İstanbul’da yaşanan ve 3 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketinin ardından kentlerdeki altyapı ve yapılaşma sorunları yeniden gündeme geldi. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Orkun Kılıç, selin doğal bir olay olduğunu ancak yanlış şehirleşme ve müdahaleler nedeniyle afete dönüştüğünü belirtirken Eskişehir’de İstanbul’daki gibi büyük bir tehlike görmediğini ifade etti.

"Sel felaketini insan eliyle büyütüyoruz”

Sel felaketlerinin oluşumunda yanlış yapılaşmanın etkili olduğunu belirten Kılıç, “İstanbul'da üç vatandaşımız vefat etti. Onlara Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu sel felaketini her zaman olduğu gibi, biz hep depremde aynı şeyi söyleriz. Deprem bir doğal afettir, afete çeviren insanlar diye. Bu maalesef ki sel içinde geçerli. Sel aslında bir doğal olay. Hatta bakış açınıza göre bereket olarak da bunu yorumlayabilirsiniz. Ama bu kadar yağışın yağdığı bir günü biz bereket olarak değil de felaket olarak yorumluyorsak burada biraz kendimizi sorgulamalıyız. ‘Neden biz bu işi böyle yaptık?’ diye. Şimdi İstanbul'da olan şey aslında çok basit bir konu, dere yataklarını imara açmak. Dere yatağına siz konut yaparsanız veya dere yatağını kapatırsanız, dere yatağını daraltırsanız, bir sel geldiği zaman bu dere yatağı bunu taşıyamıyor. Taşıyamadığı için rahatça geçişini sağlayamadığı için bu bir taşkına sebep oluyor. Önüne kattığı şeyi, arabaları sürüklüyor, bazı evleri yıkabiliyor ve insanların ölümüne sebep olacak kadar felaketlere dönüşebiliyor” diye konuştu.

“Akış kanalı oluşturulmalı”

Eskişehir’de özellikle Teksan Sanayi Sitesi ve Estim girişinde yaşanan su birikintilerine dikkat çeken Kılıç, “Eskişehir'de ölçeğinde bakarsak, Eskişehir'de İstanbul gibi tehlikeli bir durum arz edecek bir şey görmüyoruz ama Eskişehir'de de daha böyle ulaşımı engelleyebilecek, altyapılara zarar verebilecek düzeyde sıkıntıların olduğu noktalar var. Bunlardan bir tanesi Teksan Sanayi sitesinin olduğu yer. Özellikle Estim girişinde çevreyolunun paralelinde arabalar ciddi bir su yüksekliği içerisinde kalıyor. Bir de bir iki araba da bozulursa o sudan dolayı, trafik çok ciddi sıkışıyor. Bu tarz olumsuzluklar yaşıyoruz şu an. Tabii bu daha büyük bir yağmur geldiğinde bu sorunun şiddeti de artarak devam edecek o bölgede. Onun sebebi şu, orada çok sanayi sitesi yapıldı ve o Teksan diye adlandırdığımız yukarıda da çeşitli yapılan siteler var. Orası tepelik bir arazi, yüksek kotlu bir arazi. Orası normalde doğada nasıldı? İçinde küçük dere yatakları vardı, ekilen biçilen yerlerdi, bir bitki örtüsü vardı, toprak vardı. Biz gittik orayı sanayi sitesine çevirdik. Kilit taşıyla döşedik. Bir yağmur yağdığı zaman direkt akış haline geliyor. Yağmur suyu hattı da yok o bölgede bildiğim kadarıyla. Orada direkt akış haline geliyor bu o koca yüzeye yağan bütün yağmur, kilit taşının üzerinden ve altından akış haline geliyor. Aşağıda Emko sanayi sitesi var, o biraz daha aşağı kotta. Estim'in girişine kadar birikiyor ve orada suyu oluşturuyor. Orada ne yapmak lazım? Özellikle DSİ'nin de öngördüğü yerlerde onları tespit edip bu akış kanalları oluşturup, gelecek suları, selleri oradan toparlayarak uzaklaştıracak kanalları o bölgede teşkil etmek lazım” dedi.

“Kanallar doğal bir drenaj vazifesi görüyor”

Kılıç, “Eskişehir'de iki tane bu sellerde işimize yarayan avantajlı noktamız var. Sağ ve sol sulama kanalları dediğimiz. Bu sulama kanallarından bir tanesi bu Anadolu Üniversitesi'nin önünden geçip işte Muttalip’e doğru devam eden Çamlıca'dan gelip oraya giden bir sulama kanalımız var. Bu tamamen üstü açık şekilde devam ediyor. Dolayısıyla şehirde ciddi yağışlar olduğu zaman buraya sular ulaşan sular en azından buradan tahliye edilebiliyor rahatlıkla. Diğer sulama kanalımız da Osmangazi Üniversitesi'nden geliyor. Göztepe'nin oradan Akarbaşı, oradan devam ediyor ama Akarbaşı ile Gökmeydan arasında biz bunun üzerini kapattık. Aslında üzeri kapalı olmasa ileride bizim gelecek ciddi bir selde bu kanallar doğal bir drenaj vazifesi görecek. Yani bizim bir taşkın koruma kanalımız gibi de çalışacak aslında ama biz oranın üzerini kapattığımız için mesela oralar içerisine o taşkını alamazlar şu an” diye konuştu.

“50 yıldır su akmıyor diye risk ortadan kalkmıyor”

Kılıç, “Hamamyolu’nda bir deremiz vardı biliyorsunuz. Oranın mesela üzeri kapatıldı. Aslında bu derede sel gelince kendisini alıp götürecek bir kanal olarak bize hizmet verebilecekken şu an üzeri kapalı olduğu için o da o hizmeti veremiyor. Yani şehir genelinde şunu yapmamız lazım. DSİ'nin de görüşlerine bakarak biz neleri kapatmışız, neleri açabiliriz gibi bu gözle irdeleyerek bu kanalları şimdiden açmak lazım. Bir de dere yatağı dediğimiz zaman halkımız şöyle bir şey anlıyor: ‘Burada bir dere yatağı var ama ben burada 50 yıldır su olmadığını gördüm’ diye. Zaten imarlaşma da öyle başlıyor aslında. Bir görüş var, burası dere yatağı ev yapmayın diye ama bakıyorsunuz 100 yıldır orada su yok. Sel dediğimiz şey illa 50 yıl, 100 yıl değil, yani 500 yıllık bir feyezan da gelebilir. Aynı deprem gibi periyodsal düşünüyoruz bunları da. Bin yıllık da gelebilir, 500 yıllık da gelebilir. Yani bu 50 yıldır oranın kuru olması önümüzdeki 10 yıl içerisinde kuru kalacağı anlamına gelmiyor. Ciddi bir sel geldiği zaman oradan geçeceği anlamına geliyor ama. Onun için oraları imara kesinlikle açmamamız lazım. Şimdi imar planları yapılırken DSİ'den görüş alınıyor. DSİ yanlış hatırlamıyorsam 1954'te kurulmuş bir kurum. Ondan beri de bu görüşleri veriyor. İmar planları yapılırken buradan görüş alınıyor. DSİ'nin de 25.000'lik haritalarında bu dere yatakları işli. DSİ de buralara koruma bandı koyuyor. Yani ‘Buralara yaklaşmayın, yapılaşma yapmayın, buralara dokunmayın’ diyor. Fakat DSİ bunu dedikten sonra bunu gidip kontrol etmiyor. Bu onun görevi de değil zaten halihazırda ama görevi olmalı mı veya bunu kim kontrol etmeli? Bunlar tartışılması gereken konular. Çünkü burada bu görüş verilmiş, burası imara açılmasın denmiş ama süreç içerisinde burası imara açılıyor veya buraya bir yapı yapılıyor. Yavaş yavaş veya kaçak yapılar yapılıyor. Sonra o kaçak yapıları biz rehabilite edelim diyorlar. Aynı yerden imar düzenlemesine gidiliyor derken dere yatakları kapatılmış oluyor. Bu konu çok ciddi ele alınmalı” ifadelerini kullandı.

“Geciktirme yapısı önerisi”

Kılıç, “İstanbul'da şu an üç vatandaşımız vefat etti. Orada şu çok iyi irdelenmeli: Bu imar planları yapılırken bu görüş alınmış mı? Görüş alındıysa bu görüş ne şekilde verilmiş? Neden uyulmamış? Kim uymamış? Bunların ciddi bir şekilde ortaya konması lazım. Eskişehir'de de bu gözle bunların bir elden geçirilmesi lazım. Eskişehir geçmişte taşkınlar yaşamış bir şehir fakat sonra Porsuk Barajı yapılıyor tabii bir de Sarısu var. Sarısu da taşkın oluyor biliyorsunuz. Bir de Porsuk ile Sarısu'nun pikleri de aynı anda artış gösteren sular olduğu için Porsuk Barajı yapıldıktan sonra da bir müddet taşkınlar oluyor Eskişehir'de. Çünkü Sarısu da taşıyor. Sarısu'da da bir geciktirme yapısı var. O da şehrin içinde kalmış durumda. Yani bir sel geldiği zaman Sarısu biraz daha geç girsin, Porsuk deşarj edelim, Sarısu'yu arkadan aynı anda değil de sıralı gelsin diye geciktirme yapısı dediğimiz onun da mesela bir şehrin girişine alınması gerekiyor. O da çok ciddi maliyetlerden dolayı ertelenmek zorunda kalıyor. Mesela o konu hükümet desteğiyle veya çok ciddi kredilerle belki gündeme getirilebilir ve bir gecikme yapısı yapılabilir” diye konuştu.

“Porsuk Barajı için deprem ve ömür uyarısı”

Kılıç, “Porsuk Barajı’nın da iki noktada incelemek lazım. Birincisi bu barajlar yıllar içerisinde su tabii geçtikçe sedimenter malzeme dediğimiz çökerler oluşuyor o suyun taşıdığı. Bunlar da doldukça barajın ömrü bitiyor aslında, su tutma kapasitesi azalıyor. Bu açıdan irdelenmesi lazım. Bunun tabii irdelenmesi lazım derken belki de irdeleniyordur. DSİ belki de bakıyordur buna. Sedimenter birikmesinden dolayı Porsuk Barajı’nın ömrü ne kadar kaldı, buna bir bakmak lazım. Yenisi yapılması gerekiyor mu? Bunlar çünkü uzun vadeli yatırımlar ve çok ileriyi öngörerek yapılması gereken, dolayısıyla bugünden planlanması gereken yatırımlar. Porsuk'un o dar uzun havza yapısı sebebiyle ömrü daha uzun süreler devam edecek de çıkabilir bunun incelemesinde, o bir avantaj” dedi.

“Depremde Porsuk Barajı’nın zarar görmesi çok büyük faciaya sebep olur”

Kılıç, “Porsuk Barajı 1950'lerde yapılmış sonra gövdesi yükseltilmiş bir baraj ama bugünün özellikle bu son fay çalışmalarından sonra yer bilimcilerle beraber bir daha irdelenmesi lazım. Çünkü o bölgeden geçen faylar olduğu söyleniyor. Bu geçen faylardan Porsuk Barajı’nı etkileyecek bir fay var mı? Porsuk Barajı bir fayın üstünde olabilir mi veya Porsuk Barajı bir depremden etkilenir mi? Bunun gerçekten analiz edilmesi lazım. Çünkü bir deprem esnasında Porsuk Barajı’nın zarar görmesi çok büyük bir faciaya sebep olur. Biz o zaman hem deprem hem sel felaketinin çok da büyüğünü yaşamış oluruz. Dolayısıyla Eskişehir için özetleyecek olursak Porsuk Barajı ömür ve depremsellik açısından mutlaka incelenmeli. Şehrin içinde kalan o sulama kanallarının üstünün kapatılması açılması konuları değerlendirilmeli. Hamamyolu’ndaki dere tekrar açılıp rehabilite edilmeli mi? Bu tartışılmalı uzmanlarla ve bizim bu bahsettiğimiz sanayi sitesinde de yine DSİ ile görüşerek onların öngördüğü yerler var mı? Buralarda bir kanal deşarj kanalları oluşturabilir miyiz? Bunları taşkın koruma kanalları olarak kullanabilmeli miyiz? Bu çalışmaların yapılması lazım” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Seren Çatalçam