Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi'nde CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in katılımı ile 8 Mart Kadınlar Buluşması gerçekleştirildi.

Yoğun katılımla gerçekleşen buluşmaya CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya ve Parti Meclisi üyesi ve Politika Kurulu Başkanı Sevgi Kılıç'ta katıldı.

8 Mart Kadınlar Buluşması’nda öğrenci, işçi, çiftçi ve şiddet mağduru kadınlar yaşadıkları sorunları ve taleplerini anlattı. Kadınlar, güvenli yaşam, adil ücret, eşit fırsat ve etkin adalet çağrısı yaptı.

"Biz kadınlar, biz öğrenci kadınlar başarılı olmak istiyoruz"

Konuşma yapan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 4. sınıf öğrencisi Hazal Ünlü şu ifadeleri kullandı;

"Bugün siz değerli halkımızın karşısında 24 yaşında genç bir kadın olarak konuşabilmek benim için gurur verici. Ben, üniversiteye giden birçok kadın öğrenci gibi hayallerimin peşinden Eskişehir’e geldim. 13 yaşından beri ailemden ayrı yaşıyorum. Kendim çalışıyorum, çabalıyorum, eğitimim için hâlâ kendime şanslar yaratmaya çalışıyorum."

"Eskişehir’e geldiğimde en çok zorlandığım şey güvenli bir semtte ev bulmak kaygısıydı. Gece dışarı çıktığım zaman rahatça evime dönebilecek miyim, sağlam dönebilecek miyim düşüncesi her zaman aklımın bir yerinde oldu. Eskişehir’de çoğu kadın öğrenci gibi aynı şeyleri düşündüğümüzden eminim. Eve geç kalınca hissedilen tedirginlik, bu salonda var olan ve tüm kız öğrencilerin aklında canlanan bambaşka düşünceler."

"Ben yalnızca derslerimi geçmeye çalışan bir öğrenci değilim. Aynı zamanda sanatımı icra etmeye çalışan, evimi geçindirmeye çalışan bir öğrenciyim. Ailemden uzakta geçirdiğim bu 11 yıl bana sadece bir şehirde tek başıma yaşamayı değil, aynı zamanda temkinli olmayı öğretti. Annemle telefonda her konuştuğumda bana 'Dikkatli ol, eve yalnız gitme veya oraya tek başına gitme' cümlelerini duydum. Çünkü o da bir kadın olarak okulda, dışarıda, sokakta, hatta bugün 8 Mart Kadınlar Günü'nde olduğu gibi bir kadının zarar görebileceğinin farkında."

"Ben bugün burada konuşuyorum ama tek başıma konuşmuyorum; Münevver, Hilal, Özgecan... Onların hayalleri de benimle birlikte konuşuyor. Ben kendi eğitimim için her bir adımı attığımda eminim ki onlar da benimle gurur duyuyor. Ben tüm bunlara rağmen kadınlar adına bugün burada duruyorum. Çünkü biliyorum ki kendi için çabalayan, yılmadan çalışan her kadın sadece kendi hayatını değil, bir toplumu da değiştirir."

"Günümüze baktığımızda şundan çok rahatsızım aslında: Okulda kendi fikrimi söylediğim zaman iki kere düşünmek zorunda kalıyorum çünkü kendimi daha çok fazla açıklamamı istiyorlar. Sırf cinsiyetimden dolayı mesleki hayallerim küçümseniyor, hayallerim küçümseniyor. Ben bu değilim, ben Hazal’ım. Ben birinin kızı, birinin akrabası değilim. Toplumumuzda maalesef birçok kadın birinin kızı, birinin karısı olarak adlandırılıyor ama biz kadınız, biz kendimiziz; başka birinin hiçbir şeyi değiliz aslında."

"Ben bugün burada karşınızda dimdik konuşabiliyorsam bunun en büyük nedeni Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyadaki birçok kadından önce bize vermiş olduğu, sağlamış olduğu seçme ve seçilme hakkıdır. Bugün ona tekrardan bunu borç bilirim ve teşekkür ederim. Ben 3 ay sonra mezun oluyorum. Annem ve anneannem beni bugünlere getirdi, beni onlar büyüttü. O iki kadının bana vermiş olduğu emek, inanç, güç benim için çok başka yerde; onlara da çok teşekkür ederim."

"Ailemin olduğu gibi benim de en büyük hayalim mezun olduktan sonra kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarımın üzerinde dimdik durabilmek. Fakat ben 3 ay sonra mezun oluyorum ama şimdiden stres yüzünden gözaltlarım morarmaya başladı hayatımda ilk defa, saçlarım dökülmeye başladı. Ne yapacağımı, hayatın beni nereye götüreceğini bilmiyorum. Özgeçmişimi doldurmak için birçok fırsatım oldu; eğitim hayatım boyunca onu doldurmak için çok çabaladım, çaba sarf ettim. Yurt dışına ücretsiz gidebildim, aynı şekilde eğitimlerin peşinden koştum fakat her yerde cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldım. Bana bir fırsat gelse yurt dışında da yaşayabilirim, bunu çok isterim fakat şunu da biliyorum; ben memleketimde kalmak istiyorum.

Ben, doğduğum bu topraklarda yaşamak istiyorum. Ben, Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği topraklara hizmet etmek istiyorum. Ben, başarılı bir kadın olmak istiyorum. Mücadele etmekten asla şikayetçi değilim ama bir mücadeleyi verirken geleceğimin de güvende olmasını istiyorum. Biz kadınlar, biz öğrenci kadınlar başarılı olmak istiyoruz. Sesimizi duyurmak istiyoruz. Biz kendimiz olmak istiyoruz. Biz genç kadınlar olmak istiyoruz. Biz öğrenci olmak istiyoruz."

"İşçi olmak zaten zordur ama kadın işçi olmak daha da zordur"

48 yaşında, evli, 2 çocuk annesi, zincir bir markette işçi olarak çalışan Hülya Yılmaz şu ifadeleri kullandı; "Ben işçi bir kadınım. Her sabah gün doğmadan yola çıkan, vardiya sisteminden dolayı gecesi gündüzüne karışan ve eve geldiğinde yorgunluğunu kapının dışında bırakmaya çalışan milyonlarca kadından biriyim. Çoğu zaman emeğim hiç görünmez, sesim hiç duyulmaz ama hayatın akışı benim ellerimde devam eder.

İşçi olmak zaten zordur ama kadın işçi olmak daha da zordur. Uzayan çalışma saatleri, düşük ücretler, ağır iş temposu. Bir yanda iş yerinin sorumluluğu, diğer yanda evimin yükü. İşten çıkıp eve gittiğimde 2. mesaim başlar. Çocuklarım, eşim, evim, hayatım, tüm sorumluluklar beni bekler. Aslında 2 ayrı hayatı birden yürütmeye çalışıyorum. Üniversite mezunu kadın işçi olarak açlık sınırının altında bir maaşla her ay ay sonunu nasıl getireceğimi düşünüyorum. Bazen emeğimin karşılığını alıp almadığımı sorgularım ama her şeye rağmen çalışmaya, üretmeye ve ayakta kalmaya devam ederim.

Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkenin fabrikalarında, marketlerinde, atölyelerinde, tarlalarında, iş yerlerinde kadın emeği vardır. Ve kadın emeği olmadan ne üretim olur ne de gerçek bir kalkınma. Benim isteğim çok basit aslında. Emeğimin değer gördüğü, adil bir ücretin olduğu, çalışma koşullarının insan onuruna yakıştığı bir hayat. Kadınların iş hayatında daha güçlü olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir ülke sadece kadınlar için değil, herkes için daha adil ve daha güzel bir ülke olacaktır.

Bugün burada farklı hayat hikayelerinden gelen kadınların bir araya gelmesi bana şunu gösteriyor: Yalnız değilim. Birbirimizin mücadelesini anlıyor, birbirimizden güç alıyoruz. Ben bu vesileyle alın teriyle çalışan, sabahın erken saatlerinde yola çıkan, emeğiyle hayatı ayakta tutan tüm kadın işçilerin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

Çünkü biz kadınlar sadece çalışmıyoruz, emeğimizle bu ülkeyi ve hayatı ayakta tutuyoruz. İşte tam da bu nedenle alın terimizin karşılığını istiyoruz. Hakkımızın tamamını istiyoruz. Biz hak ettiğimizi yaşamak istiyoruz. Ben 23 sene hizmet vermiş, vergisini ödemiş, üniversite mezunu bir kadın işçi olarak hak etmiş olduğum maaşımın açlık sınırının altında kalmasını asla istemiyorum."

"Ben ölmek istemiyorum"

Eskişehir'de boşanma aşamasında olduğu eşi tarafından 16 yerinden bıçaklanan ve ölümün kıyısından dönen Öznur Gülbaş: "İşçi emeklisiyim ve bir çocuk annesiyim. Bugün buraya sadece kendi hikayemi anlatmaya değil, adalet koridorlarında yankısı kaybolan binlerce kadının çığlığı olmaya geldim.

2019 yılında boşanmak üzere olduğum erkek tarafından 16 yerimden bıçaklandım. Adli Tıp Kurumu, vücudumda aldığım bıçak darbelerinin hepsini değil, hayati gördüklerini kayda geçirdiler. Sistem diyor ki; ölmediysen çektiğin acının, aldığın darbelerin hukukta bir karşılığı yok. Bunun üzerine tutuklanan fail ilk duruşmada maalesef tahliye edildi. Üstelik bir kadın hakim tarafından.

İnfial yaratan bu kararın ardından kamuoyu baskısı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği'nin desteği ve basının desteğiyle yeniden tutuklandı. Yerel mahkemenin aylar sonra vermiş olduğu karar 18 yıldı. Fakat adalet arayışım İstinaf Mahkemesinin hukuk komedisine dönüştü. 18 yıllık hapis cezası, gönüllü vazgeçme gibi akılalmaz bir gerekçeyle bozuldu. Beni öldürmeye çalışırken "yapma" dedim diye 7 yıla indirildi. Aynı günde tahliye edildi.

İstanbul Sözleşmesi varken uygulanmadı. 6284 sayılı kanun kağıt üzerinde kaldı. Kadına karşı şiddete sıfır tolerans sözleri unutuldu. Karşı tarafa takılan kelepçe ya arızalanıyor ya da failler kelepçeyi bilinçli bozuyorlar. Can güvenliğimiz bozuk cihazların insafına terk edildi.

Sistem ekonomik şiddette de yanımızda değil maalesef. Çalışansanız eğer bir SGK'nız varsa yardım talepleriniz reddediliyor ve yalnızlaştırılıyorsunuz. Yaşadığım dehşete rağmen tek kuruş nafaka ve tazminat almadım. Çocuğumla emekli maaşı ile yaşam mücadelesi veriyorum. Yaşadığımız travmalar cabası.

Benim çocuğumun travmalarına, imkansızlıklara rağmen iyileştirmek için mücadele ediyorum ama o dışarıda. Ben ölümü her an ensemde hissediyorum ve o cani dışarıda. Ekonomik enkazın altında adalet arıyorum, o yine dışarıda.

Biz öldükten sonra sesimiz duyulsun istemiyoruz. Bizleri hayattayken koruyun, sesimiz olun. Ölümün kıyısından dönmüş kadınların sesi neden duyulmuyor? Neden yaşam mücadelemize destek olunmuyor? Özge Bora, sesini ne zaman duyacaksınız? Sabiha İnce'yi ne zaman duyacaksınız?

Ben yavrumun annesiz kalmasını istemiyorum. Erkek adalet değil gerçek adalet istiyorum. Unutmayın; geç gelen adalet, adalet değildir.

Adaletsizliğin ortasında tek bir gerçeği haykırıyorum. Ben ölmek istemiyorum. Göstermelik kararlarınızla, yanlı kararlarınızla beni bu caniyle baş başa bıraktınız. Bu yüzden haykırıyorum. Ben ölmek istemiyorum.

Duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, sustuğunuz dillere inat haykırıyorum. Ben ölmek istemiyorum."

"Kırsalda yaşamak zor, çiftçi kadın olarak yaşamak daha zor"

Çiftçilik yapan Ayşe Kepenek şu ifadeleri kullandı; "Bozüyük Kozkayı Köyü’nde yaşıyorum. Doğma büyüme çiftçiyim. Meslekte dededen toruna denir. Ben bebekliğimden babaanneliğime kadar çiftçilik yaptım. 55 yaşımın 50 yaşını çiftçilikle geçirdim.

Arpa, buğday ektik; kuru tarımla uğraştık. Tarım işi çok ağır, çok zor. Üstü açık bir fabrika gibi. Güvenilmiyor, umduğun olmuyor. Üretip tüccarın önüne koyuyorsun, umduğun fiyat verilmiyor. Ama üretirken mazot fiyatını biz belirleyemiyoruz. Gübre fiyatını belirleyemiyoruz. Gübre fiyatımızı belirleyemiyoruz, mazot fiyatımızı belirleyemiyoruz. Ücretimizi, ürettiğimizin ücretini de belirleyemiyoruz. Bir kamyon buğday yolluyorsun, tüccarın önüne bir tabak buğday koyuyorsun. Tüccar ne verirse. Biri 13 lira 50 kuruş verdi, öbür tüccar 12 lira 80 kuruş verdi. Yahu bu çiftçiyle eğleniliyor mu? Bu millet markla, dolarla yaşarken; milyonlarla, milyarlarda yaşarken çiftçiye bu kadar mı değeri yok bu çiftçinin?

Kırsalda yaşamak zor. Çiftçi kadın olarak yaşamak daha zor. Benim 5 tane çocuğum var. Ben beşini de okuttum. Çiftçi olmasınlar diye okuttum.

Her yıl aynı fiyata buğday sattık 5 yıl üst üste. 50 liraya, 60 liraya buğday sattık. Aynı fiyata et sattık; 12,5 liraydı inek eti, 14,5 liraydı dana eti. Bunu da 4-5 yıl aynı fiyata sattık. Siz halkımıza soruyorum, acaba siz aynı fiyata kasaptan bir kilo et aldınız mı? Aynı fiyata fırından ekmek aldınız mı? Bunu soruyorum, ben başka bir şey sormuyorum.

Çiftçi bir kadının, tarımla uğraşan kırsalda yaşayan bir kadının izni yok, tatili yok. Günlük gelir bir şeyi yok, sigortası yok. Hiçbir sağlık mücadelesi yok, hiçbir kendini koruma bir şeyi yok. 24 saatimin 20 saatini ayakta geçirdim, banka borçlarından kurtulmadım. Her yıl bir parça arsa satıp borcumuzu ödüyoruz. Bu yıl altımızdaki arabaya kadar sattık.

Değerli Gazi Mustafa Kemal Atatürk Paşamızın dediği gibi: "Saban süngünün ucunda; saban süngüden, kılıçtan değerlidir." dedi. Niye sabana sahip çıkmıyoruz? Bu sabanın ucunu kaybettiriyorlar millete. Saban kılıçtan üstünse niye bu rezillik? Bu çiftçinin bu vatandaşa rezilliği bu kadar.

"Köylü milletin efendisidir." dendi, köylü milletin enayisi oldu. Yok 50 kuruş, yok 80 kuruş. Çiftçiyle eğlenir gibi rakam veriliyor. Daha bu ne olacak bu? Fiyatını siz kurun, çiftçinin hakkını koruyun. Ben bu kadar söylerim."

Kaynak: Eskisehir.net Haber Merkezi