Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni, protokol üyeleri, akademisyenler ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirildi. Törenin açılış dersini TBMM 29. Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop verdi.

Programa Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, MHP Eskişehir İl Başkanı Ayhan Sezer, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, Eskişehir Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Meclisi Başkan Vekili Hasan Ünal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program, üniversitenin tanıtım videosu ve saz eserleri dinletisiyle devam etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi 29. Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, "Kim Olduğunuzu Bilmeden Nereye Gidebilirsiniz?" başlıklı akademik yıl açılış dersini verdi.

ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Gümüşsoy: “ESOGÜ ortak kimliğimiz”
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emine Gümüşsoy, açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “1993’ten beri mensubu olmaktan her zaman gurur duyduğum üniversitemde bugün rektör olarak sizlere hitap etmek benim için çok kıymetli. Karşınızda bir ESOGÜ mezunu ve bu şehrin bir evladı olarak bulunuyorum. ESOGÜ, bizim ortak kimliğimiz ve en büyük ailemizdir. ESOGÜ; köklü geçmişi, tıp, mühendislik, sosyal ve beşerî bilimlerde dünya standartlarındaki eğitimi, güçlü araştırma altyapısı ve geleceğe yön veren vizyonuyla ülkemizin en saygın yükseköğretim kurumlarından biridir. Eskişehir’in örgün öğretimde en büyük üniversitesi olarak başarıları ve katkılarıyla ön plana çıkmaktadır. Üniversitemizi sahip olduğu araştırma ve geliştirme potansiyeliyle daha görünür kılmak istiyoruz. Sağlıkta dijital teknolojiler öncelikli alan misyonumuza uygun olarak sağlık alanındaki güçlü bilgi ve tecrübemizi, fen ve mühendislik alanındaki yapay zekâ ve biyoteknolojiyle birleştiren multidisipliner projelerle üniversitemizi uluslararası platformlarda daha üst sıralara taşımak en büyük hedefimizdir. YÖKAK kalite sürecindeki çalışmalarımız da bütün hızıyla devam etmektedir. Üniversitemiz; ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim faaliyetlerinin yanı sıra Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi ve Diş Hastanesi ile şehrimize ve bölgemize üst düzey hizmet sunmaktadır. Türkiye’nin ilk inme merkezi, Hücresel Tedavi ve Kök Hücre Üretim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTEM), Akıllı Sistemler Uygulama ve Araştırma Merkezi (ASİST), Merkezi Araştırma Laboratuvarı (ARUN), Teknoloji Transfer Ofisi (ETOM) ve Sağlıkta Bilgisayarlı Destekli Tanı ve Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi (STABİT) gibi bilim ve teknoloji odaklı merkezleri; Sürekli Eğitim Merkezi ve Eğitim ve Öğretimde Mükemmeliyet Merkezi gibi eğitim ve toplumsal gelişim merkezleri ve TEKNOKOP projesiyle hayatın her alanında bilimin ışığında emin adımlarla yoluna devam etmektedir. Geleceğin COP’u olarak görülen COP31’e doğru yeşil ve sürdürülebilir kampüs hedefimiz için çalışmalarımız devam ediyor. Üniversitemiz, 6 projeyle dünyanın buluşacağı Antalya’da yerini alacaktır. Bu vesileyle kabul alan projelerin yürütücüsü hocalarımızı ve öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Değerli meslektaşlarım, bilgiyi üreten, yayan, öğrencilerimize ve topluma değer katan sizlerin emeği bu üniversitenin temelini oluşturmaktadır. Yetiştirdiğiniz öğrenciler, ortaya koyduğunuz bilimsel çıktılar ve toplumsal katkılarınız için sizlere müteşekkiriz. ESOGÜ çatısı altında kenetlendiğimiz ve ürettiğimiz sürece ulusal ve uluslararası alandaki başarılarımızı daha da yukarılara taşıyacağımıza olan inancımız tamdır. Geçtiğimiz günlerde açıklanan dünyanın en etkili bilim insanları listesinde yer alarak bizleri gururlandıran 21 akademisyenimizi bir kez daha kutluyorum. Şunu da biliyoruz ki sıralama ve ölçütlere henüz yansımayan daha pek çok bilim insanımız bulunmakta ve bu bilim insanlarımız, çalışmaları ve projeleriyle bizleri en güzel şekilde temsil etmektedir. Sevgili gençler, ESOGÜ ailesinin genç üyeleri, geleceğimizin teminatı sevgili öğrencilerimiz! Bu köklü ailenin birer ferdi olarak üniversitemizde aldığınız ve alacağınız eğitime güvenin. Mezun olduğunuzda rakiplerinizden daha donanımlı, daha başarılı olacağınıza yürekten inanıyorum. Bugünlerin kıymetini bilin; araştırın, sorgulayın, öğrenin, güzel dostluklar edinin ve güzel anılar biriktirin. Sizlerin enerjisi ve başarıları kampüsümüzü şenlendirmekte ve ailemize güç katmaktadır. Biz, akademik ve idari personelimizle, öğrencilerimizle ve mezunlarımızla büyük bir aileyiz. Bu aileye katkı sunmuş olan rektörlerimize, akademik ve idari personelimize, mezunlarımıza ve paydaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.”

TBMM 29. Başkanı Prof. Dr. Şentop: “Kim olduğunuzu bilmeden nereye gidebilirsiniz?”
TBMM 29. Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop ise şu ifadeleri kullandı: “80’li yılları hatırlayanlar aranızda çok azdır. Gençler tabii onları bilmez, milattan önceki tarihler gibi gelir onlara. O yıllarda Türkiye bir hayli hareketliydi. Halk arasında olsun, toplantılarda olsun, çok farklı kesimlerden insanlar bir araya gelir, paneller yapılırdı. Fakat genelde üst başlıklar çok genel olurdu. Mesela ‘Türkiye nereye gidiyor?’ Böyle bir başlıkla gittiğiniz yerlerde her türlü konuşmayı yapabiliyordunuz. Biraz daha iddialı ve içeriği öngörülemeyen başlıkların her zaman daha etkili olabileceğini düşünüyorum. Ama bunun altını da doldurmaya çalışacağım. Onun için üzerinde biraz kafa yordum. Gençlere hitap etmek her zaman zor ve heyecanlıdır. Çünkü söylediklerinizi çok büyük bir dikkatle ve eleştirel bir bakış açısıyla takip ediyorlar. Ben bundan da memnuniyet duyarım. Ben aslında bir hukuk tarihçisiyim. Hukuk tarihi çalışırım. Onun için bu çerçevede bir kelimeyle başlayalım: Üniversite kelimesi. Bu kelimenin Latincesi ‘Universitas’ aslında. Roma hukukunda bu kelime, kendi başına varlığı olan bir topluluğu ifade ediyor. Orta Çağ’da hocalarla öğrencilerin kurmuş olduğu bir topluluğa, bir birliğe bu isim veriliyor. Bizim medeniyetimizde de geniş anlamda, özellikle imparatorluk döneminde külliye olarak ifade edilen şey aslında budur. Bir bütünlük, bir birlik. Üniversite, farklı hayatlardan gelen insanların bir araya gelerek, toparlanarak kurmuş olduğu bir ‘biz’ anlamına geliyor. Sonradan da böyle. Farklı düşünen, farklı inanan, farklı kanaatlere sahip birçok insanın bu çatı altında bir araya geldiği bir topluluk. Üniversite, bu kavram itibarıyla memnuniyet verici bir şey. Ben burada, belki başlıktan da anlaşılacağı gibi, bir kimlik üzerinden konuşmak istiyorum. Ama çoğumuzun aklına kimlik deyince birtakım kavgalar, tartışmalar gelmektedir. Benim anlatacağım şey bu değil. Kimlik meselesi, insanları birbirinden ayıran bir şey olarak algılanmamalı. Asıl önemli olan, insanın kendisine bir istikamet, bir yön verirken kimliğin burada bir başlangıç noktası olmasıdır. Bunu ifade etmek istiyoruz. Ne diyoruz? Kim olduğunu bilmeyen insan, nereye gideceğini de bilemez. Bugün bunu çok kolay örneklerle ifade edebiliriz. En kolay örnek, artık hepimiz için, özellikle araç kullananlar için vazgeçilmez hâle gelen telefonlardaki haritalardır. Şimdi bir adrese gideceksiniz. Malum, adresi giriyorsunuz. Size bir yol tarifi çıkması lazım. Ama size yolu tarif edebilmesi için telefondaki haritanın sizin nerede olduğunuzu bilmesi gerekiyor. Sizin nerede olduğunuzu bilmezse, konum bilginizi girmezseniz nereye gideceğinizi size tarif edemez. Ancak farazî bir yer işaretlerseniz o farazî yerle başka bir yer arasında size yol çizebilir. Ama bu ne kadar sağlıklı olabilir? Dolayısıyla ‘Kim olduğunuzu bilmeden nereye gidebilirsiniz?’ dediğimizde kastettiğimiz şey budur. Yani sizin bir yere gidebilmeniz için öncelikle konum bilginizi bilmeniz lazım. Kastettiğimiz şey esasen bu. Tabii benim de öğrencilik yıllarım size göre çok eski. O yıllarda aslında insan, gençlik döneminde karşı karşıya kaldığı işlerin, düşüncelerin ve duyguların sadece kendisine mahsus olduğunu zannediyor. Yani ‘Bunlarla dünyada ben karşılaşıyorum.’ diye düşünüyor. Ama bunlar aslında ilerleyen yaşlarda birçok kişinin karşı karşıya kaldığı şeyler. O zamanlar tabii biz de kendimize hep ‘Ne olacağız?’ diye sorardık. ‘İleride ne olacağız?’ diye merak ederdik. Ama bence ‘Şu an kimim?’ sorusu daha kıymetli bir soruydu. Zannediyorum, çok net olmasa da o yıllarda bu soru üzerinde de biraz kafa yoruyordum. Daha sonra burada bazı şeyler anlatacağım zaten. Bugün burada ‘Ben kimim?’ sorusu, kimlik kartınızdaki bilgilerden ibaret değil. Buna bambaşka bir yerden, kendi tarihimizden bakacağız. Malumunuz, toplumların bir tarihi var. İnsanların da aslında kişisel olarak tarihleri vardır. Bir milletin tarihi nasıl savaşlardan, kuruluşlardan, yıkılışlardan, çöküşlerden ve yeniden doğuşlardan oluşuyorsa bir insanın tarihi de kararlarından, karşılaşmalarından, kayıplarından, okuduklarından, vazgeçtiklerinden vesaire oluşmaktadır. Sizin tarihinizde de kuruluşlar vardır. Bu üniversitenin kapısından girdiğiniz gün, kişisel tarihinizde bir kuruluştur. Krizler vardır. Bir başarısızlık, bir ayrılık, bir hayal kırıklığı yaşadığınız zamanlar vardır. Yeniden doğuşlar vardır. Düştüğünüz yerden kalktığınız zamanlar… Bunu aslında bir cümleyle özetlemek istiyorum. Buna konuşmamızda belki birkaç defa döneceğiz. Esasen İsmet Özel’in bir cümlesi bu: ‘İnsanın tarihi, örtüsü kalkmış karakteridir. İnsanın karakteri ise üstü örtülü tarihidir.’ Ne demek bu? Bir insanın bugün nasıl davrandığına bakarsınız. Mesela sabrına, öfkesine, cesaretine bakarsınız, şahit olursunuz. Bir insanın cesareti, bir gün bir haksızlığa karşı sesini yükselttiği zaman oluşmaya başlamıştır. Bir insanın çekingenliği, bir gün yaşadığı hayal kırıklığıyla başlamıştır. İşte karakter, o hikâyelerin üstü örtülmüş hâlidir. Tarih ise o örtünün kaldırıldığı ve arka planın açıkça görüldüğü bir dönemdir. Bir hukuk tarihçisi olarak Osmanlı mahkeme kayıtlarına, kadı sicillerine çok baktım, bunlarla vakit geçirdim. Bilhassa kazaskerlik defterleriyle… O sicillerde bir insanın hayatı bazen üç beş satırda durmaktadır. Bir alım satım, bir borç, bir miras taksimi veya bir şahitlik kaydı vardır. Ama o birkaç satırdan karakterine dair bir şeyler çıkarabiliyorsunuz. Sözünde duran birisi mi, durmayan birisi mi? Hakkını arayan birisi mi, yoksa başkasının hakkını yiyen birisi mi? Oradan zaman zaman bir fikir edinebiliyorsunuz. Tabii hepimizin böyle bir sicili vardır. Korkmayalım, sabıka sicilinden bahsetmiyorum. Kendi hayatımızın sicilinden bahsediyorum. Verdiğimiz sözler, tuttuğumuz ve tutamadığımız kararlar, şahit olup sustuğumuz ve konuştuğumuz anlar… O sicili tabii başkası tutmuyor. Aslında o sicili hayatımız boyunca biz kendimiz yazıyoruz.”





