Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi bünyesinde 7 yıl önce kurulan teknik kolejin temel motivasyonunun sanayinin ihtiyaçları olduğunu belirten Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve EOSB Teknik Koleji Kurucu Temsilcisi Metin Saraç, 2019 yılında 100 öğrenciyle başlayan sürecin bugün güçlü bir modele dönüştüğünü ifade etti. Eskişehir Net’te yayınlanan “20 Dakika” programında konuşan Saraç, Türkiye’de meslek liselerinin sanayi için vazgeçilmez olduğuna dikkat çekerek, rekabetçi üretim için eğitimli insan kaynağının şart olduğunu vurguladı.

Nitelikli eleman ihtiyacıyla doğdu
Saraç, “Sanayiciler olarak biz nitelikli insan kaynağına ulaşmakta oldukça zorlandık. Kafa yorduk neler yapabiliriz diye. En sonunda bu işi kendimizin çözmesi gerektiğine inandık. Yönetim kurulumuzun kararı, genel kurulumuzun desteğiyle bu okulu 2019 yılında devreye aldık. İlk açtığımızda 100 öğrenciyle başladık. Şu anda ESPEM kullanıyor okulu. Orada bir prova yaptık; nelerimiz eksik, nelerin yetiyor, nelere ihtiyacımız var diye. Bir sene orada 100 öğrenciyle devam ettik. Daha sonrasında şu anda içinde bulunduğumuz okulu 2020 yılında devreye soktuk eğitim hayatına, burada devam ettik. Ve kısaca özetle tamamen ihtiyaçtan doğan bir hareketti okul açma ihtiyacı” diye konuştu.

Meslek liseleri olmazsa olmaz
“Aslında Eskişehir ve Türkiye sanayisi için meslek liseleri olmazsa olmazlardan bir tanesi” diyen Saraç, “Dünyayla rekabet ediyorsunuz. Dünyaya ürünlerinizi satıyorsunuz. Gerek kalite, gerek verim için nitelikli insan kaynağına ihtiyacınız var. Siz bugün Ar-Ge yapsanız da inovasyon yapsanız da mutlaka bunu nitelikli insan kaynağıyla yapmak zorundasınız. İşi bilen, işi doğru yöneten insanlarla yapmak zorundasınız. Dolayısıyla eğitim burada çok önemli bir yer alıyor ve özellikle meslek liseleri bu anlamda ciddi bir rüzgar estiriyor. Eğer yapılırsa tabii. Yapılmazsa bu rüzgarı karşımıza alıyoruz, yaptığımız zaman rüzgar arkamızdan esiyor ve bizi bir yerlere götürüyor. Sanayide de meslek lisesi olmadan bir ayak kırık noktada kalır ve biz verimli üretim, inovasyon, Ar-Ge ve dolayısıyla rekabetçi olarak dünyayla mücadele edemeyiz” dedi.

Önce iyi insan, sonra iyi meslek
Saraç, “Meslek liseleri son zamanlarda tabii dikkat çekmeye başladı. Bizim okul da bu dikkat çekmede önemli bir faktör oldu. Yani iyi bir pilot uygulama oldu, başarılı bir örnek oldu. Mevcut liselerde biz müfredatı sanayiyle bağdaştıramadık. Sanayinin gerisinde kaldı, yani bizim ihtiyaçlarımıza cevap veremedi. Bu okulu dizayn ederken buna çok önem verdik. Nasıl? Buradaki alınan, kullanılan makinalar EOSB'ye ait, müfredat talim terbiyeye ait, Milli Eğitim Bakanlığı’na ait; kendimizce belli seçeneklerle güncel hale getiriyoruz ve ilave derslerle oradaki aradaki boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Fark olarak tabii biz burada bir, bu işi akademik boyutta anlatan öğretmenlerimiz var; kendi konularında uzman Türkçe, Matematik, Biyoloji, Edebiyat gibi. Bir de mesleki alanda iyi hocalarımız var. Bu yetmiyor; biz birer tane de her bölümümüzde -ben iş mutfağın aşçısı olarak görüyorum onları- piyasada çok ciddi tecrübelerle çalışmış, 15 yıl 20 yıl, emekli olmuş, bu tecrübeleri burada öğrencilere aktaran teknisyenlerimiz var. Her atölyenin bir sahibi var. Dolayısıyla bunlar piyasayı da biliyorlar, piyasadaki ihtiyaçları da biliyorlar, iş hayatını da biliyorlar. Öğretmenlerimizle birlikte bu arkadaşlarımız buradaki öğrencilerimize tam anlamıyla bir eğitim vermeye çalışıyor. Türkiye’de eğitim hayatında şöyle bir şey var, biliyorsunuz eğitim ve öğretim olarak geçer. Biz çocuklara öğretiyoruz ama eğitim ayağı hep boş kalıyor. Ne demek bu? Ben şuna inananlardanım; iyi bir insan olmadıktan sonra iyi bir mühendis olmaz, iyi bir teknisyen olmaz, iyi bir doktor olmaz. Dolayısıyla biz eğitim hayatımızda bunu çok önceliyoruz. Yani burada temel mottomuz; %50 okulda iyi insan olarak yetişmesini sağlamak %50'de akademik ve mesleki eğitimlerini doğru yapmalarını sağlamak" ifadelerini kullandı.

Model Türkiye’ye örnek oldu
Sanayiyle iç içe bir model uygulandığını söyleyen Saraç, “Biz aslında yine öncülerden bir tanesiyiz. Normalde Milli Eğitim müfredatı çocuklarımızın meslek liselerinin 12. sınıfta staj yapma zorunluluğu getiriyor haftanın 3 günü iş yerlerinde. Biz yaklaşık 2-3 sene önce, sağ olsun Valiliğimizin desteğiyle bir özel izin aldık ama risk aldık onu da söyleyeyim. Milli Eğitim Bakanlığımıza da söyledik; riskli ama yapabilirsiniz dediler. Kanunen uygun değil. Biz 11. sınıflardan başladık eğitime. Yani biz şunu istedik; dedik ki çocuklarımız 11. sınıfta haftanın 2 günü iş yerinde olsun, 3 günü okulda olsun; 12. sınıfa geldikleri zaman haftanın 3 günü iş yerinde, 2 günü okulda olsun. Dolayısıyla bu arkadaşımız iki sene boyunca sanayinin içinde olsun. Mezun olduğunda zaten o iş yeri onu sevecek, o iş yerini sevecek, dolayısıyla daha okulu bitmeden işi de hazır olmuş olacak. Bu sistem iyi bir model oldu. Sonra Milli Eğitim Bakanlığı geçen sene bunu tercihe bıraktı; isteyen okullar bunu yapabilir, isteyen okullar yapmayabilir diye. Ama kanunun çıkış noktası biz olduk” diye konuştu.

Ücretsiz ama kolej niteliğinde
Saraç, “Devletimizin tabii burada teşvikleri var bize. Aşağı yukarı bizim maliyetimizin %50’sini devlet karşılıyor, %55’ini hatta. Bir miktar okul döner sermayesi karşılıyor ama geri kalan tamamını Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü karşılıyor. Çünkü bizim bölge olarak da sanayicilere hizmet etme yükümlülüğümüz var. Şu anda sanayicilerimizin yukarıda da bahsettiğim gibi en kritik ihtiyaçlarından bir tanesi nitelikli eğitim kaynağı. Dolayısıyla biz de bu devlet ve sanayi desteğiyle bu okulu yönetmeye çalışıyoruz. Peki hangi olanaklarımız var? Biz yemeklerini öğrencilerimizin biz veriyoruz. Servisleri aileler karşılıyorlar. Onun haricinde başka da bir para harcamıyorlar. Dolayısıyla böyle kolej niteliğinde ama para alınmayan bir okul burası” dedi.
%100’e yakın istihdam başarısı
Saraç, “Öğrenciler %100 avantajlı gruptalar. Tamamı mezun olduktan sonra %100 işe yerleştiriliyor. Şöyle bir örnek vereyim: Bizim mezunlarımızın %8’i kadar hizmet sektörüne kayıyor. Bunu çok istemiyoruz aslında çünkü biz burada mesleki eğitim verirken işte gidip hizmet sektöründe çalışması çok aslında hoşumuza giden bir oran değil ama çok yüksek bir oran değil. Biz %60-%65 hedefliyorduk sanayiye öğrencinin gitmesini. Şu anda bu %8 oraya ayrıldı, %10 da yine üniversiteye gidiyorlar kendi bölümleriyle iki yıllıkları özellikle tercih ediliyor. Bu da bir kayıp değil çünkü orada da yine meslekiyle ilgili bir şey yapıyorlar. Dolayısıyla ben %82’yi bir başarı olarak görüyorum. Çünkü o çocuklarımız da tekrar iki yıllıkları bitirdikten sonra gidip sanayide çalışmaya devam ediyorlar. Çok şanslılar çünkü işleri hemen hemen hazır. Ve okulumuzun şu anda bir sistematiği var; iş bulamayan öğrencilerimiz mutlaka okula başvururlarsa okulumuz onları mutlaka işe yerleştiriyor. Onlar yapamazsa bize söylüyorlar, biz yerleştiriyoruz ama hiçbir mezunumuzu kendi istemediği sürece işsiz bırakmıyoruz” ifadelerini kullandı.

390 öğrenci alıyoruz
Temmuz ayında ön kayıtların olduğunu söyleyen Saraç, “LGS sınavları açıklandıktan sonra hemen ön kayıtlara başlıyoruz. Sistem şöyle çalışıyor: Örnek veriyorum, 450 ile 500 puan arasını alana arka tarafta onlar, arkadaşlarımız ön kayıt yaparken orada sorular soruluyor, cevap veriyorlar onlar o sorulara. Mesela diyor ki siz başvurdunuz, ön kayıtta size bir soru geldi: ‘LGS puanınız kaç?’ Siz ‘470’ dediğiniz zaman arka planda bir model çalışıyor. Ona 30 puan atıyor. ‘Diploma puanınız kaç?’ Onun karşılığında bir puan var. ‘Aileniz OSB'de mi çalışıyor?’ Bunun bir puanı var. ‘Spor yapıyor musunuz ve belgelendiriyor musunuz?’ Bunun bir puanı var gibi bir sürü şeylerle, çarpanlarla çarpılıp bir sıralama yapılıyor. Ona göre de bölümlerimiz; endüstriyel otomasyon var, elektrik var, makine var, plastik var, metal var. Bu sıralamaya göre bölümlere atama yapılıyor. Öğrencilerimiz bilgilendiriliyor ve bu yetmiyor; bu sıralamayı geçen öğrenciler mülakata alınıyor. Mülakatta da çocuğumuzun yeteneklerine bakılıyor, isteğine bakılıyor, okulu nasıl gördüğüne bakılıyor, mesleğe nasıl yatkınlığı var mı onlara bakılıyor. Bunlar eğer olumluysa da ‘Okula gelin kayıt yaptırın’ diyoruz ve kayıt başlıyor. Yaklaşık biz 390 öğrenci alıyoruz, 1200-1350 arası başvuru geliyor ve ciddi bir başvuru var. Şu anda okulda memnuniyet anketleri yapıyoruz biz senede 3-4 defa çalışanlarımız için; hem öğretmenlerimiz için hem öğrencilerimiz için. Çok şükür %90’ın altına düşmüyor memnuniyet. Çocuklarımız çok büyük oranda memnun. Dolayısıyla onlar memnun olunca bir de sahadaki dönüşleri çok önemli bizler için. Biz de sanayicilerimizle konuşuyoruz sık sık öğrencilerimizin bulunduğu yerlerde; çok takdir alıyorlar. Yani bakış açılarının çok farklı olduğunu, özgüvenli olduklarını söylüyorlar. Bu da dolayısıyla bizi mutlu ediyor. Ama yine söylediğim gibi bizim burada bir hedefimiz var; önce iyi bir insan yetiştirmek, sonra iyi bir meslek sahibi olmalarını sağlamak. Konu bu olunca da içeride farklı faaliyetlerimiz var. 40’ın üstünde kulüp var; teknoloji kulübü olsun, sanat, spor, müzik... Çocuklarımızı özgüvenli yetiştirmeye çalışıyoruz. Düşünen, araştıran, özgüveni yüksek ama şımarık olmayan, toplum aidiyeti olan çocuklar olarak yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu da bize bu kulüpler, işte bu eğitim sistemi de burayı farklılaştırıyor ve bize olumlu olarak geri dönüyor” diye konuştu.

Mezun olmak için sosyal sorumluluk projesi şart
Saraç şu ifadeleri kullandı: “Mesela geçen senelerde koyduğumuz bir şey var; 3. sene uygulanıyor. 12. sınıftaki çocuklarımız diploma almadan önce mutlaka gruplar halinde sosyal sorumluluk projesi yapmak zorundalar. Diploma almalarının şartı bu. Yani okulu bitirmiş olsalar bile bizim onlara diploma verme şartımız; diyoruz ki: Sen 12. sınıfta, işte öğretmenlerini getiriyorlar projelerini; Biz Ahmet, Mehmet, Veli, Ayşe, Fatma 8 kişi, 6 kişi neyse belli bir sınırı var onun üst sınırı, burayı geçmemek kaydıyla grup oluşturduk. Ne yapacaksınız?' Örnek veriyorum; geçen senelerde Ramazan ayına denk geldiği için genelde Ramazan etkinlikleri çoktu. Kimisi erzak dağıttı, kimisi camiyi temizledi, kimi okul temizledi, kimi sokak hayvanlarına baktı, kimi ihtiyaç sahibi insanlara yardım etti, kimi huzurevine gitti gibi bu faaliyetleri belgelemek zorundalar öğretmenlerine. Dolayısıyla biz de bunlara bakıyoruz, evet sen bu sosyal sorumluluk projesini yapmışsın, sen diplomayı hak ediyorsun diyoruz. Amacımız burada sadece akademik başarıyla ama hiçbir şeyden habersiz, toplum hassasiyetini dikkat etmeyen gençler değil, tam aksine bu toplumun içinde topluma önderlik yapacak iyi niyetli, iyi insan, örnek insan yaratma hevesindeyiz.”







