Üniversite sınavına sayılı günler kala öğrenciler ve ailelerde heyecan artarken, Rehber Öğretmen ve Aile Danışmanı Özlem Aydemir önemli uyarılarda bulundu.
Sınav sürecinde hem akademik hazırlığın hem de psikolojik dayanıklılığın büyük önem taşıdığını belirten Aydemir, öğrencilerin son günlerde yeni konu ya da yeni kaynaklara yönelmemesi gerektiğini söyledi.
Rehber Öğretmen ve Aile Danışmanı Özlem Aydemir, “Öğrenciler de veliler de aslında daha bilinçli eskiye nazaran baktığımızda. Birçok şeyi araştırıyorlar ve uzmanların görüşlerine de çok değer veriyorlar. Akademik olarak ne yapmamak gerekiyor? Bu süreçte yeni konuya başlamamak gerekiyor. Yeni bir kaynağa başlamamak gerekiyor. Çünkü hiç bilmediği konuya başlamak daha çok geriyor öğrenciyi. Eski konuların üzerinden geçmek, tekrar etmek biraz daha avantajlı. Onun dışında akademik olarak da sürekli deneme sınavına giriyor çocuklar artık biliyorsunuz ki her gün. Bu deneme sınavı sonuçlarını birbirleriyle paylaşıyorlar. Bu da aslında onlarda kaygı oluşmasına neden oluyor. Çünkü tek bir deneme sınavı oradaki öğrencinin başarısını göstermiyor aslında. Bazı denemeler çok iyi geliyor, bazı denemeler daha düşük geliyor. Yani o yayından yayına soru kalitesine göre de değişiyor. Burada öğrencinin ortalamaya bakması gerekiyor ve arkadaşıyla da kendini kıyaslamaması gerekiyor. Son denemesi kötü geçtiyse ve bu arkadaşıyla paylaştıysa arkadaşının denemesi daha iyi geldiyse bu defa daha çok endişelenmiş, kaygılanmış oluyor. O yüzden bu tür muhabbetleri de çok yapmamak gerekiyor. Psikolojik olarak da şunu söyleyebilirim: Şimdi öğrenciler sınav sonucunu kendi kimliğiyle örtüştürüyorlar. Eğer sınavda başarılı olursam başarılı bir insanım, iyi bir insanım, eğer ki başarısız olursam da kötü bir insanım, sevilmez bir insanım ve ailemin isteklerine karşılık verecek bir insan değilim, değerli bir insan değilim gibi bir düşünce oluyor. Sınav başarısızlığı onlar için sadece bir sınav başarısızlığı mı, yoksa insan olarak acaba kimlikleri hakkında bir şeyler mi söylüyor onlara oraya bir dikkat etmek gerekiyor. Onun dışında fiziksel olarak da yememize, içmemize uyku düzenimize dikkat etmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“3 tane bilişsel çarpıtmayla karşılaşıyoruz”
Aydemir, “Aslında birçok duygu var öğrencinin zorluk çektiği ama kaygı biraz daha ön planda oluyor o süreçte. Kaygı olmazsa olmazımız. Hiç kaygımız olmazsa hiç çalışmayız. Tabii belli bir seviyede kaygımızın olması gerekiyor. Düşük kaygı istemiyoruz. Yüksek kaygı da bizi felakete sürüklüyor. O yüzden o kaygıyı aslında nasıl idare edebiliriz, nasıl yönetebiliriz biraz oraya bakmak gerekiyor. Kaygıda iki paradigma var aslında, iki öğrenci modeli var. Bir grup öğrenci daha çok akademik olarak eksikliği olan ve bunun için kaygı yaşayan öğrenciler. Ama akademik olarak çok iyi, bu zamana kadar çok çalışmış ama sonrasında da çalışmasıyla sınav performansında birebir gitmesi gerekiyor ama orada kaygı bir virüs gibi araya giriyor ve o başarı performansını etkiliyor. Burada öğrencinin düşünce sistemine bakıyor olmak gerekiyor. Mükemmeliyetçi bir bakış açısı varsa öğrencinin, ya hep ya hiç mantığıyla düşünüyor burada. Yani 120 soru var, 120 soruda 5-6 hata yapıyor olmak onun için çok hata yapıyor olmak, sınavda başarısız olmak demek anlamına geliyor. Ve diğer yaptığı doğru soruları görmüyor. Yazılı sınavına giren öğrenci 95 almıştır ama o almadığı 5 puan çok mutsuz eder onu ve kendini başarısız olarak görür. Psikolojide bilişsel çarpıtmalar dediğimiz düşünceler var. O formülasyonlar aslında bizi daha çok felakete sürüklüyor. Görüştüğüm öğrencilerin çoğunda karşılaştığım en fazla 3 tane bilişsel çarpıtmadan bahsedebilirim. Birincisi, felaketleştirme. ‘Aman Tanrım, sınav çok kötü geçecek’ ya da ‘Hayatım mahvoldu, hayatım bitti’ Eee ikincisi, zihin okuma. Bu sosyal medyadan arkadaşları çok takip ediyorlar ya da işte arkadaşlarla sürekli okulda iletişim halindeler. ‘İşte o daha iyi hazırlandı, ben daha geride kaldım’ Üçüncüsü de genelleme. Sınava girdik, çok iyi olduğumuz konudan bir soru çıktı ama onu yanlış yaptık ya da yapamıyoruz o an, ‘Eyvah, tüm sınav bitti’ diye bir soruyla bütün sınavı genelliyoruz. O felaketleştirme senaryosunda da, bir senaryo yazmasını istiyorum. Başına en kötü ne gelebilir? Bunu yazmasını istiyorum ama mantık çerçevesinde. Sınava girdin, sınav kötü geçti, sınavdan çıktın, annenle ne konuştun, babanla ne konuştun, öğretmeninle ne konuştun, sonrasında neler oldu... Sonra çocuk görüyor ki ‘Evet, dünyanın sonu da değil, yani mutlaka bir telafisi var’ O da çok işlevsel, bunu bence bütün öğrencilerin, çok zor, biliyorum. Bunu yazmak da çok zor, bununla yüzleşmek de çok zor ama, çok işlevsel, bunun yapılması gerekiyor diye düşünüyorum. Onun dışında da sınav provası çok önemli bizim için. Gerçek ortamda, her gün bir deneme sınavına giriyor olmak” ifadelerini kullandı.
“Bir soruya maksimum 2 dakika”
Aydemir, “Bir soruya maksimum 2 dakika, ya da birkaç soruya sadece 2-3 dakika ayırabiliriz. Onun dışında 1 dakikada okuduk, anlamıyoruz, geçmemiz gerekiyor. Zaten diğer soruya geçtiğimizde zihnimizin arka planında o soru zaten çalışıyor. Belki sonra dönüp baktığımızda, göremediğimiz şeyleri tekrardan baktığımızda görebiliyoruz. Soruyla savaşmıyoruz, geçiyoruz. O esnada kalemi bırakıp, ellerimizi serbest bırakıp belki işte gözlerimizi kapatıp böyle bir 4 saniye nefes alıp 6 saniye ağzımızdan nefes vermek, 4 saniye burnumuzdan nefes alıp 6 saniye nefes vermek çok işlevsel oluyor. Hatta o an böyle, kendinizi iyi hissettiğiniz bir anı düşünün. Biz buna psikolojide güvenli yer çalışması diyoruz. Nefes egzersizi yaparken orayı da düşünmek aslında öğrenciyi rahatlatmış oluyor. Ve işte, fiziksel olarak da işte elleri bırakmak, belki işte ayaklarımızı yere bastırmak, omuzlarımızı hareket ettirmek, boynumuzu esnetmek, bunlar o an odağımızı da aslında toparlamamıza neden oluyor” dedi.
“Ailenin rolü çok büyük”
Aydemir, “Ailenin rolü çok büyük elbette. Sınav öncesinde sürekli sınavdan bahsetmek. Sabah kalkıyoruz, ‘oğlum, sınav’ akşam oluyor ‘kızım, sınav’ yemekte sınav konuşuluyor. Sürekli sınav konuşuluyor. Bunu motive edici bir etkisi olduğunu düşünerek yapıyor aileler ama bu da kaygıyı uyandırıyor çocukta. ‘Çok önemli bir sınav ve benim buradan iyi bir puan almam gerekiyor. Çünkü bütün ailemin beklentisi bu yönde’ Yani burada da artık kendi rutinlerimizden bahsetmek gerekiyor” diye konuştu.
“Kaygı bulaşıcıdır”
Aydemir şu ifadeleri kullandı: “Sınav gününde dışarıda aileler bekliyor. Anne geliyor, baba geliyor, babaanne geliyor, anneanne geliyor, dayı geliyor, hala geliyor... Ya o kadar kalabalık olmaya gerek var mı acaba? YKS sürecindeki genç artık hani kendisi de gidebilir. Belki ona sormak gerekiyor burada. Aile çok kaygılıysa zaten kaygı bulaşıcı. Yani o gözlerinden okuyor zaten ailesinin kaygısını. Cumartesi çıktık sınavdan, pazar tekrar bir sınav var. Yine sınav konuşuyoruz biz. Sınav kötü geçtiyse, ertesi günkü sınava da ben zaten çok kaygıyla giriyorum. Telefonlar geliyor, teyzem arıyor, halam arıyor: ‘Sınavın nasıl geçti?’ Bunlardan biraz uzak tutmak gerekiyor çocuğu. Orada duygusuna eşlik etmek, konuşmak istiyorsa konuşmak, çocuğun fikrini alıp onun ihtiyaçları doğrultusunda ilerlemek daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.”





