Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı iş birliğinde düzenlenen “Zülfü Livaneli Tarafından Anadolu Hümanizmi” söyleşisi düzenlendi.

Söyleşiye Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ufuk Uysal, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz ve birçok Eskişehirli katıldı.

Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ufuk Uysal ve Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce söyleşinin açılış konuşmasını yaptı.

Açılış konuşmalarından sonra Zülfü Livaneli Eskişehirliler ile buluştu.

"Alevi Bektaşi düşüncesini dünyaya tanıtabilmek için çok çaba harcadım"

Livaneli konuşmasında şu ifadelere yer verdi,

“Dostlar, canlar hepiniz hoş geldiniz. Sizlerle birlikte olmak benim için bir mutluluktur çünkü bu bir frekans meselesi, karşılıklı hissetme meselesi ve bu salona girdiğim andan itibaren gösterdiğiniz sevgi ve şu doluluk zaten emin olduğum bir şekilde Türkiye'de benim çabalarımı en iyi anlayan, en iyi sahip çıkan, yalnız şimdi değil 50 yıldan beri bana da sahip çıkan kesimin siz canlar olduğunu bir kere daha gösterdi bana. Teşekkür ederim.

Alevi düşüncesine, Alevi Bektaşi düşüncesini dünyaya tanıtabilmek ve katkılarda bulunabilmek için Türkiye'ye de tanıtabilmek için çok çaba harcadım. Bunlardan teorik çalışmalar yaptım. Bir tanesi 1999 yılında Amerika'nın prestijli üniversitesi Princeton'da bir konferans verdim Anadolu hümanizmi bu konuda. Anadolu'da bir ortak Anadolu İslam'ında bir ortak yaşam deneyimi adı altında verdim. Ertesi yıl 2000'de de Harvard Üniversitesinde verdim bunu. Çünkü o zamanlar şimdi biraz biliniyor da Alevi kesimi bilinemiyordu. Alevilik nedir, nasıl bir anlayışa sahiptir Batı'da çok fazla bilinmiyordu. Ben de hep diyordum ki hem UNESCO elçiliğim zamanında hem diğer gittiğim her yerde; ya İslam dünyasında ilişki kurabileceğiniz tek kesim Alevi kesimidir.

Çünkü anlatıyordum onlara cana saygı, cana saygı duyan en büyük gelenek, en büyük kültür bizim ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde. Yani İslam diyorum çünkü bizi öyle bir kategoriyle tabii ki İslam ülkeleri kategorisinde düşünüyor fakat bunun içindekini bilmiyor. Ayırımları, akımları falan bilmiyor. Dolayısıyla gittiler işte görüyorsunuz kimlerle beraber oldular. Bayağı kafa kesen adamlarla beraber oldular. Oysa bir de cana saygı göstermek, bu cana saygı da sadece insan canına da değil, bütün canlılara saygı göstermek geleneği var biliyorsunuz.

"İnsana yakışan savaş değildir"

Pir Sultan Abdal öküze bile şiir yazmış; "Hoşça tut öküzü, iğrenç eller hoşça tut öküzü" diye. "Koşumdan koşuma gözünden öpün" falan bu nasıl bir gelenektir? Yani böyle bir hayvana saygı, insana saygı, ağaca, kurda, kuşa saygı, güneşe saygı. Bütün bunlar bir araya geldiği zaman Çorum'da bir ceme katılmıştım. Orada bir tabii lokma, kurban kesilecekti. Kınalamışlar bir kurban getirdiler dedenin önüne. Dede bir ayağını tuttular, bir ayağını şöyle tuttular onu. Süslemişler kurdeleler falan var ve dede ona saz çaldı ve dedi ki: "Kusura bakma yani seni kurban edeceğiz ama bu cemaat için işte böyle olacak" falan. Özür diledi kurbanlıktan. Şimdi bu nasıl bir gelenektir yani?

Ben de hayatını barışa adamış bir insan olarak sadece Alevi meselesinde değil, bildiğiniz gibi tabii Rum'du, Türk'tü, Yunan'dı, Kürt'tü, Ermeni'ydi bizi oluşturan bütün halklar arasında hem bireysel anlamda hem toplumsal anlamda barışı özleyen... Çünkü bir insan olarak çalıştım insana yakışan şey barıştır. İnsana yakışan savaş değildir. Kitleler halinde birbirini yok etmek bir çılgınlıktır ve bu yüzden de Alevi kesiminin duyduğu coşkuları yüreğimde duydum. Alevi bir aileden gelmememe rağmen benim seçtiğim yoldur Alevilik; seçmiş olduğum yani bilinçle seçtiğim. Ama ondan önce bilinçsiz olarak da seçtim.”

Kaynak: Eskisehir.net Haber Merkezi