Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası, yaklaşan seçimler öncesi hareketli bir sürece girerken mevcut başkan ve aynı zamanda başkan adayı Bahar Bilen, mesleki birikimini anlattı. Uzun yıllar bu sektörün içinde olan Bilen, odanın mevcut sorunlarını ve çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Bahar Bilen, konuyla ilgili sorularımıza şu şekilde yanıt verdi:

1- Bahar Bilen Kimdir?

Ben Bahar Bilen. 1989 yılında Bulgaristan’dan yaşanan zorunlu göç sürecinde Türkiye’ye geldik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sığındık ve Eskişehir’e yerleştik. O tarihten bu yana Eskişehir’de yaşamımı sürdürüyorum. Çekirdek ailemle birlikte Eskişehir’de ikamet ediyorum. Evliyim, iki oğlum var. 1989 yılından itibaren de Eskişehir’de ticaretle uğraşıyorum.”

2-Kaç yıldır bu sektörde hizmet veriyorsunuz?

“Hizmet sektöründe faaliyet gösteriyorum. Aynı zamanda çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif görevlerim bulunuyor. Rumeli İşadamları Derneği ve Balkan Göçmenleri Derneği başta olmak üzere farklı yardımlaşma dernekleriyle çalışmalar yürütüyorum. 2014 yılında Eskişehir Lokantacılar Odası yönetimine aday olduk ve rahmetli Abdullah Karakuş’un başkanlığındaki yönetimle birlikte seçildik. Bu sürecin ardından Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Denetim Kurulu üyeliğine seçildim. Federasyonlar arasında başkanı olmadan bu göreve gelen tek üye olmam, bizim için ayrı bir gurur kaynağı oldu. 2018 yılında Eskişehir Lokantacılar Odası Başkanlığına aday oldum ve ekip arkadaşlarımla birlikte seçildik. 2022 yılında ise karşımıza aday çıkmadı. O tarihten bu yana sektöre hizmet etmeye devam ediyorum. Hâlihazırda Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Genel Başkan Vekiliyim. Bu görevle birlikte yiyecek-içecek sektöründe Türkiye genelinde ikinci sırada yer alıyorum. Ayrıca Ulusal Beslenme Konseyi üyeliğim bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı 12. Kalkınma Planı kapsamında oluşturulan üç ayrı iktisat komisyonunda görev alıyorum. Üniversitelerde danışmanlıklarım da sürüyor. Tüm bu görevlerle sektöre katkı sunmaya devam ediyoruz.”

3- Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası’nın bugünkü konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mevcut sorunlar nelerdir?

“Çok zor bir süreçten geçiyoruz. Yaşadığımız sıkıntılar sadece bugüne ait değil. 2018 yılındaki ekonomik krizlerle başlayan süreç, pandemiyle birlikte sektörümüz açısından bambaşka bir boyuta taşındı. Pandemi, dünya genelinde olduğu gibi yiyecek-içecek sektöründe de ciddi bir kırılma yarattı. Bu dönemde birçok işletme kapandı, daralmalar yaşandı, pek çok kişi sektörü bırakmak zorunda kaldı ve farklı alanlara yöneldi. Ardından yaşadığımız ve ‘asrın felaketi’ olarak nitelendirilen deprem, Türkiye ekonomisini derinden etkiledi. Bu tablo, sektörümüz üzerindeki yükü daha da artırdı. Bugün gelinen noktada, ekonomik daralma özellikle KOBİ’leri ciddi şekilde zorluyor. Sektörümüzde küçülmeler yaşanırken, büyük sermayeli yapılar ve güçlü aktörler daha belirgin hâle geliyor. Bu durum, küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından sürdürülebilirliği her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Ülke genelinde ciddi bir hareketlilik ve büyük göçler söz konusu. Buna bağlı olarak son dönemde kontrolsüz bir çoğalma yaşanıyor. Özellikle sektörümüzde plansız ve denetimsiz açılışlar dikkat çekiyor. Bu durum, mevcut işletmeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Kontrolsüz çoğalmanın önüne geçilmemesi hâlinde sektörün daha da zorlanacağı görülüyor. 2025 yılına gelindiğinde ortaya çıkan tablo, plansız büyümenin hem ekonomik hem de yapısal sorunları derinleştirdiğini açıkça gösteriyor.
2025 yılı verilerine baktığımızda tablo oldukça çarpıcı. Odamıza kayıtlı yaklaşık 240 işletme faaliyetini sonlandırırken, buna karşılık 420 yeni işletme açıldı. Bu da neredeyse yüzde yüze yakın bir artış anlamına geliyor. Ancak burada büyüyen şey pazar değil. Pasta aynı, hatta her geçen gün küçülüyor. Önceden bu pastayı 200 işletme paylaşıyordu, bugün 400’ün üzerinde işletme paylaşmaya çalışıyor. Bu durum sektörde ciddi gerilimlere yol açıyor. Rekabet, sağlıklı bir zeminden çıkmış durumda. Eğer bu kontrolsüz artış bu şekilde devam ederse, önümüzdeki bir buçuk iki yıl içinde sektörün kendi kendini kilitlediği bir tabloyla karşı karşıya kalabiliriz. Bu da sürdürülebilir değil. Bu noktada yasal düzenlemelerin devreye girmesi gerekiyor. Kontrolsüz ve liyakatsiz büyüme, sektörü haksız rekabete sürüklüyor. Haksız rekabet ise kayıt dışılığı, merdiven altı üretimi ve son dönemde sıkça karşılaştığımız gıda güvenliği sorunlarını beraberinde getiriyor. Bunlar hem sektör hem de toplum sağlığı açısından ciddi riskler oluşturuyor. Anayasa’nın 173’üncü maddesi, devletin esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirler almasını öngörüyor. Ancak bu maddenin uygulama alanı ve sınırları net değil. Pandemi sürecinde bunun eksikliğini açıkça yaşadık. Bazı sektörlerde olduğu gibi, yiyecek-içecek sektörünün de belirli kurallar çerçevesinde koruma altına alınması gerekiyor. Aynı alanda faaliyet gösteren işletmeler için nüfusa dayalı planlama yapılmalı, mesafe ve yoğunluk kriterleri getirilmeli. Devletin ürün standardı oluşturması ve denetimleri bu çerçevede artırması büyük önem taşıyor. Ayrıca işletme açacak girişimcilerin, temel maliyet hesabı yapabilme, hijyen, saklama koşulları ve gıda güvenliği gibi konularda eğitim almadan sektöre girmemesi gerekiyor. Yiyecek-içecek sektörü son derece kıymetli bir alan. Rastgele ve plansız biçimde büyümeye bırakılabilecek bir sektör değil. Bu alanda hizmet verenler, doğrudan insan sağlığıyla temas ediyor. Bu nedenle devletin sektörü daha güçlü şekilde koruma altına alması gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum.”

4- Bugüne kadar camiaya nasıl katkılarınız oldu?

“Federasyon yönetiminde bugün üçüncü dönemimi yaşıyorum. Türkiye genelinde 104 odamız, 100 binin üzerinde işletmemiz bulunuyor. Aileleriyle birlikte değerlendirildiğinde, doğrudan temas ettiğimiz kitle 10 milyonun üzerinde. Bu yönüyle yiyecek-içecek sektörü, Türkiye ekonomisinin en büyük döngülerinden birini temsil ediyor. Federasyon nezdinde önemli çalışmalara katkı sunuyoruz. Ulusal Beslenme Konseyi’nde alınan kararlarda aktif rol alıyoruz. Cumhurbaşkanlığı 12’nci Kalkınma Planı kapsamında oluşturulan komisyonlarda da sektörün görüşlerini dile getiriyoruz. Akademik alanda da üniversitelerle iç içe çalışıyoruz. Anadolu Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Aşçılık Bölümü ile Turizm Fakültesi bünyesindeki Aşçılık ve Mutfak Sanatları bölümlerinde öğrenciler ve akademisyenlerle sürekli temas hâlindeyiz. Aynı şekilde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mutfak Sanatları Bölümü’nde de danışmanlık ve sektör-üniversite iş birliği kapsamında çalışmalar yürütüyoruz. Bu alanlarda özellikle sektörün işleyişi ve liyakat konusu üzerine yoğun bir fikir alışverişimiz var. Yerel yönetimler, valilik, belediyeler ve sağlık müdürlükleriyle birlikte özellikle insan sağlığına yönelik projelerde yer alıyoruz. Şeker ve tuz ve un kullanımının azaltılması gibi konularda işletmelerle ortak çalışmalar yürütüyoruz. Bunun yanında, odaya yeni kayıt yaptıran üyelerimize rehberlik ediyor, yönlendirme ve danışmanlık desteği sağlıyoruz. Ancak sistemsel bazı sorunlarla da mücadele ediyoruz. Bugün işletme açılış süreci vergi dairesinden başlıyor. Oysa bu sürecin ilk adımı belediyeler, itfaiye ve yerel yönetimler olmalı. Binanın fiziki koşulları, baca, havalandırma, yangın çıkışı gibi unsurlar en başta değerlendirilmeden yapılan yatırımlar, daha sonra ciddi mağduriyetlere yol açıyor. Kat maliklerinden izin alınamaması gibi nedenlerle birçok girişimci büyük maddi kayıplar yaşayabiliyor. Bu sorunların çözümü için üyelerimizle sürekli iletişim hâlindeyiz. Sosyal medya ağlarımız ve iletişim gruplarımız üzerinden birebir temas kuruyor, sahadan gelen sorunları yakından takip ediyoruz. Bu bir ekip işi. Yönetim kurulumuz ve çalışma arkadaşlarımızla birlikte hem üyelerimizi bilgilendiriyor hem de sektördeki yapısal sorunlara çözüm üretmeye çalışıyoruz.”

5-Sizi diğer adaydan ayıran en temel özellik nedir?

“Diğer adayla aramızdaki temel farkı dürüstlük ve yönetim anlayışı olarak ifade edebilirim. Söz konusu aday daha önce odamız bünyesinde görev yapmıştı. Yönetim kurulumuzun aldığı karar doğrultusunda, iki yıl önce görevine son verildi. Bu karar, o dönem tespit edilen bazı usulsüzlük iddiaları ve kurum içi değerlendirmeler sonucunda alınmıştır. Görev süresi boyunca kendisine sahada üyelerimizle birebir ilgilenme, sorunları dinleme ve tahsilat süreçlerini yürütme sorumluluğu verilmişti. Ancak zaman içinde farklı unvanlar kullandığı ve kendisini farklı sıfatlarla tanıttığı yönünde geri bildirimler almaya başladık. Bu durum saha çalışmalarında da üyelerimiz tarafından dile getirildi. Söz konusu kişi daha sonra ayrı bir dernek çatısı altında adaylığını açıkladı. Elbette bu bir seçim sürecidir. Sandık vardır ve son sözü üyelerimiz söyleyecektir. Bizim için önemli olan; şeffaflık, kurumsal duruş ve bugüne kadar sektöre kazandırdıklarımızdır. Üyelerimizin bu tabloyu en doğru şekilde değerlendireceğine inanıyoruz.”

6- Projeleriniz ve vaatleriniz nelerdir?

“Biz her zaman bunun bir ekip işi olduğunu söylüyoruz. Yürüttüğümüz tüm projelerin temelinde de meslektaşlarımızın konfor alanını genişletmek, iş yapma koşullarını rahatlatmak ve taleplerine karşılık verebilmek var. Odaların yetkileri sınırlı. Bunu hepimiz biliyoruz. Ancak yetkimiz sınırlı diye sorumluluğumuzun da sınırlı olduğunu düşünmüyoruz. Bu nedenle çoğu zaman kişisel ilişkilerimizi, diyalog kanallarımızı devreye sokuyoruz. Yerel yönetimlerle, kamu kurumlarıyla birebir görüşmeler yaparak üyelerimizin sorunlarını çözmeye, işlerini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Sahada karşılaşılan pek çok mesele bu diyaloglarla aşılabiliyor. Önümüzdeki döneme ilişkin önemli projelerimizden biri de tanzim ve tedarik kooperatifi kurulması. Amacımız; ürünün tarladan doğrudan işletmeciye ulaşmasını sağlamak. Böylece hem maliyetleri düşürmek hem de aracı yükünü azaltmak istiyoruz. Bu noktada devletten beklentilerimiz var. Sektörümüz; stok sorunu, KDV yükü, POS komisyonları, online satış platformlarıyla yaşanan sıkıntılar gibi birçok başlıkta ciddi sorunlarla mücadele ediyor. Bizim birinci görevimiz de bu sorunları ilgili mercilere taşımak ve takibini yapmak. Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere hükümet yetkilileriyle bu konuları birebir görüşüyor, çözüm için sürekli temas hâlinde oluyoruz. Bunun yanı sıra üyelerimiz için sigorta, baca sistemleri, sağlık hizmetleri gibi alanlarda indirimli ve avantajlı anlaşmalarımız sürüyor. Bu çalışmalar önümüzdeki dönemde de artarak devam edecek. Özetle; istişareyi, diyaloğu ve birlikte hareket etmeyi esas alan bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz. Meslektaşlarımızla omuz omuza, ne gerekiyorsa yaparak bu süreci birlikte yürütmeyi sürdüreceğiz.”

7- Kamuoyuna ve meslektaşlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

“Zor bir süreçten geçiyoruz ancak bu süreci hep birlikte aşacağımıza inanıyoruz. Moral bozmadan, karamsarlığa kapılmadan yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Önümüzdeki dönemde ekonomik koşulların iyileşeceğine inanıyoruz. Sesimizi duyurmaya, sorunlarımızı anlatmaya ve çözüm üretmeye devam edeceğiz. Hedefimiz; sektöre disiplin kazandırmak, planlı ve sağlıklı bir yapıyla ilerlemek ve meslektaşlarımızın emeklerinin karşılığını almasını sağlamak. Çünkü bu sektörün ayakta kalması, binlerce işletmenin ve milyonlarca insanın geleceği demek. Bu vesileyle tüm meslektaşlarıma sağlık, huzur ve bereketli kazançlar diliyorum. Sağlık her şeyin başında geliyor. Sağlık olduktan sonra her zorluğun aşılabileceğine inanıyorum.”

Kaynak: Resul Umut Budak