2026 yılının ilk ayı verilerinde ülkemizdeki istihdam tablosunda kayıtlı 16 milyon 699 bin işçinin sadece 2 milyon 414 bini sendikalı güvencesinde yer alıyor. Kayıt dışı çalışanlar eklendiğinde toplam istihdamın 20 milyona yaklaştığı öngörülürken, Aralık 2025 rakamlarına dayanarak toplu iş sözleşmesi (TİS) çatısı altındaki kişi sayısının 2 milyon 139 bin seviyesinde olduğu anlaşılıyor. Bu şemsiye haricindeki kesimlerde maaş artışları tamamen patronların vicdanına kalıyor.
Ücretlerde Adaletsiz Artışlar
Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki personeller enflasyona karşı dirençli kalırken, sendikasız alanlarda maaş zammı yöneticilerin keyfiyetine göre şekilleniyor. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22 Ekim 2025 tarihli ve Esas: 2025/507, Karar: 2025/672 numaralı kararıyla bu çarpıklığa dair çok kritik kurallar saptadı.

Yan Hakların Bölünmesi
Meselenin mazisine bakıldığında, taşeron firmaya devredilen bir çalışan, önüne konan belgeye imza attı. Bu evrak yüzünden ikramiyeler ve sosyal yardımlar on iki aya yayılıp bordroda "diğer" kalemi altında kaydedildi. Emekliliğinde bunlara hiç zam yansıtılmadığını gören işçi, İş Mahkemesi ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi seviyelerine ulaşan hukuki bir süreç başlattı.
Emsal Niteliğinde Karar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu mevcut iki tarafın da yaklaşımını düzelterek şu hükümleri kurdu:
“Eğer bireysel veya toplu iş sözleşmesinde aksine bir madde yoksa, işverenin ücretlere asgari ücret zammı oranında zam yapma zorunluluğu yoktur. Tek şart, ücretin asgari ücretin altına düşmemesidir. İşçiye imzalatılan "bordro sadeleştirme" belgesi, işçinin zam haklarından tamamen feragat ettiği bir "esaslı değişiklik rızası" olarak görülemez. Mahkemenin asgari ücreti baz alarak yaptığı hesaplama hatalıdır. Ücret farkı hesaplanırken; ilk yıl ödenen "diğer" kalemindeki tutar asgari ücrete değil, işçinin o dönemki kendi brüt ücretine oranlanmalıdır. Bu oran üzerinden yıllara sari hesaplama yapılmalıdır.”


