6 Şubat depreminin üçüncü yılında, deprem sonrası Antakya’dan Eskişehir’e yerleşen Ayten Cömert, deprem gecesini ve öncesini anlattı. 1974 yılında Antakya’da doğan Cömert, 40 yaşında resim yapmaya başladığını, deprem sırasında ise sergisine hazırlandığını söyledi. “Sergiye hazırlanıyordum, elimde fırça vardı. Evde çalışıyordum, kahve içiyordum. Oğlanlar uyanıktı, ‘Anne ayakta mısın?’ dediler. ‘İçimde garip bir şey var, resim yapacağım’ dedim. Saat 04.17’de yakalandık” diyen Cömert, yaşadığı sitenin dört bloktan oluştuğunu belirtti. “Sadece bizim blok yıkılmadı, diğer üç blok enkaz oldu. Bütün mahalle yerle bir oldu. Çevremizin yüzde 80’i öldü” ifadelerini kullanan Cömert, deprem anında çocukları ve eşiyle masanın altında üçgen oluşturduklarını anlattı. “Bitmiyordu, durmuyordu. ‘Allah’ım enkaz altında kalmayalım’ dedim, sonra ‘bitmiyorsa bizi öldür’ dedim. Çünkü enkazda kalmak daha kötüydü” diye konuştu.

“O gün hava sanki delirmişti”
Depremin ardından yaşanan kaosu anlatan Cömert, yalnızca sarsıntının değil hava koşullarının da kötü olduğunu söyledi. “O gün hava sanki delirmişti. Güneş enerjileri koptu, depolar düştü. Depremden kurtulan birçok insan, çatılardan düşen betonlardan öldü.” diyen Cömert, gece boyunca çığlıklar içinde kaldıklarını ifade etti. Eskişehir’e geliş sürecinin kendi tercihleri olmadığını belirten Cömert, üniversite mezunu olan oğlunun hocası sayesinde kısa sürede kente getirildiklerini anlattı. “Hocası oğluma ulaştı, ‘aileni aldırabilir miyiz’ dedi. 4-5 gün içinde Eskişehir’e geldik. Burada kriz masası kuruldu, herkes yardımcı oldu. Bizi tanımadan bağırlarına bastılar” dedi. İlk dönem ciddi korkular yaşadığını belirten Cömert, “İlk geldiğimizde otelde kaldık. Otelde bile sanıyorduk. Evde sandalyeye oturuyorsun, sallanıyor gibi geliyor. Ama yaşamak zorundayız, ayak uydurmazsak kafayı yeriz. Yoksa bizim yaşadığımız şeyler kolay şeyler değil. Zaten şimdi videolara baktığımda "Allah'ım" diyorum "nasıl böyle ayakta kalabilmişiz?". Yani böyle normal bir olay gibi, o an belki şoktaydık yani şokta olabiliriz. Çünkü şimdi o videolara bakınca inanılmaz şeyler yaşamışız. Büyük hüzün, tüm çevre öldü. Çevremizin %80'i öldü düşünün, herkes enkaz altında bağırıyor "kurtarın" falan diye. Yani kolay bir şey değil bu.
Antakya'mızı kaybettik. Hatay-Antakya bizim için kırmızı çizgimizdi. Orada çocukluğumuz, gençliğimiz, her şeyimiz bitti, hayallerimiz gitti bir buçuk dakikada. Hiç eskiye ait bir şey yok artık. Ne benim doğup büyüdüğüm ev, ne yaşadığım ev, ne çocuklarımın okulu, ne benim okulum... Hepsi gitti” ifadelerini kullandı.
“Bir buçuk dakikada her şey bitti. Zengin de fakir de aynı oldu”
Resmin kendisi için bir tutunma biçimi olduğunu vurgulayan Cömert, Antakya’daki sergilerinden kalan birçok tablonun enkaz altından çıkarıldığını söyledi. “Yağmur yemiş, yırtılmış, delinmiş tablolarım var. Bunlar yaralı depremzedeler gibi” diyen Cömert, deprem temalı eserlerinden birinin Maraş’ta hayatını kaybeden kızının elini bırakmayan bir babayı anlattığını belirtti. “Kimse satın almak istemedi, çok üzülüyorlardı. Kalsın, satılmasa da bende dursun istedim” dedi. Sergilerden elde edilen geliri depremzede kız öğrencilere burs olarak bağışladığını ifade eden Cömert, “Amacım para değil. Bir buçuk dakikada her şey bitti. Zengin de fakir de aynı oldu. Ben resim yaparak deprem bölgesinden gelen kız çocuklarına ve tüm kız çocuklarına destek olmak istiyorum oluyorum da. Deprem anında elimde fırça vardı; belki de beni hayatta tutan oydu” diye konuştu.





