Prof. Dr. Semra GÜNAY, Türkiye’den vizesiz seyahat edilebilen Balkan coğrafyasındaki seyahat deneyimlerini Eskisehir.net ile paylaştı. Anadolu Üniversitesi, Turizm Fakültesi öğretim üyesi olan Günay Nikşiç şehrine yaptığı ziyarete ilişkin gözlemlerini ve bölgenin kültürel, tarihi ve doğal zenginliklerini içeren kapsamlı bir yazı kaleme aldı.
İşte Günay'ın seyahat notları,
Türkiye’den vizesiz seyahat edilebilen Balkan coğrafyası, Türk gezginler için her zaman popüler bir rota olmuştur. Ancak bugün sizi, Karadağ’ın kıyı şeridindeki deniz-kum-güneş üçgeninin dışına çıkan, kitle turizminden uzak, huzurlu ve yakın gelecekte tüm Avrupa'nın gözünün üzerinde olacağı bir kültür merkezine davet ediyorum.
Bir coğrafyacı olarak her zaman mekanın fiziksel karakterinin, insan ve kültür üzerindeki etkisini gözlemlerim. Karadağ’ın iç kesimlerindeki bu en büyük kent, tam anlamıyla muazzam bir coğrafi konum avantajına sahip. Dinamik bir topoğrafyanın kalbinde, Zeta Nehri vadisinin bereketli düzlüğünde kurulan bu saklı cennet; etrafını saran dik dağlık kütleler, gür orman örtüsü ve nehrin hayat verdiği su ekosistemiyle büyüleyici bir peyzaj sunuyor. İlk bakışta kendini hemen ele vermeyen, sakin ve iddiasız yapısıyla insanın kanına yavaş yavaş giren bu kent, Brüksel'de alınan tarihi kararla 2030 yılı Avrupa Kültür Başkenti ilan edildi. Nikşiç, Adriyatik kıyılarının kalabalığından sıyrılıp doğanın ve kültürün coğrafyasında derinlikli bir seyahat deneyimi arayanlar için muazzam bir alternatif sunuyor.
İliryalılar, Osmanlı Mirası ve "Açık Şehir" Vizyonuna
Nikşiç’in tarihi, bu korunaklı nehir vadisinin sağladığı stratejik avantajlar sayesinde modern sınırların çok daha ötesine uzanıyor. Avrupa'nın en önemli prehistorik (tarih öncesi) yerleşim alanlarından biri kabul edilen Crvena Stijena (Kızıl Kaya) buluntu alanından başlayarak İliryalılar, Romalılar ve kentin "Onogoşt" adıyla anıldığı Orta Çağ dönemine kadar uzanan bu coğrafya, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin kesişim noktası olmuş.
Bizim için en dikkat çekici dönem ise kentin Osmanlı hakimiyetine girdiği süreç. Fatih Sultan Mehmed döneminde, 1465 yılında Osmanlı topraklarına katılan şehir, 1877 yılına kadar (yaklaşık 412 yıl) "Anavost" adıyla önemli bir Osmanlı sınır şehri ve askeri ileri karakolu olarak varlığını sürdürmüş. Bugün şehirde tüm görkemiyle yükselen ve Zeta vadisine hakim bir tepede konumlanan Bedem Kalesi (Nikşiç Kalesi), aslında Osmanlı’nın bölgedeki en stratejik savunma üssü olarak genişlettiği ve askeri hafızasını bıraktığı bir mirastır.

Eski Yugoslavya döneminde ise şehir, nehir vadisinin sağladığı lojistik ve su kaynakları avantajıyla endüstriyel bir kimliğe bürünmüş. Bir dönem 6 binden fazla kişiye istihdam sağlayan tarihi çelik fabrikası Željezara, bugün bir Türk firması olan Tosyalı Holding tarafından işletilerek ekonomik canlılığını koruyor. Ülkenin en ünlü birası Nikšićko Pivo’ya hayat veren tarihi Trebjesa Bira Fabrikası da (kuruluşu 1896) yine bu kentsel hafızanın bir parçası.
Ancak Nikşiç Belediyesi ve Turizm Organizasyonu’nun ortak vizyonuyla şehir, bugün bu endüstriyel ve tarihi mirası kültürel bir rönesansa dönüştürüyor. Kent, 2030 Avrupa Kültür Başkenti unvanını göğüslerken "Open City" (Açık Şehir) temasını ve Karadağ kültüründe dürüstlük, dayanışma, empati anlamına gelen köklü "čojstvo" (insan olmak) felsefesini temel aldı. Sınırlarla değil; insanla, buluşmalarla ve fikir alışverişiyle tanımlanan bu vizyon, Nikşiç’i Avrupa kültür sahnesinin merkezine taşıdı.
Şehir merkezine adım attığınızda bu kültürel katmanları hemen hissediyorsunuz. Şaka Petroviça Meydanı, Zeta Nehri üzerinde bir mühendislik harikası olarak yükselen ve şehrin en görkemli sembollerinden olan Çar Köprüsü (Tsar's Bridge), anıtsal Aziz Vasil Katedrali, Kral Nikola’nın yenilenen şatosu ve Osmanlı mirası Bedem Kalesi, zengin geçmişi gözler önüne seriyor. Özellikle Lapidarium’da görebileceğiniz Orta Çağ’dan kalma gizemli stecak mezarları, tarih meraklıları için adeta bir zaman tüneli. Yaz aylarında düzenlenen ve bölgenin en popüler rock etkinliklerinden biri olan Bedem Fest ise kenti şimdiden bir cazibe merkezine dönüştürmüş durumda.
Mimaride Brutalist Bir İkon: Hotel Onogoşt
Nikşiç seyahatim sırasında kentin bu özgün tarihi ve mimari karakterini birebir yansıtan, kentin eski adını yaşatan en köklü konaklama merkezi Hotel Onogoşt’ta kaldım. Burası sıradan bir otel olmanın çok ötesinde, Yugoslavya döneminin o meşhur modernist ve brutalist mimari çizgisini taşıyan çok özel bir yapı. Mimari tasarımında, tabandan yukarıya doğru genişleyen formuyla bir viski kadehinden esinlenilmiş.
Yakın dönemde aslına sadık kalınarak son derece başarılı bir restorasyon geçiren binanın bir kısmı günümüzde modern bir otel olarak hizmet veriyor. Gerek sundukları yüksek hizmet kalitesi gerekse kentin en prestijli noktalarından biri olan restoranının sunduğu gurme lezzetler, Nikşiç’in modern yüzünü ve misafirperverliğini bizzat deneyimlemek için harika bir fırsat sunuyor.
Coğrafyanın Sunduğu Çeşitlilik: Kırsal Aile İşletmeleri
Kentsel alanın hemen dışına çıktığınızda, bir coğrafyacıyı büyüleyecek nitelikte radikal bir fiziki çevre değişimi sizi karşılıyor. Klasik Balkan karstik polye (ova) oluşumları, tektonik yarıklar, gür orman dokusu ve yüksekliği 2000 metreyi aşan heybetli dağ zirveleri nispeten küçük bir alanda ardı ardına sıralanıyor. Bu coğrafi çeşitlilik, kırsal turizm ve ekoturizm için mükemmel bir ekolojik zemin hazırlamış.
Nikşiç’i asıl özel kılan ve "insan olmak" felsefesini birebir yaşatan unsur ise bu zorlu ama cömert coğrafyada, geleneksel kırsal yaşamı zarif dokunuşlarla günümüze taşıyan aile girişimleri. Bu işletmelerde karşımıza çıkan en güzel detay, kentin 400 yılı aşkın Osmanlı geçmişinden kalan o ortak kültür ve hoşgörü mirası. Yerel halk, Türk ve Müslüman misafirlerin hassasiyetlerini çok iyi biliyor ve buna içten bir saygı gösteriyor:
Gearetreat Karadağ: Doğayla Yeniden Bağ Kurma Noktası
Pandemi sonrasında kıyı şeridinin kalabalığını terk edip köylerine, dağların temiz izole havasına dönen bir ailenin kurduğu bu mikro işletme, tam bir "orman şifası" merkezi. Dağ eteklerindeki gür orman dokusu içinde, restore edilmiş iki tarihi taş evde minimalist bir tatil arayan aileler ve dijital göçebeler ağırlanıyor. En az 3 gece konaklama şartı olan bu girişimde; permakültür uygulamaları, ormanda yoga ve yalınayak yürüyüş parkurları mevcut. Ayrıca burası bir "Karanlık Gece" (Dark Sky) sertifikasına sahip; yani topografyanın şehir ışıklarını kestiği ve ışık kirliliğinin olmadığı bu dağlık bölgede geceleri samanyolunu izlemek benzersiz bir deneyim. Ev yapımı meyve suları eşliğindeki sohbetler ise cabası.
Tadić İşletmesi: Güçlü Kadınların Hayali
61 yaşındaki bir anne ve kızının el ele vererek hayata geçirdiği Tadić (Tadiç) çiftliği, yerel kalkınmanın en güzel örneği. Dağ manzaralarına açılan eski bir köy evini restore ederek harika bir restorana ve iki konaklama odasına dönüştürmüşler. Şimdilerde yeni bir evin restorasyonu ve glamping (lüks çadır) alanı inşaatı için kolları sıvamış durumdalar. Yemekler tamamen bu mikro-klimanın sunduğu avantajla, komşu köylerden tedarik edilen organik ürünlerle yapılıyor. İşte ortak kültürün nezaketi burada devreye giriyor: Müslüman bir ziyaretçi olduğunuzu belirttiğinizde, menülerini tamamen sizin için özel olarak, büyük bir titizlik ve saygıyla helal hassasiyetine uygun tasarlıyorlar.
Đed Radoš (Ded Radoş): Taş İşçiliğinden Gastronomi Mirasına
Orah adlı yeşilin her tonunu barındıran şirin bir köyde yer alan bu işletme, ismini Nikşiç’in sembol yapılarında emeği olan, taş işçiliği geleneğinin efsane ismi bir atadan alıyor. İşletmenin doğuş hikayesi oldukça ilginç: Bir gün köye yollarını kaybederek gelen İspanyol turistlere, ev sahibinin annesi geleneksel Karadağ yemekleri ikram ediyor. Misafirlerin hayran kalması üzerine aile, ellerindeki köklü gastronomi mirasının değerini fark ederek Slovenya’ya gidiyor ve kırsal turizm eğitimi alıyor. Mutfakta hala büyükbaba ve büyükannenin reçeteleri hakim. Tıpkı Tadić’te olduğu gibi, burada da Müslüman turistler için son derece saygılı, tanıdık ve hassas sofralar kuruluyor. Aromatik bitkiler ve meyvelerden yapılan ev yapımı ürünleri mutlaka denemelisiniz.
Krupačko Gölü ve Draković’in Eşsiz Balık Menüsü
Şehir merkezine sadece 5 km uzaklıktaki bir baraj gölü olan Krupačko Gölü (Krupačko Jezero), karstik yapının sunduğu yeraltı ve yerüstü temiz kaynak sularıyla beslenen berrak bir hidrografik yapıya sahip. Yerel halkın ve ziyaretçilerin en gözde kaçış noktası olan göl, özellikle sıcak yaz aylarında bölgenin en canlı yerine dönüşüyor. Harika bir plajı, kafeleri, voleybol ve sutopu sahaları mevcut. Kano, pedal bot ve su kayağı gibi aktivitelerin yapıldığı bu gölün kıyısında, arkadaki dağ siluetlerinin eşsiz manzarası eşliğinde yürümek bile ruhu dinlendiriyor.
Gölün hemen kenarında ise Draković (Drakoviç) işletmesi yer alıyor. Sektöre sadece iki masa ve dört sandalye ile göl balığı pişirerek başlayan bu aile, bugün göl sahilinde harika bir bahçeye ve konaklama hizmeti sunan üç şirin eve sahip. "Tatlı su balığı yemem" ya da "kılçığıyla günlerce pişen balık yenir mi" gibi tüm ön yargılarınızı bir kenara bırakın. Draković’in geleneksel yöntemlerle hazırladığı balık çorbasını ve balık yemeklerini tattığınızda, "Yok böyle bir lezzet!" diyeceğinize emin olabilirsiniz.
Dağ Esintisi ve Ödüllü Sürdürülebilirlik: Vučje
Nikşiç’ten sadece 20 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 1370 metre yükseklikte, alpin çayırların ve dağ biyomunun başladığı noktada yer alan Vučje Turizm Merkezi, dört mevsim macera sunan bir diğer durak. Kışın yoğun kar yağışının avantajıyla kayak, kızak ve kar ayakkabılı yürüyüş turlarının yapıldığı merkez; yazın yerini dağ bisikleti, hiking ve at binme turlarına bırakıyor. Sürdürülebilir turizm ve ekolojik dengenin korunması alanındaki başarılı çalışmalarıyla dünyaca ünlü Good Travel Seal ödülüne layık görülen bu merkez, aynı zamanda yüksek irtifanın sağladığı berrak gökyüzü sayesinde profesyonel bir ekiple yıldız gözlemi (stargazing) aktiviteleri sunuyor; dağın sessizliğinde bilim ve doğayı buluşturuyor. Burada, bizim de mutfağımızdan çok aşina olduğumuz, mısır unundan yapılan geleneksel Karadağ lezzeti kaçamak’ı mutlaka tatmalısınız.
Genel olarak Nikşiç genelinde yiyeceğiniz pitalar (Boşnak böreği türevleri) ve ev yapımı ekmekler o kadar hafif, doğal ve ortak damak tadımıza uygun ki, ne kadar yerseniz yiyin asla rahatsızlık hissetmiyorsunuz.
Nikşiç’e Ulaşım Nasıl Sağlanır?
Karadağ’ın başkenti Podgoritsa’ya Türkiye’den direkt uçuşlar bulunuyor. Podgorica Havalimanı, Nikşiç’e yalnızca 51 km mesafede. Havalimanından otobüs, tren veya araç kiralama seçenekleriyle şehre oldukça konforlu bir şekilde ulaşabilirsiniz. Ayrıca Nikşiç, ülkenin en popüler deniz turizmi merkezi olan Budva’ya da oldukça yakın bir konumda. Gelişmiş karayolu bağlantıları sayesinde, deniz tatilinize birkaç günlük huzurlu bir coğrafya, kültür ve kırsal mola eklemek için Nikşiç biçilmiş kaftan.
Geleneksel dokusunu kaybetmemiş, muazzam bir topoğrafyanın ve Zeta vadisinin şekillendirdiği, tarih boyunca bizimle yolları kesişmiş, sürdürülebilirliği ödüllendirilmiş ve önümüzdeki yıllarda Avrupa kültür sahnesinin başrolü olacak derinlikli bir Balkan deneyimi arıyorsanız, Nikşiç’i seyahat listenizin ilk sırasına ekleyin.






