CHP Grup Başkanı Özgür Özel bu haftaki grup toplantısını Ankara yerine Eskişehir'de topladı. Bin 200 kişilik salonun tamamen dolu olduğu görüldü.

Özel'in Eskişehir'deki grup toplantısında yaptığı açıklamalar şu şekilde,

Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubum, Türkiye'nin dört bir tarafından grubumuzu onurlandıran değerli misafirler; hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısını Eskişehir'imizde yapıyoruz. Bugün hem ev sahibiyiz hem misafiriz. Bu eşsiz ev sahipliği için İl Başkanımız Talat Yalaz'ın şahsında tüm ilçe başkanlarımıza, Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne saygılarımı sunuyorum.

Eskişehir denince; Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından konuklara ev sahipliği yapan, partimizin göğsünü kabartan bu şehrin bugünlere gelmesinde, bozkırın ortasında bir cennet yaratan Eskişehir'in efsane rektörü, Büyükşehir Belediye Başkanı, siyasetteki ustamız Yılmaz Büyükerşen'i saygıyla selamlıyorum.

Onun emanetine gözü gibi bakan, Eskişehir'in seçilmiş kadın Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce'ye ev sahipliği için teşekkür ediyorum. Merkezdeki iki belediye başkanımız Kazım Kurt'un ve Ahmet Ataç'ın şahsında tüm belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Partinin Eskişehir'den seçilmiş ve tarihin doğru tarafında duran milletvekillerimiz Utku Çakırözer'i ve İbrahim Arslan'ı sevgiyle kucaklıyorum.

"Türkiye'nin hasret kaldığı yeni siyaseti milletimizle birlikte kuruyoruz"

Gençliğin, özgürlüğün, cumhuriyetin şehrindeyiz. Sosyal demokrat belediyecilikle kalkınan, bozkırın ortasında hizmetin, kültürün, çağdaş yaşamın simgesi haline gelen bir şehirdeyiz. Bugün bu kente hem umut olmaya hem de bu kente her geldiğimizde olduğu gibi umutla dolmaya, buradan güç almaya geldik.

İnancımıza inanç, gücümüze güç... İnancımıza inanç, gücümüze güç katan, bizimle birlikte burada çok önemli bir grup toplantısında, çok önemli bir günde hem grubumuza misafir olan hem de bu güzel kentte bizi misafir eden tüm Eskişehirlileri saygıyla selamlıyorum.

Malum, partimize yönelik saldırıların ardından Ankara'da durmadık. Binalardan çıktık, milletimize sığındık. Köy köy, belde belde, şehir şehir geziyoruz. Sokak sokak, cadde cadde, meydan meydan hep birlikte büyüyoruz. Türkiye'nin hasret kaldığı yeni siyaseti milletimizle birlikte kuruyoruz. Belki şatafatlı binalarımız, görkemli sahnelerimiz, büyük otobüslerimiz yok; bazen bir bankın üstünde, bazen bir köy kahvesinde bir sandalyenin üzerindeyiz ama şükürler olsun ki milletimizin gönlündeyiz.

"Bugün, mutlan kararından sonra çıktığımız yolda 19'uncu şehirde sizlerle birlikteyiz"

Son grup toplantımızın ardından hep birlikte sahadaydık. Ben 2 Temmuz'da Sivas'ta, Madımak katliamının acısını paylaştık, ailelerle kucaklaştık. 33 yıldır gözyaşı dinmeyenlerle, içindeki kor ateş sönmeyenlerle birlikteydik. Buradan bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük utançlarından bir tanesini, orada kaybettiklerimizi saygıyla anarken; bir gün Madımak'ın utanç müzesi olacağı ve o günün utanç günü olarak kanunla meclisten geçeceği güne kadar o acıyı yüreğimizde taşımaya devam edeceğimizi ifade ediyorum. 2 Temmuz'un ardından 5 Temmuz'da Başbağlar'da ben olamadım ama kıymetli heyetimiz oradaydı, milletvekillerimiz oradaydı. Başbağlar katliamını bir kez daha lanetliyor, hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum.

Ardından Kastamonu'daydık. Orman işçileriyle, esnafla, kadınlarla bir araya geldik. Dertleri dinledik, çözüm önerilerimizi anlattık. Zonguldak'a geçerken Karabük Safranbolu'da, Yenice'de yolumuza çıkan, yolumuzu kesen ve büyük bir sevgi seliyle bizleri kucaklayanlarla hem umudumuzu pekiştirdik hem mücadelemizi büyüttük.

Cumartesi günü emeğin başkentindeydik. Ecevit'in, Karaoğlan'ın gönlündeki memleketinde seçim çevresindeydik. Karaelmas diyarı Zonguldak'taydık. Esnaf ziyareti diye yola çıktık ancak on binler olduk, sel olduk aktık. Zonguldak'tan bütün Türkiye'ye mücadelenin ve kararlılığın fotoğrafını yolladık. Tüm Karaelmas diyarına, emeğin başkentine bir kez daha selam olsun!

Bugün, mutlan kararından sonra çıktığımız yolda 19'uncu şehirde sizlerle birlikteyiz. Gençlerin umuduyla, annelerin duasıyla her şehirde büyüye büyüye, büyüyerek yürüyoruz. Bu yürüyüş bir partinin, bir grubun, bir liderin yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş yok sayılan, hor görülen, karınca gibi ezilmek istenen bir milletin yürüyüşüdür ve buradan, Eskişehir'den haykırıyorum ki: Andolsun ki milletin azim ve kararlılığının önünde hiç kimse duramayacaktır!

Whatsapp Image 2026 07 07 At 14.06.00

"Türkiye'ye AKP'nin kara düzeni yerleşti"

Yıllardır bitmeyen, kronik hale gelen, öyle başladığı yılla falan anılmayan, 10 yılı bulan bir krizin içindeyiz. Çoklu krizler ortamının içindeyiz.

2018'de parlamenter sistem ortadan kaldırıldı. Yerine tek kişilik bir yönetim anlayışı getirildi. O günlerde itiraz etmiştik, o günden bugüne de hep birlikte çilesini çekiyoruz. Üzerinden tam 8 yıl geçti. O tarihten bu tarihe, bırakın 'Verin yetkiyi, görün etkiyi' diyenlerin; enflasyonla, hayat pahalılığıyla mücadele, dövizin düşürülmesi, işsizliğin azaltılması... O günden bugüne memleket bir felaketi yaşıyor. O günden bugüne milletin yüzü hiç gülmedi. Demokrasi zedelendi. Adalet keyfîleşti, liyakatsizlik derinleşti. İşsizlik, yolsuzluk, enflasyon, hayat pahalılığı... Her birisi daha kötüye gitti.

Enflasyonun belini kıracağız dediler, kırılan vatandaşın beli oldu. Ve 'Yeni bir sistem getireceğiz, iyi olacak' dediler; bu sistem Türkiye'ye gelmedi, maalesef o günden bugüne Türkiye'ye AKP'nin kara düzeni yerleşti.

"Hiç şüphe yok ki Türkiye'yi bu hale, ülkeyi 24 yıldır yönetenler getirdi"

Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşıyoruz, hep birlikte. Genç oranı yüksek, 86 milyon nüfusumuz var. Taşı sıksa suyunu çıkaran çalışkan insanlarımız var. Gözü kara müteşebbislerimiz var; iş insanlarımız, Anadolu kaplanlarımız var. Adamı ters diksen düz çıkan verimli, bereketli topraklarımız var. Tarihiyle, kültürüyle, turizmiyle dünyayı kıskandıran, önü açık, aslında büyümesi, gelişmesi, yükselmesi, zenginleşmesi engellenemez bir ülkemiz var.

Ama biz, ama biz Avrupa'da yoksullukta birinciyiz. Avrupa'da işsizlikte birinciyiz. Avrupa'da yüksek faizde birinciyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa'da birinciyiz. Maalesef ülkenin %80'i Afrika standartlarında yaşarken, ülkenin sadece %20'si Belçika standartlarında, Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Derin bir gelir adaletsizliği, kabul edilemez, eşitsiz bir servet dağılımı var.

Neden bu milletin hakkını yiyenlere kimse dokunmazken bu düzene karşı duranlara karakol, hapis, sürgün görünüyor? İşte oturup bunu düşünmek, meseleyi bu adaletsizlikten yararlananları görmek ve siyaset ki tarafını belirleme işidir, siyaset ki öncelik belirleme işidir; bugünkü iktidarın kimleri koruduğunu, yarının iktidarı, halkın iktidarının kimleri koruyacağının adını şimdiden söylemek gerekir.

Hiç şüphe yok ki Türkiye'yi bu hale, ülkeyi 24 yıldır yönetenler getirdi. Çünkü onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının önünde tuttular. Bizi var eden demokrasiden, adaletten saptılar. Zaten eksiklerimiz vardı; daha iyisini vaat ederek gelip adaleti tamamen bir partinin kararlarına bağladılar, demokrasiyi neredeyse tamamen ortadan kaldırdılar. Bilimden, ortak akıldan, kültürden, liyakatten tamamen uzaklaştılar. Kendilerinden olmayanlara zulümle muamele etmeye başladılar. Sonunda yozlaşmış, baskıcı, otoriter bir iktidara dönüştüler.

"Bu ülkeyi ilk seçimlerde sizden kurtarmaya kararlıyız, bunu böyle bilin!"

Örneğin; enflasyon rakamlarında Avrupa birincisiyiz. Gıda enflasyonunda; dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülke diye nitelendirilen Türkiye'nin, gıda enflasyonunda dünyada 5. sırada olduğunun altını çizen ve bu konuda sürekli partimize davet ettiğimiz, kadrolarımıza dahil ettiğimiz günden beri il il, köy köy gezen partimizin tarım politikalarından sorumlu başkanı Sencer Solakoğlu, gittiği her yerde partimizin... gölge kabinemizin gölge tarım bakanı...

Gittiği her yerde gıda enflasyonunun hangi sebeplerden olduğunu, tarımda yapılan yanlışları, yerine yapılmasıereken doğruları anlattığı için; hayvancılıkta, et üretiminde, süt üretimindeki yapılan yanlışlıkları, ne yapılırsa Türkiye'nin bu alanda dışa bağımlılıktan ette kurtulacağını, sütte paritenin –doğru paritenin– nasıl tutturulacağını, alım garantili üretimin nasıl yapılacağını anlattığı için ve bu iktidarın nasıl ithalatçıyı zengin etmek için et üreticisini perişan ettiğini, nasıl süt hayvanlarının bıçak altına gittiğini anlattığı için, nasıl doğru politikaların yapılmadığı için tarımda belirsizliğin, verimsizliğin bizi ne hale getirdiğini anlattığı için... 1 yıl öncesine kadar Bursa'da kendi çiftliğinde en iyi sertifikalarıyla işlerini yaparken, sadece şimdi 'Bu işler nasıl yanlış yapılıyor, doğrusu nedir?' anlattığı için bu iktidarın hedefi haline geldi. Tek bir örnektir ama kendisinin iş yeri, örnek gösterilen iş yerinin geçtiğimiz günlerde bütün sertifikaları iptal edildi.

Buradan iktidara sesleniyorum: Ama bizler; ama bu ülkede sizin yanlışlarınıza itiraz ettiği için hedefe koyduğunuz kim varsa, biz sizin karşınızda dimdik durmaya, onların arkasında durmaya, bu ülkeyi ilk seçimlerde sizden kurtarmaya kararlıyız, bunu böyle bilin!

"Yola, köprüye garanti var; emekçiye geçim garantisi yok"

Türkiye'deki ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, yıllık enflasyonun yüzde 32,11 seviyesinde olduğunu belirterek, bu oranla Türkiye'nin Avrupa'da birinci, dünyada ise en yüksek enflasyona sahip beşinci ülke olduğunu savundu.

Özel, açlık sınırının 35 bin 750 lira, yoksulluk sınırının ise 116 bin 500 lira olduğunu ifade ederek, en düşük emekli maaşının 23 bin 500 lira, asgari ücretin ise 28 bin lira olduğunu söyledi.

Sabit gelirle yaşayan milyonlarca kişinin geçim sıkıntısı yaşadığını belirten Özel, "Bugün ülkede sabit aylık alan 29 milyon emekli, işçi, engelli, dul ve yetim var. Hepsi açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Bir de hiç ücret almayan 12,5 milyon işçimiz var. Toplam 41,5 milyon kişiden bahsediyoruz" ifadelerini kullandı.

Özel, bu kesimin Türkiye nüfusunun neredeyse yarısına denk geldiğini belirterek, "41,5 milyon kişi açlık sınırının altına itilmiştir

36. NATO Liderler Zirvesi hakkında da değerlendirmelerde bulundu

Özgür Özel şu değerlendirmeleri yaptı;

"Ülkemiz bugün ve yarın devlet başkanlarının da bulunacağı NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Öncelikle öncelikle şunu söyleyeyim. Biz son yerel seçimin 1. partisi olarak böyle bir dönemde böyle bir ev sahipliğini önemsiyoruz. Elbette çok iyi bir ev sahipliği yapılmalıdır. Yabancı liderler heyetler ağırlanmalı. Türkiye'yi gelmeliler görmeliler. NATO'da sözümüz geçsin. Türkiye bölgesel ve küresel gelişmelerde söz ve karar sahibi olsun. Oyun kurucu bir ülke olsun isteriz. Ülkemizin milli menfaatlerinin iktidarıyla muhalefetiyle birlikte savunulmasını ve bu tip organizasyonların hep birlikte sahiplenilmesini arzu ederiz.

Ancak ne yazık ki üzüntülerimizi ne yazık ki sıkıntılarımızı ifade etmek durumundayım. Demokrasiyi ve adalet sistemini zayıflatan 86 milyonu kutuplaştıran kendi gibi düşünmeyenlere hukuksuzlukla müdahale eden iktidarın varlığında bugün Türkiye NATO liderlerini son seçimlerde o NATO liderlerinin Türkiye'de en bildiğiniz şehir neresidir dediğinde tereddütsüz ismini söyleyeceği İstanbul'un 3 seçim üst üste hem de karşısında meclis başkanı varken bir önceki son başbakan varken en güvendikleri bakanları şehircilik bakanı varken artan farklarla iptal edilen mazbatasına rağmen yenilenen seçimde artan farkla son seçimde milyonu geçen farkla kazanan belediye başkanının tutuklu olduğu. Bir sonraki seçimlerdeki cumhurbaşkanı adayımızın ön seçimde 15.5 milyon oy alan özgürlüğü için 25.5 milyon insanın imza verdiği cumhurbaşkanı adayımızın tutuklu olduğu. Partinin evlatları belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, bürokratlarımızın tutuklu olduğu. Türkiye'nin kurucu partisine Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin adaysızlaştırıldığı, kurumsuzlaştırıldığı, lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte bugün Türkiye'de NATO zirvesi yapılmaktadır.

Bugün bu NATO zirvesinden önce Avrupa'nin en önemli yapılarının raporlarında ana muhalefet partisi olarak okuduğumuzda utandığımız tespitler yer almaktadır. Maalesef maalesef ülkede Adalet Bakanlığı'nın başındaki kişi raporlarda ismiyle Avrupa'daki mal varlığıyla anılmakta. Bizim bu ifadelerimize Cumhurbaşkanı sen sus cevap verme dediği günler hatırılarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta. Raporları yazanlarla bir başına kendi polemiklere girişmekte ancak Türkiye'ye bu büyük utanç okumaktan memnuniyet duymadığımız böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO zirvesi Türkiye'de yapılmaktadır. Muhalefete saldıran kendinden olmayana hukuksuzlukla muamele eden bir iktidarın Türkiye'nin milli menfaatlerini savunamadığını ve savunamayacağını üzüntüyle görüyoruz.

Önce NATO salonlarından NATO salonlarının dışında yaşananlara birazcık değinelim. Haftalardır Ankara'mızda olağanüstü hal uygulanmaktadır. Kendi insanına çile çektiren anlamsız paronayak bir olağanüstü halin içindeyiz. Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 insan ev baskınlarıyla gözaltına alınmış önce 178'i tutuklanmıştır. Daha dün daha dün 100 gözaltı işlemi daha yapılmıştır. Bizim yasalarımızda önleyici gözaltı bile yokken yasakken önleyici tutuklama adı altında yani bunlar NATO sırasında gelirler eylem yaparlar diye insanlar özgürlüklerinden edilmiştir. Pikniğe giden Tema gönüllüleri tutuklanmışlar 75 yaşındaki emekli öğretmen Aytan Yakut tutuklanıp tepkilerden sonra serbest bırakılmış akademisyen Emel Memiş halen tutukludur. Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede böyle bir özgüvensizlik görülmemiştir.

Trump kendi ülkesinde yüzbinler milyonlar tarafından protesto edilebilerken Erdoğan Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte. Bundan yaşamsal bir kaygı duymakta. Eğer Trump'a burada birisi bir şey derse Trump benden desteğini çekecek vehmiyle Ankaralılardan utanmakta Ankaralıları evine hapsetmekte ve örneğin Filistin davasını savunan birinin Trump'a çıkıp Gazze'deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır. Yüzlerce insanın gözaltına alındığı meydanların kapatıldığı yolların bariyerlendiği esnafın iş yapmasının önüne geçildiği bir yerde ülkenin başkenti perişan haldedir. Milletin evinden işine gitmesi engellenmekte kamu görevlerine 1 hafta evden çalışma salık verilmektedir.

Bu kadar özgüvensiz bir yönetim anlayışı olmaz. Ülke adına bir utanç durumuyla karşı karşıyayız. Ülkemize gelen liderler heyetleri ne görecekler? Hayalet bir şehir. Ankara'ya gelip bir tane Ankaralı görmeden bir dükkana uğramadan polislerle dolu bomboş sokakları görüp Ankara'dan ayrılacaklar. Ülkenin yoksulluğundan utanmayanlar bunları liderlerin görmesinden utanıp panolarla bunları gizlemeye çalışmaktadırlar. Bu mudur Türkiye'nin imajı? Kimse kusura bakmasın bu güç değildir güçsüzlüktür. Bu acizliktir bu özgüvensizliktir. Kendi insanından korkan kendi insanından utanan onları bariyerlerin arkasına saklayan bir iktidarın ömrünün sonu gelmiş demektir. AK Parti tükenmiştir bitmiştir.

"Milletin buna rızası yoktur"

Özel Cumhuriyet Halk Partisi'nin geleceği hakkında şu ifadeleri kullandı;

Değerli Eskişehirliler. Ben öfkeyi anlıyorum. Ben uğralınan haksızlığı anlıyorum. İktidara yürürken bu karşı karşıya olduğumuz durumun yarattığı öfkeyi anlıyorum. Ancak öfke sözlerinin böyle dillendirilmesi yerine bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesi, bu enerjinin de kararlılıkla iktidar yürüyüşüne sevk edilmesi gerekmektedir.

Partimizi 47 yıl sonra 1. parti yapan kadrolarız. Ancak bu başarıyı kendimize, ekibimize falan yazmayız. Bu başarı 47 yıl sonra hep beraber doğru tespitler, doğru sözler ve hep birlikte ortaya koyduğumuz bir azmin eseridir. Biz Adalet ve Kalkınma Partisini kurulduğu günden sonra ilk kez yenen kadrolarız. Ben Erdoğan ile Genel Başkan olarak girdiğim ilk ve tek seçimde ben onu yendim, o henüz bugüne kadar bizi yenemedi.

Yani öyle 13 kere yarıştık, hep ben yendim diyen birisine, "Ne konuşuyorsun kardeşim sen? 1 kere yarıştık, orada da ben yendim." diyecek durumdayız.

O yüzden, o yüzden son kurultayın sonuçlarını hazmedemeyenlerle son seçimlerin sonuçlarını hazmedemeyenler mutlak sultanla mutlak butlan ittifakını kurmaya çalışıyorlar, bu milletin bu milletin buna rızası yoktur. Bunun cevabını milletimiz, seçilmişlerden yana koyduğu iradesiyle sokaklarda, meydanlarda vermeye devam ediyor.

Birileri, birileri partiyi karpuz gibi ortadan bölmek ya da "Hadi ortadan olmasa yüzde 60'a 40 olsun, hiç olmadı yüzde 30'a 70 olsun." hevesindeyken bizim bir ve bütün olarak bir arada olduğumuzu bütün millet görmektedir. Biz bir bütünüz, ayrılanların, farklı düşünenlerin matematiksel ve siyasi bir karşılığı yoktur. Bu vicdansızlığın en kısa sürede son bulmasını bekliyoruz.

Ankara'da, Ankara'da meclis kapanınca, yollar kapanınca Ankara'da bu grup toplantısının yapılmasının fiili imkanları kalmayınca, bu grup toplantısını nerede yapalım deyince geçen hafta bir ve beraberce seçilmiş en genç il başkanlarımızdan biri Talat Yalaz'ın mücadelesini görünce, Eskişehir'in, Eskişehir'in 1-2 istisna hariç gelmiş geçmiş bütün seçilmişlerinin bir arada olduğunu, milletin de arkalarında olduğunu görünce bu grubu Eskişehir'de yapmaya karar verdik.

Demokrasinin, adaletin, ekonominin bu kadar kötüye gittiği bir süreçte onların istediği bizi daha kötüye götürmek. Susturmak, sindirmek, teslim almak iken bütün hesapların terse döndüğünü, masa başı planların geri teptiğini ve Adalet ve Kalkınma Partisi'nin eleştirilmeye, yalnızlaşmaya ve kendi içinde de bir hesaplaşmaya girdiğini, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş kadrolarının ise milletle birlikte yürüdüğünü büyük bir memnuniyetle görüyorum.

Butlan kararından beri, butlan kararından beri sabırla, sağduyuyla bekliyoruz. Aklıselimin hakim olmasını bekliyoruz. Milletin safında durmaya devam ediyoruz. Çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz. Partimizi geri almak için sonuna kadar hukuki, siyasi ve fiziki bir mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Ama işgal bitmezse kimse enseyi karartmasın. Ne bu parti ne bu millet çaresiz değildir, seçeneksiz değildir.

Bu yürüyüş, bu yürüyüş benden, benim adımdan, arkadaşlarımızın adından çok daha büyük bir yürüyüşdür. Bu yürüyüş Ekrem Başkanı unutmayan, Mansur Başkandan ayrılmayan, Yılmaz Hocanın elini bırakmayan bir yürüyüşdür. Bu yürüyüş kimse endişe etmesin ki millete güvenenlerin, milletle birlikte başaracakları, milletle birlikte hedefe ulaşacakları bir yürüyüşdür.

Oy oy, zarf zarf, sokak sokak kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Sokak sokak, meydan meydan büyüyoruz, büyümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüşte pusulamız millettir. Rotamız iktidardır, hedefimiz iktidardır. Hepinize, hepinize inanıyorum. Hepinize güveniyorum. Yolumuz açık olsun, yolunuz açık olsun."

Kaynak: Eskisehir.net Haber Merkezi