Eskişehir, her ne kadar aktif ana fay hatlarının tam üzerinde kurulmamış bir kent gibi algılansa da tarihsel veriler ve jeolojik gerçekler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Kentin geçmişinde derin izler bırakan iki büyük kırılma noktası, Eskişehir’in deprem gerçeğiyle ne kadar iç içe olduğunu gözler önüne seriyor: 1956 Eskişehir Depremi ve sarsıcı etkileriyle hafızalara kazınan 1999 depremleri.

Eskişehir ve çevresinde aletsel dönemde kaydedilen en büyük ve yıkıcı deprem, 20 Şubat 1956 yılında yaşandı. Yerel saatle 22.31’de, kent sakinleri geceye adım atmaya hazırlanırken meydana gelen 6.4 büyüklüğündeki bu sarsıntı, doğrudan Eskişehir Fay Zonu üzerinde gerçekleşti.

Images (18)-2

İnönü-Sultandere segmenti arasında patlak veren deprem, özellikle şehir merkezindeki yapı stokunda çok ağır tahribata yol açtı. Dönemin kısıtlı imkanları ve yapı kalitesi, sarsıntının bilançosunu ağırlaştırdı.

1.379 bina tamamen yıkıldı veya kullanılamaz hale geldi. 1.486 bina orta, 9.862 bina ise hafif derecede hasar gördü. Şehirde çok büyük bir paniğe ve altyapı çöküşüne neden olan bu afet, teselli edici bir mucize eseri sadece 1 vatandaşımızın hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı; 19 vatandaşımız ise yaralandı.

1956 depremi, Eskişehir'in kendi altından geçen fayların ne denli büyük bir enerji üretme potansiyeline sahip olduğunu gösteren en büyük dönüm noktası olarak kayıtlara geçti.

Images (19)-2

1956'dan sonra uzun bir sessizliğe gömülen kent, 1999 yılında Türkiye'yi yasa boğan Marmara depremleriyle sarsıldı. Merkez üssü Eskişehir olmamasına rağmen, 17 Ağustos 1999 Gölcük (7.4) ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri kentte çok şiddetli şekilde hissedildi.

Kaynak: Eskisehir.net Haber Merkezi