasıl oluyor da bizde 100 lira olup yüzde 36'lara çıkıyor?” Diye konuştu.

“Bütün cefasına katlanıp sefasını süremiyoruz”

Tarım alanında çiftçiye verilen saha eğitiminin yetersiz olduğunu savunan Solakoğlu, “Eğitim ve gençlik bu sektörün olmazsa olmaz paydaşları. Burada ortaya konulan zihniyetin tam da Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu anlayış olduğunu düşünüyorum. İşin özünde sadece verimliliği değil, aynı zamanda bir sonraki adımı da bu insanlara öğreterek çok büyük bir hizmet sağlayacağını düşünüyorum. Bakın, bunlar hep benim de son zamanlarda görevimden dolayı öğrendiğim ama çok şaşırdığım şeyler. Dünyadaki çam balının yüzde 92'sini bu ülke üretiyor, tek başına Türkiye. Şöyle bir düşünün; Kanada'sından Avustralya'sına, Asya ülkelerinden Güney Amerika'ya kadar dünyanın çam balı üretiminin yüzde 92'sini yapan Türkiye Cumhuriyeti çiftçilerinin uluslararası pazarlamada bir tane markası yok. Dökme yapıyoruz, dökme satıyoruz. Hammallık yapıyoruz esasında. Bütün cefasına katlanıp sefasını süremiyoruz. İşte burası, bu tip eğitim merkezleri, insanların sadece üretirken değil, ürettikten sonra da "Bu ürünü nasıl bir mamule çevirebiliriz?" diye düşünmeye başladıkları, fikir geliştirdikleri ve başkalarıyla fikir alışverişinde bulunabildikleri merkezlerdir. İşte geri dönüyoruz Mustafa Kemal Atatürk'ün yapmaya çalıştığı şeye. Köy Enstitülerinde tam da yapılmaya çalışılan şey buydu. Bizim aynen böyle bir minyatür, diyelim, Köy Enstitüsüne ihtiyacımız var. Benim işletmemde en çok önem verdiğim şey verimlilik. Ama sadece verimli olmak yetmiyor, bunu gördük. Ürünü ederinde satamadıktan sonra verimi kim düşünebilir? Bugün buğdaya atacağınız gübrenin karşılığını alamayacağınızı biliyorsanız o gübreyi atmayacaksınızdır. Burada öğrendiğiniz teknikleri veya teknolojileri uygulasanız bile bir karşılık alamayacağınızı anladığınız andan itibaren bu uygulamaları hayata geçirmekten imtina edeceksiniz. Bu yatırımları yapmayacaksınızdır. Dolayısıyla bizim sadece böyle bir eğitim merkezine değil, bununla beraber çok istikrarlı, öngörülebilir, daha ekmeden önce fiyatın ne olacağını, kime satılacağını bildiğimiz bir sisteme geçmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’yi buhrandan çıkaracak şey tarım”

Tarımın Türkiye ekonomisi açısından taşıdığı öneme de değinen Solakoğlu, geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntılarda tarımın önemli bir rol üstlendiğini belirtti.

Solakoğlu, “İddiam şu: Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da dünya savaşlarından, dünya buhranlarından Türkiye'yi hep tarım çıkarmıştır. Şu anda yaşadığımız buhrandan da bizi çıkartacak şeyin tarım olduğuna inanıyorum. Ama verimli tarım.

Gübreyi yurt dışından ithal ediyoruz. Ham maddesi zaten ağırlıklı olarak doğal gaz, Türkiye'de bulunmayan fosfat kayası vesaire. Dolayısıyla ithal. Mazotumuz ithal. Ne yazık ki tohumumuz ithal. Sadece buğday olarak düşünmeyin. Traktörlerimizin büyük bir kısmı ithal. İneklerimiz ithal. Sağımhanelerimiz ithal. Ekipmanlarımızın ciddi bir kısmı ithal. Bir kısım, demir olan yani teknolojik olmayan ekipmanlar yerli olsa da teknoloji ithal.

Her şeyi ithal ederek burada yerli ve millî bir üretim yapma iddiasından bir an önce kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizim gerçekten yerli ve millî olabilmemiz için en önemli koşullardan bir tanesi de ıslahtır” diye konuştu.

Kaynak: Eskisehir.net Haber Merkezi