Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Üyesi Avukat Hatice Korkmaz, sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmalarda asıl çözümün toplama değil, yıllardır eksik bırakılan kısırlaştırma politikalarının uygulanması olduğunu söyledi.
Eskisehir.net’te yayınlanan “20 Dakika” programına konuk olan Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Üyesi Avukat Hatice Korkmaz, sokak hayvanlarının bir güvenlik sorunu gibi gösterilmesinin toplumdaki korkuyu büyüttüğünü belirterek, “Sokak hayvanları bizim yüzyıllardır insan yaşam alanının çevresinde, insanlarla uyumlu ve herhangi bir çatışmaya girmeden yaşayan hayvanlarımızdı. Ne oldu da bir anda birdenbire bu bir iç güvenlik sorunu haline dönüştürüldü ya da işte tehdit unsuru gibi algılanıyor? Burada önemli olan husus bence eğitim. Eğitim verilmesi gerektiğini düşünüyorum insanlara; çünkü işte saldırı vakalarındaki temel problem insan davranışlarından kaynaklanıyor aslında. Yani çünkü köpekler kendilerine karşı tehdit unsuru olarak ya da tehlike olarak gördükleri durumlarda saldırganlaşabiliyorlar. Mesela anneli bir köpeğin etrafına çok yaklaşmamak, köpeklere taş atmamak gerektiği ya da koşarak önünden kaçmak gibi davranışlar köpekte 'burada benim için bir tehlike var'ı tetikliyor ve bu da onun koşmasına sebep olabiliyor aslında. Ve kendi güvenli alanından o tehlikeyi uzaklaştırdığında gene sakinleşerek yerine geçiyor esasında. Bunun temel sebebi de aslında nefret dilinin yaygınlaştırılmış olması. Önceden mesela sokakta köpek görmek doğal bir şey iken, şimdi köpek gördüğü zaman insanlar bir korkuya kapılıyor. Çünkü medya eliyle —bir kısım medya eliyle diyelim daha doğrusu— köpek korkusu sürekli pompalandığı için tehlike iki taraf açısından karşılıklı şekilde büyütülmüş oluyor” diye konuştu.
“Korku pompalanması bu tehlikeyi gittikçe büyütüyor”
Korkmaz, “Bunun aksine gerek İl Hayvan Koruma Kurulu'nun gerek işte TRT'nin kanunda sayılı yükümlülükleri var 16. ve 20. maddede; hayvan sevgisine ilişkin eğitimler vermesi gerektiğine değiniliyor bu maddelerde. Ama biz şu anda tam aksi uygulamaları görüyoruz. Çok yakın bir zamanda ‘Anneler Günü’ vesilesiyle işte bir reklam ortadan kaldırıldı, işte soruşturma başlatıldı yine Anneler Günü'nde bir sunucu ‘pati annesiyim’ dediği için görevinden uzaklaştırıldı. Bizim yapmamız gereken, aslında kanunun da bize emrettiği şey hayvan sevgisine ilişkin bilgilendirme çalışmaları yapmak iken, tam aksine korku pompalanması bu tehlikeyi gittikçe büyütüyor. Hayvanların istediği şey sadece sevilmek ve güvende hissetmek ve zarar görmemek. Bunu söylerken böyle oturduğu yerden konuşan bir insan olarak söylemiyorum; 40 yaşına kadar köpekten korkmuş, sokakta köpek gördüğü zaman sokağını değiştirmiş bir insanken bugün yüzlerce köpeğin arasında güvenle ve sevgiyle dolaşan bir insana dönüşmüş biri olarak söylüyorum. Çünkü anladım ki onların dili gerçekten sevgiymiş sadece. Yani sorunları biz insana yaraşır bir şekilde merhametle ve sevgiyle çözebiliriz” dedi.
“Toplamak sorunu çözmez”
Korkmaz, “Sokak hayvanlarının toplatılması mevzusu asla sorunu çözecek bir konu değil. Çünkü biz işte bu nasıl birdenbire bu evreye gelindi? 2003 yılında imzaladığımız Avrupa Sözleşmesi var, o zaman Avrupa Birliği uyum yasaları vardı Avrupa Birliği süreciyle alakalı ve bu sözleşmeye uygun bir şekilde çıkartılan 2004 yılındaki 5199 sayılı yasa var. Buradaki maksat işte popülasyonu denge altında tutmaktı idi. 2004’ten 2024’e kadar 20 yıl boyunca bu sorumluluklar, bu vaatler yerine getirilmediği için, kısırlaştırma istenen oranda yapılmadığı için ve o çipleme, barınak yapma bunlar gereği gibi yapılmadığı için popülasyon bugünkü halini aldı. Ve 20 yılın yükünü şu anda birdenbire bir yıl içerisinde mevcut belediyelerin toplama yapmak suretiyle çözmesi bekleniyor ki bu da ne akla uygun ne realiteye uygun. Aslında sorunu çözmek yerine sorunu daha da kördüğüm haline dönüştürüyor bu durum. Bu konuda Romanya modeli, Hollanda modeli var. Avrupa bu işi nasıl çözmüş diye hep merak ediyoruz. Romanya şimdi bizim gittiğimiz yoldan gitmiş ve bunun sorunu çözmediğini, çünkü asıl sorunun kaynağının kırsalda kısırlaştırılmayan köpeklerden kaynaklandığını tespit etmiş. Ve onlar bile bu yanlışlarından döndüler ama biz hala yanlışın izinden gidiyoruz. Hollanda ise etkili bir kısırlaştırma ile bu sorunu çözmüş. Kısırlaştır, yerinde yaşat. Bizim 2004’teki kanunumuz da buydu; kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat. Sorun çözecek olan şey de budur. Çünkü bir sokak köpeğinin ortalama yaşam ömrü 12-13 senedir, ki o da iyi koşullarda bakılırsa. Birçoğu zaten hastalık, kaza, açlık, şiddet gibi sebeplerle zaten bu ömrün yarısını bile tamamlayamadan ölüyor. Bakım yok, aşı yok vesaire. Hani öyle bahsedildiği gibi bir popülasyon esasında zaten yok” ifadelerini kullandı.
“Düzce modeli uygulanabilir”
Korkmaz, “‘Düzce Modeli’ diye bir model var. Düzce modelinden kastedilen şey şuydu: Kanunda aslında barınak diye bir tabir yoktur, kanundaki tanım bakımevidir. Barınakların adı bakımevidir aslında. Bakımevinden kastedilen tam teşekküllü bir hastane gibi düşünün. Hayvanların orada bakılıp, tedavi edilip, kısırlaştırılıp, aşılatılıp sonra da hani sağlıklı haldeyken tekrar yaşam alanına bırakıldığı yerdir. Ama şimdi hayvanların alınıp tutulduğu hapishanelere, hep barınmak zorunda kaldıkları barınaklara dönüştü artık buralar. Düzce modelinde bakımevleri böyle tam teşekküllü bir hastane olarak kabul edilirken, her ilçede kurulacak lokal kısırlaştırma ünitelerini kapsıyordu. Yani devasa bütçelerle bakımevleri, barınaklar yapmak yerine... şimdi mesela Büyükşehir'in yaptığı doğal yaşam alanı Sarısu’daki tekrar şimdi Kıravdan'da yapılan çok daha büyük bir alan var. Oraya akan paranın, oranın yuttuğu paranın haddi hesabı yok. Buralara devasa paralar yatırmak yerine ‘Düzce modeli’nde her ilçeye küçük kısırlaştırma üniteleri kurulup, burada o ilçenin hayvanları orada kısırlaştırılıp, orada iyileşme sürecini bir haftalık iyileşme sürecini tamamlayacağı kadar bir alan yapılıp sonra tekrar bırakılması modeliydi” dedi.
“Genelge kanuna aykırı”
Korkmaz, “Normlar hiyerarşisine göre kanun üst normdur ve yönetmelikler ve genelgeler kanuna aykırı olamazlar. Ama toplantıların temelinde madde başlığında ilk başta hep şu belirtiliyor, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi doğrultusunda diye gidiyor hep. İçişleri Bakanlığı ilgili bakanlık bile değil. İlgili bakanlık Tarım Orman Bakanlığı'dır bu konuyla alakalı kanunun 3. maddesinin o bendinde de bu böyle açıkça yazar. Ama İçişleri Bakanlığı'nın 02.05.2025 tarihli bir genelgesi var. Daha önce Danıştay'ın iptal ettiği Çevre Bakanlığı'nın bir genelgesi var, iptal gerekçesi de şu: Sen ilgili bakanlık değilsin, bu konuda bir genelge yayınlayamazsın diye. İçişleri Bakanlığı da ilgili bakanlık olmadığı için bu da iptale mahkum bir genelge olmasına rağmen yargının uzun devam etmesi sebebiyle halen yürürlükteki bir genelge maalesef. Ve kanuna aykırı bir genelge. Neden böyle söylüyorum? Çünkü kanun diyor ki yerel yönetimlere: Senin 31.12.2028'e kadar, yani 2029'un başına kadar esasında uygun koşullarda bakımevi yapmak için süren var diyor. Bu süreyi tamamlayana kadar hani bu bakımevlerini yapmakla mükellefsin diyor hayvan refahına uygun şekilde ve diyor hayvanları da bu bakımevlerine götürmelisin diyor. Yani toplama diye bir kavram kanunda yok. Sahipsiz hayvanlar en yakın bakımevine götürülür diyor kanun. Öncelikle bakımevinin varlığını şart koşuyor yani ve bunun için de 2029'a kadar süre veriyor. Ama bu 02.05.2025 tarihli İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi derhal toplanma yönünde bir emir ve hani bunun sağlanması için de müfettiş üstüne müfettiş gönderildiği için yerel idareler ve kanun uygulayıcıları çok ciddi bir baskı altında, sürekli soruşturma tehdidi altında hissediyorlar kendilerini. Ve bu nedenle daha tamamlanmayan yaşam alanlarına, tamamlanmayan bakımevlerine hızla agresif bir toplama yapıldığından dolayı birçok kayıp yaşıyoruz ve gerek hayvanseverlerin gerek toplumun çok ciddi tepkisi alınıyor” ifadelerini kullandı.
“Yasanın kesinlikle değişmesi lazım”
Korkmaz, “5199 sayılı yasa adı üstünde Hayvanları Koruma Kanunu şu andaki haliyle dahi uygulansa bile yine hayvanları korumaya yönelik aslında bir parça ama maalesef ilgili bakanlık olmayan bakanlıkların gönderdiği müfettişler ve genelgelerle dediğim gibi bu kanuna da uyulmuyor şu an. Şu anki haliyle de hayvan korumayla alakası da yok maalesef. Bir kere kısırlaştırmayı zorlaştırdı. Sahiplendirmeyi güçleştirdi. Bizim elimizde mesela barınaktan çıkarılabilecek hayvan sayısı 5 ile sınırlandırıldı kişi başına ya da apartmanda komşuların izni vesaire gibi zorluklara bağlandı. Kamu kaynaklarının heba edilmesine sebep oluyor bu şekilde toplama merkezli bir çalışma olduğu için de ekolojik dengeyi tamamen bozuyor çünkü doğa boşluk kabul etmez. Hani geçen sene de kışın da birçok yerde gördük işte falanca yerde kurtlar indi, falanca yerde tilkiler bastı, falanca yerde fare olduğu, işte falanca yerde yılan gördük gibi. Halbuki köpekler bir bariyerdi yaban hayatı ile insan yaşamı, şehir hayatı arasında bir bariyerdi. Biz bu bariyeri kaldırdığımız zaman bunun boşluğunu daha vahşi şekilde başka şeyler dolduracak. 5199'un kesinlikle değişmesi lazım” diye konuştu.





