Türkiye Güçsüzler ve Kimsesizlere Yardım Vakfı Eskişehir Şube Başkanı Yasemin Nazlı Öztürk, vakfın çalışmaları ve hedeflerine ilişkin açıklamalarda bulundu. 1986 yılında Gülgen Dural öncülüğünde 30 gönüllüyle kurulan vakfın bu yıl 40. yılını kutladığını belirten Öztürk, Türkiye genelinde 4 şubeyle faaliyet gösterdiklerini ifade etti.
Eskisehir.Net'te yayınlanan "20 Dakika" programına katılan Türkiye Güçsüzler ve Kimsesizlere Yardım Vakfı Eskişehir Şube Başkanı Yasemin Nazlı Öztürk, "1986 yılında 30 gönüllü ile birlikte Ankara Keçiören'de Gülgen Dural tarafından kuruldu. Vakfın pek çok faaliyetleri var. Türkiye geneli bu sene 40. yılımız, tabii bunun mutluluğunu ve huzurunu da yaşıyoruz. 4 tane şubesi var, biz Eskişehir şubesiyiz. Eskişehir şubesinin esas kuruluş amaçlarından bir tanesi de vakfımıza ait olan Eskişehir'de Mihalıççık'ta bulunan Selami Vardar Yaşlılar Köşkü'nün ihtiyaçlarını karşılamak, orada kalan yaşlılarımıza maddi manevi her anlamda destekler vermek, onların arkasında olduğumuzu bilmek, onlar için elimizden gelenin daha fazlasını yapmak adına Eskişehir şubesi faaliyetlerini yapmaktadır. Kendi el emeklerimizden önceliğimiz bizim, 14 kere Eskişehir'de gerçekleştirdiğimiz tasarım ve el sanatlarına dayalı bir kermes yaptık. Bunda hiçbir şekilde dışarıdan bir şeyler satın alarak değil, tamamen kendi el emeğimiz, kendi ürünlerimizden oluşan bizlere ait vakıf el ürünlerini tasarlayarak ve bunların satışını gerçekleştirerek huzurevine destek olduk. İftar yemeklerimiz var. Sağ olsun Eskişehir halkı bizi seviyor ve güveniyor. Çok ciddi bir katılım oluyor her yıl. Vakfımız çok siyasi bir şeyi kapsamadığı için daha çok yardım amaçlı, öyle olduğu için de insanlar bize iftar yemeklerimizde daha bir duyarlı, bağışlar o konuda keza öyle geliyor. Zaten bütün bunlar huzurevinin ihtiyaçlarını karşılamak adına organize ediliyor. Bunun yanında gezi programlarımız var, kültür gezilerimiz var. Bunları yapma sebebimiz hem vakfı tanıtmak hem de belli bir gelir elde ederek tekrar ihtiyaçları karşılamak adına yapıyoruz" diye konuştu.
"Çiftlik havasında bir huzurevi"
Öztürk, "Huzurevimiz şu anda tam dolu gibi diyeyim size ama sayımız o kadar değişken olabiliyor ki. Kadın ve erkek karma. Yani çünkü yaşlı insanlar oldukları için ölümlerle bir kayıp yaşayabiliyoruz. Bu yani 2-3 gün içinde çok da fark edebiliyor, o yüzden tam bir rakam vermiyorum ama şu an için dolu çalışıyor huzurevimiz. Başvurular tabii ki yoğun çünkü biz ilçede bir huzureviyiz. İlçede olmamızın çok güzel avantajları da var. Çünkü bir 20 dönümlük bir bahçesi var burada; kiraz bahçeleri, meyve ağaçları, bahçesi ekilebiliyor, yürüyüş alanları olan bir huzurevi. El sanatlarıyla ilgilenen hobi hocalarımız, kim ne istiyorsa; yani Kur'an öğrenmek isteyene Kur'an, küçük bir mescidimiz var orada başka faaliyetler sürüyor. El işleri, bulmacalar çözülüyor. Bir yaşlının evde ne yapabiliyorsa bizde de onu yapabiliyor. Daha avantajlılar çünkü orada bir çiftlik havası gibi orası da, o şekilde bir yaşam sürüyorlar" dedi.
"Toplum duyarlı değil"
Öztürk, "Bizleri bilir ve tanırlarsa gerçekten yardımların yeterli olacağını düşünüyorum ama çok duyarlı mıyız derseniz çok duyarlı değiliz bu konuda. İnsanlar sadece mesela biz Ramazan'da böyle bir şeyi çok güzel oturttuk yapabiliyoruz. Bizim iftar yemeğimize katılarak hem bağış sonrasında da zaten bağışlarımız banka hesap numarası ve bizlere de verildiği takdirde makbuz karşılığı oluyor. Herhangi bir bağışı öyle hiçbir almıyoruz elden ele. Şu anda aktif olarak çalışan 30 gönüllü arkadaşım var. Onlar iletiyorlar, makbuzlarını tekrar götürüyorlar, aracılık yapıyorlar. Bağışlar bu şekilde olabiliyor bizlere ama ben maddi bağışın yanında da huzurevlerine giderken çok zorlanmıyoruz ama yine de daha duyarlı olarak diyeyim sizlere, bizlerle gelsinler orada nereye bağış yapıyorlar, oradaki insanların yaşam koşullarını daha ne kadar iyileştirebiliriz birlikte görelim yani bu işler biraz birliktelik ve sürdürülebilirlik istiyor. Ben bunu istiyorum sadece" diye konuştu.
"Kendi istekleriyle gelsinler"
Öztürk, "Çocukları olan da kalabiliyor, kimsesi olmayan da kalabiliyor. Şimdi huzurevine ihtiyaçlar bazen zorunluluktan doğuyor. Yani çocukları yurt dışında olabilir ya da bir engeli olabilir ya da imkansızlıklar olabilir. Hani burada çok da aileyle yatan yaşlının arasını bir ihtiyaç üzerine de yatıyorlar ama onun yanında mesela kendi isteyerek de gelenler var. Tabii ki kendi isteyerek gelenleri çok daha iyi önemsiyorum çünkü bir insan kalmak istediği yeri kendi istediği zaman orayı çok daha güzelleştirebiliyor, daha kolay adaptasyon süreci oluyor ama zorla yani ya da zorla demeyeyim ama yani ihtiyaç üzerine 'Hadi biz seni bırakalım ama daha sonrasında alacağız' diyerekten bir bırakılırsa o beklenti bizi de yoruyor yaşlıyı da yoruyor. Böyle yapılmasını istemiyorum. Doğrusu söylensin çünkü kalacakları yerde çok mutlu olacaklar kendileri gibi insanlar var. Birlikte zaman geçirecekler ve onlara ihtiyaçlarını karşılamak üzere orası var. Bence kendileri isteyerek gelsin" ifadelerini kullandı.
"Zorlanıyoruz ama yapıyoruz"
Vakfın kamu desteği almadan faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade eden Öztürk, “Biz devlet desteği almıyoruz, alamıyoruz diyeyim. Belediyeler de bu konuda suçlayıcı değil, yanlış anlaşılmasın ama çok destek veremiyorlar biraz da ilçede olmamızdan dolayı biz Büyükşehir'e bağlıyız ama burada zaten Eskişehir'de de ihtiyaçlar var, şimdi ilçede de bir ihtiyaç var. O yüzden biz biraz daha kendi işini kendi gören bir vakıfız diyelim. Zorlanıyoruz ama yapabiliyoruz. Bir yaşlıyı huzurevine kapatıp 'burada sen ömrünün geri kalanına idame ettir' demek ne kadar doğru? Çünkü onlar yaşamın içinden geldiler ve yaşamları hala devam ediyor. Onlara imkanlarımız ölçüsünde piknikler yapıyoruz, kültür gezileri yapıyoruz. İstiyorlarsa izinle Eskişehir'e gelip burada kalıp burada vakit geçirip bazı özel ihtiyaçlar, belki yemek istediği bir şey var onları falan yapıp eşini dostunu görerek tekrar gidebiliyorlar. Bence olması gereken de bu. Huzurevinde devamlı değil de bu tür etkinliklerin içinde olmaları onların yaşam umutlarını çok güzel artırır" dedi.
"Hayırseverleri bekliyoruz"
Öztürk, "Manevi olarak şöyle; yetişememekten yoruluyorum. Her daim olamıyorum, yetişemiyorum ama arkadaşlarım, ekibim bilirler... Benim çok özverili, çok güzel Eskişehir’de çalışan bir ekibim var. Onlara sizlerin nezdinde ayrı ayrı hepsine çok teşekkür ediyorum. Gerçek bir gönüllülük esasına göre yapıyoruz bu işi. Yani ekip uyumu olmazsa başarı olmaz zaten. Bizde herkes çok özverili, fedakar ve bir vakıf sorumluluğunu taşıyarak bu işi yaptıkları için ben şanslı bir başkanım. Birlikte güzel çalışmalarımız var. El işlerini falan birlikte yapıyoruz tabii ki. Orası bir atölye gibi... Aslında tabii ki bir büro ama büronun ziyadesini bir atölye gibi çalışıyoruz biz. Sürekli bir üretim halinde oluyoruz ve her daim bizim elimizde vakıftan da satışlarımız var. Yani sadece kermesi beklemek doğru değil. Bizi bilenler biliyor zaten; hediyelik almak isteyen ya da yardımcı olmak isteyen, çok güzel ürünler olduğu için giren zaten mutlaka alıp bir şeyler çıkıyor. Eskişehir’in daha çok bu konuda bizleri gelerek, görerek yerimizde bunları almalarını rica ederiz yani. Zaten aldıklarında bağımlı olurlar, o kadar da iddialı konuşuyorum; güzel ürünler çünkü, tasarım ürünleri. Şubemiz Valilikle Emniyet Müdürlüğü’nün arasında, 7. Noter var; en kolay adres olarak öyle söyleyeyim. Arifiye Mahallesi, Kıbrıs Şehitleri Caddesi No: 33, Yunus Erkaplan İşhanı diye geçiyor, 4. kattayız. Camlarda zaten vakfın logoları ve isimlerimiz de yazıyor. Altımızda 7. Noter var, onun 4. katını kullanıyoruz. Buraya geldiklerinde hem vakıf hakkında bilgi alırlar hem arkadaşlarımızın çalışmalarına birebir şahit olurlar. Bekliyoruz hayırseverlerimizi" diye konuştu.
"Sadece özel günlerde değil, her zaman ziyaret edilmeli"
Öztürk, "İstediğiniz zaman zorlukları aşabiliyoruz aslında. Yani her şey istemekle ve gönül vermekle başlıyor. Biz 'seversek sevileceğimizi' Yunus Emre’nin şehrinde yaşayan birisi olarak... Böyle bir felsefe içinde olunca da insanlara yaklaşımımız bu şekilde oluyor. Elimizden geldiğince oradaki yaşlılarla birebir ilgilenerek, onları dinleyerek, onlarla güzel vakit geçirerek... Tabii ki üzülüyoruz; üzüntümüz şu yönde; yani acımak değil, bakın yanlış anlaşılmasın. Oraya gittiğimizde acıyarak değil, sadece daha fazla ne yapabiliriz, daha nasıl yanlarında olabiliriz... Çünkü şöyle bir şey var, ben bir sürdürülebilirlik istiyorum. Normalde huzurevleri insanların rutin bir alışkanlıkları var; ya Anneler Günü'nde gidecek, ya bayramda gidecek, ya Babalar Günü'nde ya böyle bir özel günde ziyaret. Oysa orada sizden bizden birisi var. Hepimizden birisi var. Bir yaşlı çınarımız var, orada bir duayen var; bilgileriyle, anlatımıyla oradan faydalanabileceğimiz... O yüzden bu tür ziyaretleri daha yıl içine yayarsak, fırsat buldukça, bir maneviyat anlamında bir sıkıntı yaşadığımızda onları ziyaret ederek, onlara sevdiği bir şeyi götürerek sık ziyaret etmeliyiz" ifadelerini kullandı.





