Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Selma Güder, Eskişehir’de baraj doluluk oranlarının düşüş eğiliminde olduğunu belirterek kuraklık riskine karşı uyarılarda bulundu. Eskişehir.net’te canlı yayınlanan “20 Dakika” programında konuşan Güder, Şubat ayı itibarıyla baraj doluluk oranının yüzde 36 seviyesinde olduğunu ifade etti. Güder ayrıca Ortadoğu’da yaşanan savaşın da tarım maliyetlerini ve tedarik zincirini etkilediğini belirterek bu durumun çarşı ve pazardaki fiyatlara da yansıyabileceğini söyledi.

"Geçmiş yıllara göre yağış yüksek"

Baraj doluluk oranlarının son yıllarda giderek azaldığını söyleyen Güder, “Baraj doluluk oranımız şu an yüzde 36, Şubat ayı olarak değerlendirdiğimizde yüzde 33. 2025 yılı Şubat ayında yüzde 43’dü, 2024’te yüzde 51’di. Bakıldığında yavaş yavaş azalan bir eğri var. Kuraklığın şehrimiz için baraj doluluğu anlamında geldiğini söylüyor. Tarımda sürekli sağanak yağış değil uygun dönemlerde uygun miktarda ve uygun şiddette yağış olsun isteriz ki bitki yağışı büyüme dönemlerinde alsın ve onu gelişimi için kullansın. Geçmiş dönemlerde böyle bir yağış yok. Ocak ve Şubat aylarında gayet güzel yağış aldık. Uzun yıllar yağış ortalaması ve geçen yılki yağışlarımıza göre en yüksek yağış ortalamasını alıyoruz. Bu sevindirici ziraat mühendisleri ve çiftçimiz için. Çiftçimiz için en önemli olan şey dış faktörler çünkü kontrol edilemiyor. Mevcut tohumunu fidesini ekiyor bekliyor. Yağış olmayınca çiftçinin belini büküyor. Tablo şu an olumlu gidiyor ancak bizim istediğimiz tabii ki Mart, Nisan, Mayıs aylarında yağış olsun çok şiddetli olmasın. Çünkü sel yağışları bitkiye hububata zarar verebilir. Çiftçi yağışları hissetti toprak tam tavında. Hububat için geç ekimler başladı zirai donlardan sonra özellikle. Ekim sonunda bitti hububat. Toprağın nemliliği ideal” diye konuştu.

"Kar yağışını önemsiyoruz"

“Yağışların barajlara faydası oluyor yüzeysel olarak kar yağışını daha çok önemseriz” diyen Güder, “Anadolu’da bir söz vardır. Kar yağarsa o yıl bereket yılı varlık yılı olur derler bu sene Eskişehir içinde karı göremedik. Kar toprak üzerinde yorgan vazifesi görür ve yavaş yavaş erir toprak altındaki gözeneklere nüfus eder ve toprak doygunluk hisseder. Yağmur yağışı olursa belirli bir süre sonra o kurur ve burada buharlaşma da var” dedi.

"Yeraltı suyu 300 metrelere ulaştı"

Çiftçilerin ürün desenini değiştirmekte mecbur kaldığını söyleyen Güder, “Bakanlık zaten ürün planlama yaptı eğitim yaptı. Ziraat mühendisleri olarak her zaman yanlarındayız. Değiştirmek zorunda değiştirmezse kendisi kar edemeyecek hatta zarar edecek. Su sınırlı bir kaynak gittikçe azalan ivmeyle dünyaya ülkemize ve şehrimize düşüyor. Çiftçimizde mısır Ayçiçek pancar gibi suyu çok isteyen ürünleri ekerse sonrasında DSİ’de su veremeyecek. Bakanlıkta keza öyle. Hal böyle olunca Çiftçi mağdur kalacak. İstediği kadar suyu kanaldan da alamayacak yer altı suları da azalıyor. Eskişehir’de 45-50 metrelerde olan yer altı suları 300 metre bazı yerlerde 400 metrelere indi. Mesela Sivrihisar’da pancar çok yapılır arpa buğdaya kaymaya başladılar. Mısır, ayçiçek eken yerler çerezlik kabak, arpa, buğday, yulaf gibi ürünlere kaymaya başladılar. Bazıları memnun değil. Ancak yıllar içinde kendileri de anlayacaklar onlar çok para getiriyor ama şu an üretim planlaması içinde de kendileri yer alırsa bunun kendilerinin hayrına ve karına olduğunu düşünerek hareket etmelerinde fayda var” ifadelerini kullandı.

"Salma yönteminden vazgeçilmeli"

Tarımda kullanılan sulama yöntemlerini yeterli bulmadığını söyleyen Güder, “Ziraat mühendisleri olarak birincisi basınçlı sulama, ikincisi damlama yöntemiyle sulamadan bahsederiz. Basınçlı sulama içinde damla ve yağmurlama sulama var. Damla sulama fayda olarak randıman deriz biz ona, randıman olarak yüzde 80-90’lardadır. Yağmurlamada yüzde 70-80’lerde. Ülkemizde yağmurlama daha fazla. Damlama mevcut alanda bitkinin direk kök bölgesine sağlar suyu. Diğeri geniş alanda ürüne göre değişir yağmurlama sisteminde kullanılır. Diğeri de salma sulama aslında bizim hiç istemediğimiz vahşi sulama yöntemi var bundaki randıman daha düşük yüzde 50-60’larda bunda da maliyet çok düşük çünkü direk salma yöntemiyle tarlaya suyu veriyorsunuz. Salma sulama azaldı ama Eskişehir’de damlamayı hala salma şeklinde yapanlar var. Çiftçilerimizin salma yönetiminden vazgeçmesi çok kritik” diye konuştu.

"Destekler yetersiz"

Güder, “Devlet destekleri kuraklıkla mücadelede var ama yeterli olmadığını düşünüyorum. Çünkü ülkemiz öyle günlerden geçiyor ki iklimsel anlamda ve tarımsal girdiler anlamında. Özellikle kıraçtan ve kuraklık gibi don gibi etkilerde desteklerin daha da artırılması lazım. Özel olarak destekler yapılması lazım. Belki bunun için bir paket açıklanması lazım. Belli ürünlerde yeşil, kırmızı mercimek, hububatta kuraklığın belirli bir düzeye çıktığı anda paket var ancak ne kadar yeterli derseniz yaraya merhem olmaz. Daha sağlam şekilde yapılması lazım. Bir tarım ülkesiyiz ve en büyük aktör çiftçi” dedi.

"Vatandaş farkında olmalı"

Güder, “Kuraklık böyle devam ederse bizde İzmir gibi olabiliriz. Görünen köy kılavuz istemez derler. Önlemleri almalıyız. Bir yangın çıktığında oraya kovayla su götürmektense yangın çıkmadan önce neler yapabiliriz? Tarımımızı güçlendirmeliyiz. Bu anlamda da bizim tarımsal anlamda ve çiftçimiz için kuraklık her an içimizde. Vatandaşın bilmesi gerek bu ürün toprakta nasıl ekiliyor dikiliyor hangi emekle nasıl masrafla tabağına gelene kadar maalesef ki ülkemizde bu zincir çok uzun ve kırılgan. Buradaki emeği maliyeti bilmesi gerekiyor. Çiftçi hak ettiğini de alamıyor. Buğday çiftçisi ekiyor ama bunu kaça satacağını öngöremiyor. Önünü göremiyor. Şu anda olduğu gibi mazotta gübrede girdi maliyetlerinin dalgalanmasını halkta artık görüyor. Buna istinaden vatandaşın yediği yemeği içtiği suyu harcadığı ne olursa zaman dahil nasıl bir memleket olduğumuzu bilerek bunu hissederek tabağımıza gelen ürünü dökmeden biliyorsunuz dünyanın büyük bir kısmı açlıkla mücadele ediyor. Buna göre millet olarak hareket etmeliyiz. Vatandaşta bunu idrak ederek çiftçiye baksın. Tüm kurum ve kuruluşlarla bunu tarım politikası olarak görelim ve üzerimize düşeni yapalım” ifadelerini kullandı.

"Savaş gübre fiyatlarını yükseltti"

Ortadoğu’da yaşanan savaşın da tarım maliyetlerini etkilediğini belirten Güder, “Ortadoğu dünyanın en önemli doğalgaz ve petrol yataklarına sahip. Gübrede petrol ve doğalgazın yan ürünlerinden. Amonyak üre tarımda kullanılıyor. Bölgede meydana gelen savaştan dolayı aslında dünya etkileniyor gıda güvenliği etkileniyor. Orası bir şah damar. Alanlar içinde doğalgaz rezervlerinin bulunduğu yerler var ve gübrenin ham maddesi bu. Dünya gübre rezervlerinin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor. O bölge üre açısından 34ünü sağlıyor. Oradaki kükürt gübrenin içinde olan, Eskişehir çiftçisi DAP, MAP dediğimiz taban gübresi kullanıyor onun ham maddesi işte kükürt. Gübre fiyatları son 15 gün içinde Yüzde 30’larda yükseldi. Hürmüz boğazımız var. Gemiler oradan geçerek ülkemize de geliyor. Şu an 14 gemi bekliyor. O gemilerin taşıdığı ürünler bize de gelecek. Çarşıda pazarda fiyatlar yükselecek. Tarımsal anlamda ne kadar kendimiz yetiştirebilirsek gıda güvenliğinden o kadar emin oluruz. Hürmüz boğazından geçecek o gemiyi beklemeyiz. Gıda güvenliği de pandemiden sonra çok önemli hale geldi. İlgili bütün bakanlıklar TMO birlikte hareket etmesi ok kıymetli. Aksi takdirde üstünden gelemeyiz” dedi.

Kaynak: Seren Çatalçam