Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Önal, genç yaşlarda unutkanlık şikâyetlerinin arttığı algısının, demans dışı nedenlerle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların artmasından ve tanı olanaklarına daha erken erişilmesinden kaynaklandığını ifade etti. Manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşması, bilişsel tarama testlerinin çoğalması ve toplumda farkındalığın artmasıyla daha fazla kişinin değerlendirmeye alındığını belirten Önal, bunun da “demans genç yaşlara indi” algısını güçlendirdiğini vurguladı.
UNUTKANLIĞIN ŞEKLİ VE İLETLİYİŞİ BELİRLEYİCİ
Genç başlangıçlı demansın genellikle 45-64 yaş aralığında görüldüğünü, 45 yaş altının ise “çok genç başlangıçlı” olarak ayrı değerlendirildiğini aktaran Prof. Dr. Önal, yaşlılık tanımının zamanla değiştiğini ve demansın yalnızca Alzheimer hastalığıyla sınırlı olmadığını dile getirdi.
“1970’li yıllarda 60 yaş yaşlı kabul edilirken, günümüzde 65 yaş yaşlılığın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Genç başlangıçlı demans nadirdir. Bilimsel çalışmalar, 30-64 yaş grubunda demans görülme sıklığının yaşla birlikte artsa da genç yaşlarda oldukça düşük olduğunu göstermektedir” diyen Önal, değerlendirmede asıl belirleyici unsurun işlev kaybı, unutkanlığın seyri ve objektif test sonuçları olduğunu söyledi.
Unutkanlığın gün gün değişmesi, stresle artması, motivasyon ve enerji kaybı, uyku bozuklukları ve yakınların “isteksizlik, dalgınlık” tarifleri yapması durumunda depresyon veya anksiyetenin ön planda düşünülmesi gerektiğini belirten Önal, buna karşın aylar ya da yıllar içinde sinsi ve yavaş ilerleyen; yeni bilgileri öğrenmede zorlanma, aynı soruların tekrar edilmesi ve günlük yaşam becerilerinde kayıp gibi bulguların nörodejeneratif bir süreci akla getirdiğini ifade etti.
Genç yaşta görülen bazı tabloların yanlışlıkla “psödo demans” olarak değerlendirilebildiğini söyleyen Önal, “Bu durum depresyon kaynaklı olabileceği gibi, tam tersine depresyon ya da kişilik değişimi sanılan bir demans tablosu da gözden kaçabilir. Bu nedenle hasta yakınlarının gözlemleri, nöropsikolojik testler ve beyin MR incelemesi büyük önem taşır” dedi.
HIZLI KÖTÜLEŞEN BELİRTİLER CİDDİ HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR
Genç bir bireyde unutkanlıkla birlikte iş veya okul başarısında belirgin düşüş, günlük yaşam aktivitelerinde kayıp; kelime bulma güçlüğü, anlam kaybı ve konuşma akıcılığında bozulma gibi dil sorunları; tanıdık yerleri bulamama ya da yönelim bozuklukları; dürtüsellik, sosyal uygunsuz davranışlar ve empati kaybı gibi kişilik değişiklikleri varsa demans olasılığının mutlaka araştırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Önal, önemli bir uyarıda daha bulundu.
“Buna ek olarak yeni gelişen tek taraflı güçsüzlük, denge problemleri, epileptik nöbetler ve haftalar-aylar içinde hızla ilerleyen bilişsel bozulma gibi belirtiler varsa Creutzfeldt-Jakob hastalığı (deli dana hastalığı) gibi nadir ancak ciddi tablolar akla gelmelidir” diyen Önal, özellikle 60 yaş altı demans öyküsü bulunan ailelerde daha dikkatli olunması gerektiğini söyledi.
Şikayetlerin 4-6 haftadan uzun sürmesi, ilerleyici bilişsel bozulma ve günlük yaşam işlevlerinde belirgin kaybın eşlik etmesi durumunda vakit kaybetmeden acil ve kapsamlı bir nörolojik değerlendirme yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.





