Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Eskişehir Şube Başkanı Sevgi Akmen, kız çocuklarının eğitim hakkından mahrum bırakılmasına, eğitim sistemindeki laiklik tartışmalarına ve gençlerin artan umutsuzluğuna dikkat çekti.
“Çok sayıda proje yapıyoruz”
Eskisehir.net’te yayınlanan “20 Dakika” programına konuk olan ÇYDD Eskişehir Şube Başkanı Sevgi Akmen, “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş topluma ulaşmayı hedefleyen bir sivil toplum kuruluşu. 37. yılımızı da tamamlıyoruz. Aynı zamanda projeci bir sivil toplum kuruluşu; çok sayıda proje yapıyoruz. Geçen hafta ‘Köyde Şenlik Var’ projemizi Çifteler'de dört gün boyunca yaptık. Mentorluk projemiz yoğun bir şekilde devam ediyor. Onun dışında kentteki organizasyonlarla da her zaman yer alıyoruz. TÜYAP Fuarı devam ediyor. Yine bu hafta sonunda Odunpazarı Belediyesi'nin festivalinde olacağız. Çok sayıda etkinlikte ve projede hem üniversite öğrencilerimizle hem ortaöğretim öğrencilerimizle hem de ebeveynlerimizle devam ediyor. Burs bizim önemli etkinlik alanlarımızdan. Kardelenler projesi zaten bilinen bir proje; yurdumuzun çeşitli yerlerinde maddi güçlük içinde olan başarılı kız öğrencilerimize burs desteğiyle başlamış ama şimdi hem üniversitede hem ortaöğretimde çok önemli sayıları bulduk. 100.000'i geçen kardelenimiz oldu Türkiye çapında, 69.000'i geçen de üniversite öğrencisine bugüne kadar burs verildi. Aslında burs yaşama bir dokunuş, küçük bir katkı; ama bazen o katkılar gerçekten o kişinin yaşamını tamamıyla değiştirebiliyor. Özellikle Anadolu'daki kızlarımızın çok hikayeleri anlatıldığı için, gerçek yaşam öyküleri... oradan da ‘Kardelenler’ kitabından, Ayşe Kulin'in Kardelenler kitabından izleyicilerimiz okuyabilirler. Çok kardeşli ailelerde, maddi güçlük içindeki ailelerde bu çok önemli bir katkı oluyor” diye konuştu.
“Kadın üzerinden siyaset yürütülüyor”
ÇYDD Şube Başkanı Akmen, “800.000 civarında kız çocuğunun eğitim hakkından yararlanamadığına dair çeşitli raporlar var. Ki bu sayının daha da yüksek olduğu tahmin edilir çünkü hepsi kayda geçmiş değil. Maalesef ülkemizde hala kız çocuklarının okula gitmesiyle ilgili, bir de şimdi biliyorsunuz bu 4+4+4 yasasıyla birlikte aslında zorunlu olmasına karşın ilk 4'ten sonra kız çocuklarının okullaşma oranında büyük bir düşüş var. Bu yasa çıkmadan önce de bizim çok defalarca ifade ettiğimiz bir durumdu fakat o dönem toplumsal muhalefet yeterli olamadı veya sözümüzü dinletemedik ki maalesef tahminler doğru çıktı. Okullaşma oranında düşüş oluyor özellikle ortaöğretime gelindiğinde. Onun dışında da tamamıyla eğitim hakkından mahrum kalan kız çocukları da hala var. Üzüntü verici; yani biz velilerimizde bile, ki batıdaki bir kentiz, Eskişehir çok daha okuma yazma seviyesi yüksek bir kent olmasına rağmen, bizim velilerimizde bile çok genç yaşta olmasına rağmen okuma yazma bilmeyen olduğuna tanık oluyoruz. Tabii onlar için hemen eğitim planlıyoruz, onların hemen ilgili kurumlara gitmesini sağlıyoruz, destek veriyoruz ama bu tabloyu görmek gerçekten üzüntü verici. Tabii burada bir politik duruş, politik tercihin de maalesef kız çocuklarına dönük etkisi, daha doğrusu devamında kadınlara dönük politik tarzın çok çok etkisi var. Kadınlara bakış açısı daha farklı; yani biz kız çocukları okusun, meslek sahibi olsun ve kendi ayakları üzerinde dursun, en başta ekonomik bağımsızlığını kazansın diye bir çaba içindeyiz Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olarak ama mevcut yönetim maalesef o dikkat içinde değil, biraz daha farklı bir yaklaşımda. Kız çocukları bir an evvel evlensin, daha çok çocuk sahibi olsun... Hatta biliyorsunuz geçenlerde ‘10 çocuk sahibi olana araba’ gibi çok akıl dışı politikalar bile geliştirilebiliyor. Oysa ki kadın bir üreme mekanizması değil; yani o 10 çocuk sahibi olmak o kadın için nasıl bir duygudur, ekonomik bakımdan nasıldır... Bunlar hiç düşünülmeden maalesef kadın üzerinden siyaset yürütülüyor” ifadelerini kullandı.
“Laikliği reddeden bir eğitim sistemi”
Akmen, "Yani biz her fırsatta bu eğitim sistemiyle ilgili sıkıntıları dile getiriyoruz. Milli Eğitim Bakanı’ndan başlamak lazım. Milli Eğitim Bakanı, biliyorsunuz daha göreve gelmeden önce de şeriatı öven, 'Keşke bizim seviyemiz o kadar yüksek olsaydı da şeriatı övebilseydik' diyebilecek seviyede farklı bir bakış açısında. Aslına bakarsanız eğitim sistemi dincileşen ve piyasalaşan özellikte şu anda. Yine yakın geçmişte hatırlayın; Gençlerden Atatürk’e Mektup konusunda Eğitim-İş’in bir duyurusu olacaktı, okullarda buna izin verilmedi. Yine Milli Eğitim Bakanı, Atatürk’e hakaret eden kişiyle fotoğraf vermekte hiçbir sakınca görmüyor. Sonra 'Yeni Yüzyıl Maarif Modeli' çıktı biliyorsunuz. Yeni yüzyıl zaten mevcut iktidarın sloganı; yani tamamıyla bir ideolojik öğrenci yetiştirme projesi. Dindar ve kindar nesil yetiştirmeyi zaten ifade etmişlerdi. Bu ÇEDES projesiyle daha katlanmış vaziyette. Biz 'Tarikat' diyoruz, Bakanlık 'Sivil Toplum Kuruluşu' diyor. Ama bu tarikatlarla yapılan protokoller sonucunda çocuklar büyük bir dini eğitim baskısı altında. Oysa ki okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri zaten var ama ona rağmen din görevlisi, imam, vaiz gibi kişiler okullara girmiş vaziyette. Hatta öyle bir noktaya gelmiş ki, geçtiğimiz günlerde yine basına yansındı; 'Camide Şenlik Var' diye bir müftülükler aracılığıyla proje başlatılmış. Yani inançlara saygının gereği cami ve şenlik kelimesi nasıl yan yana geldi, bu nasıl bir de talimat olarak müftülükler aracılığıyla okullara iletildi? Özellikle 12 yaş altındaki çocukların soyut düşünme yeteneği gelişmediği için bu çocuklara işte günah, sevap, cennet, cehennem gibi kavramları vermek gerçekten daha sonraki yaşamları için çok sıkıntılı. Tabut başında ağıt yakmalar, kabir törenleri gibi yani o yaştaki çocukların dünyasını çok etkileyecek farklı uygulamalar yapılıyor. Bu eğitim sistemi en başta laikliği reddeden bir eğitim sistemi. Biz laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunuyoruz. Kamusal eğitim de önemli. Şimdi dikkat ederseniz eğitimde özelleştirme de çok hızla yaygınlaşıyor. Kamu kurumlarındaki bu eğitim sisteminden rahatsız olan aileler olabildiği kadar bütün imkanlarını zorlayıp özel okullara çocuklarını göndermeye çalışıyor ama bu da çok büyük bir eşitsizliğe neden oluyor. Oysa ki bizim anayasamızın 42. maddesi, devlet eliyle eğitim hizmetinin verilmesi gerektiğini ve Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini özellikle ifade ediyor. Ama yani en başta Milli Eğitim Bakanı Atatürk’e bu kadar uzakken Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı işler de maalesef çok uzak bir şekilde devam ediyor” dedi.
“Eğitim yuvası ölüm yuvasına dönüşmemeli”
Okullardaki şiddet olaylarına yalnızca güvenlik önlemleriyle yaklaşılmasını eleştiren Akmen, “En temel eleştiri bizim açımızdan konuya güvenlik odaklı bakılıyor olması. Sadece güvenlik önlemleri olarak bakıldığı zaman çok yüzeysel bakmış oluruz konuya. Oysa ki konunun çok derinlikli başka boyutları var; sosyal dışlanmışlıktan tutun ekonomik zorluklara ve şiddetin o çocuğun bulunduğu ortamda normalleştirilmesine kadar çok çok sıralayabileceğimiz etken var. Yani eğitim yuvasının bir ölüm yuvası haline gelmiş olması adeta... Çok abartılı bir ifade kullanıyorum ama ne yazık ki bunu yaşadığımız için söylüyorum. Tabii bir de okullar artık çocukların okul olarak yaşayabildikleri ortam olmaktan da çıkıyor. Hani bu ifadeyi çok yanlış anlamasın izleyicilerimiz ama 15 Temmuz okulların her yerinde panolarda, Ramazan etkinlikleri geldiğinde öyle, Gazze öyle... Yani günlük siyasi konuların hepsi okulların içinde. Öyle olunca çocuk zaten okulda da o siyasetin dinamiklerinin içinde kendisini buluyor. Halbuki okulun okul gibi yaşanması bütün eğitimcilerin önerdiği doğrusu da, evrensel kural olarak da düşünülmesi gereken bir konu. Birbirine bağlı çok sorun var ama en temel konu sadece güvenlik odaklı bakmak. Girişte güvenlik kontrolü yapmış olmanız bunu ne kadar engeller? Umarım bir daha böyle bir şey yaşamayız ama bir taraftan da baktığınız zaman Milli Eğitim Bakanı hiç de sorun görmüyor bu konuyla ilgili. 'Biz bakanlıklar arası iletişimi sağladık, artık bundan sonra her şey çok daha düzgün gidecek' Buna dair güvenceyi ben kişisel olarak görmüyorum açıkçası. Çünkü İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve hatta bir iktidarın politikası olarak bu konuya bir politik tutum gerekli. Bir okulda bir katil nasıl yaratılabilir? Yani o çocuk doğduğunda katil değildi ama sistem öyle bir noktaya getiriyor ki; kendi sınıfındaki öğrencileri, öğretmenini rahatlıkla katledebilecek bir ortama geliyor. Tabii aileler çok önemli. Ekran bağımlılığı, gerçeklikten kopma, sanal dünya… Çok başka bir jenerasyonla karşı karşıyayız. Ailelerin işi de zor. Aileler de ihmal ediyor, ilgisizler demek istemiyorum, yanlış anlaşılmasın ama ailenin de gerçekten çok dikkat etmesi gerekti bu süreçte” ifadelerini kullandı.
“Gençler mutsuz ve umutsuz”
Akmen, “Okullarda temizlik sorunu çok önemli bir sorun. Hep geçici çözümlerle idare edilmeye çalışılıyor ama ikili eğitim yapan okullarda, özellikle binin üzerinde öğrencinin hareket halinde olduğu bir mekânda, taşımalı sistemle, yarı zamanlı çalıştırmayla temizlik ihtiyaçlarının karşılanmayacağı ortada. Onun dışında bir öğün ücretsiz yemek konusunda biz çok ısrarcı olduk ama o konuda da maalesef hiçbir gelişme sağlanmadı. Hatta bazen belediyeler öğrencilere kumanya desteği vermek istediğinde bile engellendi. O da önemli sorunlardan bir tanesi. Gençlere gelecek olursak, biz gençlerle çalıştığımız için, gençler mutsuz ve umutsuz. Çünkü üniversiteyi kazanmak bir baraj; üniversiteyi kazandılar ama üniversite sonrası ne olacak konusu hakkında çok umutsuzlar. Özellikle bu mülakat konusu çok umutlarını yitirmelerine neden oluyor. Kamunun istihdam politikası, oradaki yandaşlık anlayışı çok onların vicdanını zedeleyen bir konu. Bir de ekonomik koşullar nedeniyle sektörlerin neredeyse tamamında çok ciddi sorunlar yaşandığı için gençlerimizin işi maalesef çok sıkıntılı. Bir de okudukları bölümle ilgili uygulama olmamasından çok şikâyetçiler” dedi.
“Kamu kurumlarıyla işbirliği yapamıyoruz”
Akmen, “Bizim son yıllarda kamu yönetimiyle, kamu kurumlarıyla birlikte iş yapma imkânımız kalmadı. Tabii bu iktidarın tercihi, bizim öyle bir tercihimiz yok. Hatta bu Milli Eğitim Bakanı değiştiğinde de biz genel merkezimiz bir mektup yazarak bir görüşme talep etmişti ama zannediyorum o görüşmeye hâlâ bir cevap gelmedi. Aynı şekilde tabii genel tavır böyle olunca yerelde de o iletişim devam etmiyor. Yani bizim Milli Eğitim Müdürlüğüyle ya da üniversitelerle iş birliği yapma imkânımız şu aşamada yok. Bu bir politik tercih. Oysaki eski yıllarda yaz okulları yapılırdı okullarda, öğrencilerle birlikte etkinlikler yapılırdı. Biz yapmaya hazırız çünkü biz kamu yararına çalışan dernek statüsündeyiz, aslında kamu kurumuyuz biz de. Amacımız eğitim; hiçbir şekilde başka bir amacımız yok. Çocuklara, ebeveynlerine, bulunduğumuz ortamlarda iş birliği yaparak katkıda bulunmaya hazırız ama politik ortam buna müsait değil maalesef. Ne üniversiteler için; üniversitelerde de ilan asmak bile mümkün olmuyor yaptığımız etkinliklerle ilgili ki eski yıllarda kulüplerde öğrencilerimiz görev alırdı ve etkinlikler duyurulurdu. Bu iletişim artık yok. Onun için biz bu politik ortam devam ettiği sürece kendi alanımızda iletişim kurabildiğimiz bütün alanlarda çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yani hem yeni nesle Türkan Saylan’ı tanıtmak, görünür olmak hem de projelerimizi daha çok toplumla paylaşmak için iş birliği yaptığımız bütün kurumlarla devam ediyoruz” diye konuştu.
“Yaklaşık 500 öğrenciye burs sağlıyoruz”
Akmen, “İlk, orta ve üniversite öğrencilerine kadar burs veriyoruz toplamda yaklaşık 500’e yakın öğrencimize biz burs veriyoruz. Büyükşehir Belediyesiyle yaptığımız bir iş birliği sayesinde Sultandere'deki Es Çocuk Evi'ndeki kreşten sonra okula devam eden öğrencilerimize burs vermeye başladık bu yıl. Burs verdiğimiz öğrencilerimiz ve velileriyle -ortaöğretim için söyleyeyim- yakın bir iletişim içindeyiz. Zaten bizim hizmet binamız aynı zamanda bir etkinlik merkezi. Etkinlik merkezinde de çocuk, ilk gençlik ve yetişkin gruplarında çok sayıda buluşma gerçekleştiriyoruz. Onun dışında gönüllülerimiz de bize katkıda bulunuyor. Yani bizim sadece üye değil, destekçilerimiz ve gönüllülerimiz aracılığıyla çok yakın bir ilgi var. Ben gerçekten Eskişehir halkına da çok çok teşekkür ediyorum. Hem halkımıza hem burs verenlerimize hem bağışçılarımıza; bağışçılarımızın da ilgisi gerçekten çok iyi. Ben her programda da ifade ediyorum; Uluslararası Şeffaflık Ödülü almış bir dernek olarak biz bütün bağışlarla ilgili olarak en son bilgileri, en güncel bilgileri her zaman paylaşıyoruz. Aydınlık yarınlar için çaba harcıyoruz. Türkan Saylan'ın bize açtığı aydınlık yolda hizmetleri sürdürmeye devam ediyoruz. Bu kentin dinamikleri içerisinde yer alıyoruz, iş birliklerine hazırız. Bize verecekleri destek konusunda her zaman bilgi vermeye de hazırız. Sosyal medya hesaplarımız Facebook'ta ve Instagram'da çok güncel. Bütün etkinliklerimizi paylaşıyoruz. Bize ulaşmaları kolay; telefon numaralarımız ve mail adreslerimiz de orada. Her gün açık derneğimiz, pazar hariç, 12:00 ile 17:00 arası. Onları tanımak, bir çay ikram etmek ve yaptığımız etkinlikleri, projeleri de tanıtmak isteriz. Ben izleyicilerimize aydınlık günler dileyerek iyi bayramlar dilerim” dedi.





